Ana içeriğe atla

Mehmet Bey'in Hevesi

MEHMET Bey, apartmana pil kutusu almıştı. Büyük bir heyecanlan kartonu katladı ve kutu haline getirdi. Dikeylemesine dikdörtgen bir kutuydu bu. Tepesinde de pil atacak kadar genişliği olan bir boşluğu vardı. Çocuk gibi sevinmişti Mehmet Bey. Apartmana bir faydası dokunuyordu. Kutuyu apartman girişine bıraktıktan sonra hemen dairesinde ne kadar kullanılmış pil varsa hepsini aldı ve tekrar giriş katına inip kutuya attı. Kutuyu biraz daha doldurmak istiyordu ama başka eski pili kalmamıştı.

Bir gün sonra apartmandan çıkarken kutuyu kontrol etti ve kendi attıklarından daha fazla pil atıldığını gördü. Çok sevindi. Kalem pil, ufak pil, tombul pil; çeşit çeşit piller görünüyordu. Sonraki gün baktığında pek bir değişiklik yoktu. Bir sonraki gün baktı yine. Bu sefer bir soda şişesi gördü. Bu ne terbiyesizlikti. Mehmet Bey küplere bindi. Biz buraya pil kutusu koyuyoruz. Medeniyet şeysi gereği. Onlar geri dönüşe gidecek. Bazı sorumsuzlar kutunun üst tarafını üşenmeden açıp kendi şişelerini atıyorlar. Çöp mü bu? Üzerinde de kocaman yazıyor pil kutusu diye. Mehmet Bey, mırıltı şeklinde söylenmelerini sürdürerek kutunun içindeki şişeyi aldı ve apartman dışındaki büyük çöp kutusuna attı.

Günler böyle geçiyordu. Bazen birkaç pil daha atılmış oluyordu. Onun dışında şişe ya da başka bir çöp atan yoktu. Bir hafta böyle geçti. Kırmızı bir pil kutusu, gayet de şık duruyordu. Çok dikkat çekiciydi. Mehmet Bey, bu biraz sürsün, belki ileride başka tip çöp kutuları da getirtirim diye düşündü, farklı çeşit çöpler için.

Bir hafta geçmişti ki kutunun içinde bir dolu çöpün atıldığını gördü. Bir cips atığı, kullanılmış kâğıt mendil ve ufak bir eczane poşeti. Biraz dikkatli bakında sigara izmariti bile buldu.

Mehmet Bey, apartmandakiler böyle şey yapmaz. Herhalde apartmana girip çıkan yabancılar yapıyordur diye düşündü ve çöpleri kutudan çıkardı. Ardından tansiyonunu ölçmek için dairesine çıktı.

Hayalinde kutuyu tam doldurmak ve keyifle nereye verilmesi gerekiyorsa oraya vererek görevini ifa etmek vardı. Olması gereken buydu.

Bir gün sonra Mehmet Bey, elinde bitmiş bir iki pille giriş katına indi ve hafif bir neşeyle kutunun içine attı. Tam apartmandan çıkacakken merak edip geri döndü. Kutunun üst bölmesini çıkarınca cinleri tepesine çıktı. Bu ne alçaklıktır. Vatan haini bunlar. Her yere çöplerini atarlar, tam çöp kutusuna atacakları zaman da doğru yere atmazlar diyen Mehmet Bey, artık bu kadar yeter, bu apartmana pil kutusu fazla diyerek pil kutusunu aldı ve dışarıya çıkıp sokaktaki büyük çöp kutusuna attı.

Akşam olduğunda evdeki mevzu buydu. Akşam yemeği için sofraya kurulan çocukları ve eşine bakıp biz hiçbir şeyi hak etmiyoruz dedi ve sofranın başına oturdu. Eşi Nalan Hanım, kim neyi hak etmiyor dedi yemekleri tabaklara servis ederken. Mehmet Bey, pil kutusu almıştım ya dedi. Ondan bahsediyorum. Pil haricinde içine her şeyi atmışlar. Kaç gündür bu böyle. Ben de çöpe attım. Hak etmiyoruz dedi.

Nalan Hanım, son günlerde ne güzel, pratik oldu diye apartman girişine koyulan kırmızı renkli bir çöp kutusuna her geçişinde çöp atmaya başlamıştı. Mehmet Bey'in kendi koyduğu pil kutusu olduğunu o anda öğrenince ses etmedi. Evet, hak etmiyoruz hayatım dedi. Hiç okumuyoruz. Hem de hiç.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Balzac ve Dostoyevski'nin İzdüşümü (Pazartesi14 Dergisi)

RUS tarihinde ‘60’lar neslinin yaşadığı bir vaka vardır. Bu vaka 1860 ile 1870 yılları arasında vuku bulmuştur. Entelektüellikleri kıpır kıpır olup yerinde duramayan bu neslin gençlerinin Rus nihilizmi rüzgârına kapılması vakası.  Bu rüzgârı estiren başlıca sebeplerden birisi olan, 1853-1856 yılları arasında cereyan etmiş Kırım Savaşı hezimetidir. Bu hezimet, başta genç entelektüeller olmak üzere, insanların uyanışına vesile olmuş ve artık Rus çarlığının yönetim biçiminin, bürokrasisinin ve ordusunun ne menem bir şey olduğu, mevcut çağa yetişip yetişmediği üzerine yüksek tonda sorgulamalar ve tartışmalar başlatmıştır.  Savaş bitmeden bir yıl önce çarın anlamsızca büyük reformlara girişmesi ve bunlar çok geç kalınmış reformlar olduğu için bir de yetersiz kalıp insanlardaki umutsuzluğu daha da hızlandırmasıyla yönetim kendi kendine üzerine tuz biber ekmiştir.  Böylece Dostoyevski’nin de (1821-1881) eleştireceği o Rus Nihilizmini oluşturan psikolojik alt yapı her bakımdan ta...

Yazarak Düşünmek Nasıl Olur?

KARŞINDAKİ bir insan nasıl sana konuştuğu zaman sen de onu odaklanmış bir şekilde dinlersin, işte yazı yazmak da bunun gibidir. Çok iyi dinleyiciler vardır. Öyle can kulağıyla dinlerler ki senin de konuştukça konuşasın gelir, durmadan anlatırsın. Hatta bazıları sussalar da senin konuşmana yön verirler. Sen şelale gibi akarken ne yöne akacağını minik rötuşlarla ayarlarlar. Sen o akış esnasında fark etmezsin bile. Sen şevkle istediğin konuları anlattığını düşünürsün. Hararetle anlatırken konulara kendini kaptırdığından dolayı o kaptırmada aslında konuların duygularının fanusunun içine girersin. Bir dış izleyici ve dinleyici olan karşındaki kişi de olaylara o fanusun dışından daha net bakabilir.  Tek başına bir masaya oturup yazı yazmak da bu karşılıklı iletişim biçimine benzer. Yazı yazarken zihin bir akış halindedir. Harıl harıl akar. O esnada da eller çalışır. Kalem ya da klavyeyi kullanarak. Yazıya döker. Orada saf ve ham duygular vardır. Duygular hissettiği yerde zihinden geçen f...

Bir Ressamın Kırık Şövalesi (öykü)

MASADAN kalktım. Bir hafta boyunca karşımda taş gibi durmuştu. Şimdi gözleri doluyordu. Kendinize iyi bakın dedim. Yan masadan yaşını almış aktör abi geldi. Babacım Allahaısmarladık dedim. Sarıldık. Yanaklarından öptüm. Çantamı sırtlandım. Kasaya gittim. Çalışan kız arkadaş yeni gelen müşterilerle ilgileniyordu. Bir gözü de bendeydi geliyorum şimdi bakışlarıyla. Onlara anahtarlarını verdi, oda numaralarını söyledi. Sen geç geliyorum şimdi dedi. Odaya kadar onlara eşlik etmesi gerekiyordu.  Masaya geri döndüm. Otobüsün kalkmasına daha vardı. Rahat hissetmiyordum bir yandan da. Kasaya geri mi dönsem, kendi masama mı otursam, Haluk abinin masaya baktım yanında hiç yer yoktu. Onun da ailesi gelmişti sonradan bu pansiyona. Gitmek için sabırsızlanıyordum. Hande'yle bir vedalaşayım da. Mecbur kendi masama oturdum. Suzan ve arkadaşlarıyla işte yine karşı karşıyaydık. Bana acıyorlardı. Şimdi ise bu acıma merasimi tavan yapmıştı.  Bir an önce gitmem lazım. Suzan "biraz daha kalsaydın...