Ana içeriğe atla

Kayıtlar

edebiyat etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Sakura'nın Gölgesinde (öykü)

KULAKLARI tırmalayan bir sessizlik içinde kıvrımlı yollarda süzülüyordu. Yolun kenarlarında bazen tek tük evler ve bazen de sadece ağaçlar beliriyordu. Zemin düz ve temizdi. Yolculuk sakindi. Otomobile çok iş düşmüyordu. Bazen yokuş yukarı gidiyordu ama hiç yokuş aşağı inmiyordu. Gittikçe tepelik bir yere çıktıkları belli oluyordu. Şoföre bırakmıştı. Sormuyordu. Ev ve manzarası hayalinde canlanmıştı bile. Tepede bir ev. Herkesten ve her şeyden uzakta. Ağaçların arasında gizlenmiş. İstanbul boğazını da çok net gören gözetleme kulesi gibi bir ev. Çok geçmeden eve yaklaştılar. Bembeyaz bir ev. Yer yer neyi çağrıştırdığı belli olmayan kendine münhasır zarif mavi işlemeler. İki katlı. Çatısı Rum evi tipinde. Bahçesinin çevresi yüksek demir parmaklıklarla çevrili. Bahçe kapısı otomatik açılıyor. Araçla içeriye giriyorlar. İsmet, şaşkınlık ve hayranlıkla elini ağzına götürüyor. “Sakura”, diyor. “Bunlar kiraz çiçeği değil mi?” Şoför, “Evet beyefendi”, diyor. Ev, tepede ağaçlıkların arasında gi...

Telve ve Kar (öykü)

YOSUN tutmuş rayları seyrettim. Her an içimde bir şeyler koptu sanki. Pencereye başımı yaslayıp yaslamama tereddütleri içinde. O başka bir yolun raylarıyla, uzun uzun yan yana birbirimize eşlik ettiğimiz. Ardımda bıraksam da hala bana eşlik edip kendini gösteren o yosunları kurumuş raylar. Denizden gelen esintiler, çocuk cıvıltıları ve bir tren yolculuğu.  Bir saat boyunca kendi sınırını çizmek, kendini korumak ve hayır diyebilmek üzerine arkadaşımın düşüncelerini dinledim. Anlattıklarını tam olarak açarak ona eşlik edemediğim için sessizleştik. Bu ona bir hayır demek miydi bilemiyorum. Gözüm yosun tutmuş raylardaydı; “hayır” dediğim geride kalmış mazimde. Yine bana eşlik ediyordu. Bana değmeden. Elbette saçma olurdu yol boyu yan yana gitmek. O zaman bu rayların anlamı ne olurdu ki? Elbet o raylar bizden uzaklaşacak, açılacak ve kaybolup gidecekti kendi yönüne doğru ama inatla hala kendini göstermekteydi.  Biz ise kendi raylarımızın yönünde yol alıyorduk. Arkadaşım Ahmet ile. ...

Seni Kurtarmaya Geldim Osamu Dazai

YILLAR sonra yazmaya başlamışım gibi hissediyorum. Yıllarca düşünmüşüm. Ardından o konuyu kafamda tamamlamışım. Şimdi de yazıyorum. Sanki böyle.  Osamu Dazai. Bir Japon yazar. Onun ruh hali. Kitapları. Yaşamı. İntiharları. Başarısız intiharları. Sonsuz değersizlik duygusu. Evden çıkar çıkmaz meyhanelerde, randevuevlerinde kendini tüketmesi. Akıl hastanesindeki tedavi süreci. Evet, bunlar üzerine düşünüyorum.  Çok insan tanıdım. Bu hisle yaşayan. Özellikle bu ruh hali ile yaşayan yazarlara da hep ilgi duydum. Her birinde çok ufak nüans farkları vardı. Osamu Dazai'de de bir nüans farkı var. Onu diğerlerinden farklılaştıran bir özellik.  Osamu Dazai ne batıcı idi ne de gelenekçi. Üniversite yıllarında Marksist bir örgütte bir süre vakit geçiriyor ancak toplumsal kurtuluşa bireysel sancılarının çokluğundan dolayı inanamadığı için ve bir yere ait olabilme kaabiliyeti olmadığı için oradan ayrılıyor. Bu bakımdan da ne bir toplulukta yer edinebilir birisi ne de kendini tümden yok...

Sanatta hakikat var mıdır?

HEP balıklama atladım başkalarının denizine. Çünkü insan gibi değil de bir balık gibi hissettim belki de. Sanki açık havada boğuluyormuşum gibi. Yerimde duramadım. Sürekli deniz kenarlarında gezinip dalış imkânları aradım. Halbuki hep biliyordum. Durumun farkındaydım da ama işte bile bile yapıyor insan bazı şeyleri. Aslında denizin dibinde nefes alamıyordum. İnsan bir kere kendini balık sanmayagörsün. Ne olduğunu reddedip de gerisingeriye dönen ve yutulup balığın karnında gezinen Yunus gibi. Olayın farkına varıp ne olduğunu anladığı zaman tekrar o balığın karnından çıkıp yoluna devam etmişti. Dikey olarak yani insan olarak o erdemler merdivenini çıkması, devam etmesi gerekirken o geri dönerek balığın karnında yatay deniz sahasında dolanıp durmuştu.  Yön kaybolunca insan hiç hissediyor ve insan olduğunu bile unutup insan gibi nefes almayı unutuyor. Başkasının denizine ve başkasının karnına düşüyor. Bir başkasında yaşıyor. Empatinin değil sempatinin olduğu bir yaşantı. Sempati de öyl...

Çatlak duvar

DÜZENLİ olarak dergiler tarafından reddedilmeye başladım. Bu hoşuma da gidiyor ve iyiye işaret çünkü en azından geri dönüş alıyorum ve en azından bir ritme girdim. Daha kıymetli bir şey olabilir mi? Bir dükkânın olsa her gün gitmen gerekir. Bir sahafta işe başladıysan her gün kitapları düzenlemen gerekir. Saatçiysen her gün ayarlarına, camına ya da saatle ilgili ne gerekiyorsa onu yapman gerekir. Nefes alıp veriyorsak hala içimizde bir şeyler devindiğindendir. Sadece kalbin fizik tarafının kan pompalaması değil aynı zamanda enerji pompalayan insan yanımızın da; umutlu, tutkulu yahut imanlı yanımızın. Artık yeni oyunum bu. Dergilerden ret yemek. Türlü çeşitlilikteki edebiyat kültür sanat dergilerinden. Kimine şiir, kimine öykü, kimine deneme, inceleme, araştırma, kimine tarih metinleri gönderiyorum ve o kadar çok tarihi yazar kişiliği var ki bu konuda ilham aldığım. Yazar da şart değil, ressam da var. Mesela Vincent Van Gogh. Benim yasak aşkım. Neden yasak? Çünkü onunla çok düşünsel bağ...