BU sabah kafam dolu uyandım. Dün ne olaylar yaşandı. Hatta bu bir hafta çok yoğundu. Burası böyleymiş. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi gibi bir hastane. Ancak daha butik bir yer. Bulunduğum ufak şehre göre. Bakırköy'e göre efsaneleri daha az. Biz efsane olmazsak tabii. Saffet abi ile olan diyaloglarımızdan sonra biraz mesafeli durmaya çalışıyorum. Bahçeye çıktım. Bugün kahvaltı etmeyeceğim. Önceden kahvemi aldım. Sigaramı yaktım. Bir ağacın arkasına sırtımı verdim. Muharrem Bey geliyor. Abi ne haber? Şükür Kaan Bey, sizi sormalı. İyidir, işte bugün de böyle, gördüğün gibi. Muharrem Bey bir şey soracağım. Tabii buyurun. Avrupa tarihine ilgilisiniz galiba. Geçen gün sohbetinize şahit oldum. Hocalık falan var mıydı geçmiş hayatınızda? Hayır Kaan Beyciğim, biz tarihin kendisiyiz. Hocalar bizi anlatır. Muharrem Bey böyle deyince, içimden diyorum bu sohbet sanırım "Ben Napolyon'um" muhabbetine dönecek. Abi nasıl yani diye soruyorum. Bir sigara yakıyor. Bir iki ...
ELLERİMLE topladım. Avuç avuç. Beyaz boyaları. Asırlık duvarları yeniliyorum. Örgü gibi. Bir görsen. Bembeyaz. Emek kokan. Yeni vaktin habercisi. Zamanın kaidesi. Kader gibi duvarlar. Olanın oluşu. Boyalarsa tercihlerim. İradem. Zaman geçerken. Ördüğüm gelecek. İnşa ettikçe geleceği, açılan şimdi ve geçmiş. Sis bulutu dağılıyor. Bir yağlı boya tablosu. Bulutlardan oluşan. Masmavi bir gökyüzü. Serçe parmağımla desteklediğim. Ufak ada. Uzunca bir liman. Sahil. Minik yelkenli. Açıkta bir deniz feneri. Resmettiğim yerden baktığım. Karışmış saçım sakalım birbirine. Yıllara meydan okurcasına. Hiç durmaz yerinde. Rüzgâr daima canlı. Deniz kokusu mis gibi. Tuzlu. Her an sıçrar. Parası da tuzlu. İşin zorluğu, yalnızlık. Rüzgârlı yalnızlık. Dalgalı yalnızlık. Tuzlu yalnızlık. Yalnızlık kayalıkların üzerinde. Yalnızlık deniz fenerinde. Kulenin içinde. Bir göz odada. Bugün fasulye yaptım. Pencereler kapalı. İki koltuk bir halı. Misafirim var. İki paket sigara. Karşılıklı oturmada. Konuştukça, başl...