HİÇ aklımda yokken yola çıkma isteği geldi. Çantamı hazırladım ve yola düştüm. Uzun bir tren yolculuğu. Spontane gelişiyor her şey. Herhangi rastladığım bir motel buldum. Güzel bir akşam yemeği yedim. Öyle gelişigüzel geldim ki buralara kadar. Hangi şehirde olduğumu bile unuttum.
Tam olarak ayamadım ne yaşadığımın. Sonra yol yorgunluğuyla odama çekildim. Masanın başına geçtim. Çoğu motelde oda ufak da olsa bir aynalı masa olur illa ki. Koltuk olur. Kül tablası olur. Pencere. Temiz olduğuna inanmak istediğin çarşaflar. Banyo. E tamam işte. Yeter de artar.
Bir sigara yaktım, camı açtım. Heyecanla kitaplarımı masanın kenarına dizip bilgisayarımı önüme açtım. Yazmaya başladım. Şu an Kars'tayım. Her yer bembeyaz. Çok güzel kar yağıyor. İstanbul gibi değil. İstanbul'da yağsa bile iki gün anca kalıyor. Sonrası hep çamur.
Burada karın hası var. Kar burada kök salıyor adeta. Şehre hâkim oluyor. Hiçbir şey yapmak için gelmedim bu şehre. Sadece bir şeyi görmek istedim. Yıllardır evden çıkmıyordum. Sadece hayatımda birisi varsa heveslenip bir yerlere gidiyordum. O yoksunluk duygusu beni yakalayamıyordu sokakların keşmekeşinde dolanırken. Sürekli zihnimin bir yanında yalnız değilsin, birisi var duygusu sırtımı dayadığım bir duvar gibi olurdu.
İlk defa kimse yok ve ben Kars'a kadar geldim. Sadece kendimi görmek için. Hayatımda kimse yok ve ben yalnız başıma bir yerlere gidebiliyorum. Niye Kars? Bilmiyorum, Nuri Bilge'nin Kars'ta geçen bir sahnesinden etkilenip atlayıp gelmiş olabilirim buralara kadar. Ya da Zeki Demirkubuz'un spontane gelişen o otobüse binme sahnesi gibi. Bir de o Kış Uykusu filmindeki sahne elbette. Kitaplarım, yazı masam neredeyse ben orada evimde hissederim ifadesi.
Kendime ifadelerimi arttırdım sadece. Kendime ifadelerimle sürekli bir yüzleşme döngüsü. Bu bir şeyi çözmüyor ama o bir şeyin çözülmesi gereken bir şey olduğu önyargısını kırıyor. İşte bu temas, bu fikir beni kurtardı. Bu da duyguyu kırarak oluyor. Kendine ifade. Sürekli bir devinimle. Sürekli bir ritimle. Rutinle.
Nejat İşler'in son röportajında dediği şeye katılıyorum. Beni iş kurtardı diyor. Evet iş. Hayatın sırrını idrak etmek diye bir şey yok. Yol önemli. Yolun sonu belli. Bu iş de para kazandırmak zorunda değil eğer aç değilsen. Karnın açsa zaten bir yolunu bulmak zorundasın ancak karnın toksa ve dinmeyen başka bir açlığın varsa çare yoldur. Bu yolculuğun da kendinden kaçmak için çıkılan bir yolculuk olmaması gerekiyor.
Hayat koca bir kuyu. Bu kuyudan kaçmak mümkün değil. Kuyunun kenarlarına doğru gidip başkalarının yol kenarlarından dilendikçe daha da açlığımız büyür ve kuyunun dibine doğru kayarız. Bir ömür buradaki saçmalığı reddederek nasıl yaşanabilir? Bu şekilde nasıl nefessiz kalmadan sabit durulabilir? Durulamaz.
İşte bu yüzden düşüncemin yönünü değiştirdim. Buraya doğru düşünüyorum ve kendimi kendime ifade ediyorum. İfadem hobiye dönüşüyor. Hobim ifadeye. Hobim işe dönüşüyor, işim hobiye ve ifadem işe, işim hobiye. Daha kutsal bir meşgale olabilir mi?
Kadıköy’de bulunan Müze Gazhane'de Zeki Demirkubuz'un Hayat sergisi vardı. Hayat filmi çıkmadan önce sergisini açmıştı. Müzeye ilk girdiğimde gözümden yaş gelmişti. Yeni çalıştığım sahaf işinden ayrılmıştım ve evlenmek üzereydim ama olmamıştı. Boşluğa düşmüşken ilk oraya gitmiştim. Bir mabede girmiş gibiydim. Karanlık bir ortamda Zeki Demirkubuz'un gözünden çekilmiş fotoğraflar. Arkadan da bir ses geliyordu, müzik miydi hatırlamıyorum ama ulvi hava katan bir ses vardı. O gün gerçekten arındığımı hissettim.
Çıkışta da bir romana başlamam gerekiyor diyerek müzenin sınırları içindeki kitapçıdan Selahattin Yusuf'un Umudun Göğe Yükselişi adındaki romanını almıştım. Sıfırdan başlayan benim gibi birisi için ideal bir kitap ismi.
Zeki Demirkubuz anlatıyor işte gece üçte birden karar veriyor ve dörtte Erzurum'a bilet alıyor. O esnada Erzurum'da kar yağıyormuş. Uyku uyumadan yola çıkıyor. Spontane bir şekilde. Bunu müzenin açılışında Gazhane söyleşisinde anlatıyor. Müzede sergilediği en güzel fotoğraflarını da orada çekiyor.
İşte böyle. Bu kadar. Pencereden dışarıya bakıyorum. Özgür hissediyorum. Bu yazıyı yazdım ya. Şimdi benden mutlusu yok. Birazdan bu karlı havada bu tatminle biraz yürüyüş yaparım. İki gün daha bu şehirde kalırım herhalde. Sonra İstanbul'a dönerim. Artık motorla seyahat etmiyorum. Tren yolculukları daha sarıyor. Bu arada benim adım Timur. Kış Uykusu filmindeki motorcu gezgin Timur. Yalnızlığıyla barışan Timur.
Yorumlar
Yorum Gönder