Ana içeriğe atla

Kayıtlar

felsefe etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Baş Ağrıları ve Aras

BU yazı biraz garip olacak. Yazarın baş ağrılarından ibarettir. İmtihan gelecek gidecek. Hayalini kurmaya gerek yok. Hayalden kesilmenin yolu gerekiyor. Sevgi alamayan sevgiyle beslenemez. Sevgi de veremez. Sevgi nedir bilmeyen sevgi harici yollar, yöntemler, numaralarla insanları yanında tutmaya çalışır. Tuttukça illüzyon devam eder. İllüzyon olan sevgi. İlk sevgiyi ebeveynden alırız ya da almayız. Anne ve baba bunun iki ayağıdır. Çocuk eksik beslenirse ve illüzyon almışsa verdiği de bu olur. Aslında o da değil. Düz psikolojik anlamda genelde bu yüzeyde kalan sevgilerle idare ederiz. Alışveriş de buradan gider. Bu nefs alanıdır. Bakın, tam bu noktayı sorgulayalım şimdi. Düşünelim. Aslında ebeveynden gelen sevgi de saf değildir. Onun eksiği tamını geçtim, oradan gelen sevgide de aslında nefs vardır çünkü o da çıkar sevgisidir. Benim çocuğum, benim mülküm bakışı vardır. Kendi kanından canından olmak üzere. Kuran'a göre evlat ve mal en büyük iki imtihan. Hakiki sevgi, muhabbet ve bun...

Ümitsizlikle Kurtulmak

GÜVENMEDEN bir kitabı okumak mümkün mü? Hatta o kitaba başlamak? Kapak tasarımı, kitabın adı, konusu, yazarın kendisi ya da başka bir unsur okuru yakalamak zorunda. Bu yakalanma güven ve merak oluşturur. Şimdi tekrar soralım. Güvenmeden bir yazarı okumak mümkün mü? Güvenmeden birisini dinlemek mümkün mü? Görmek ve duymak mümkün elbette. Ancak gerçekten güven olduğu zaman gerçekten okumaya ve dinlemeye başlarız. Gerçekten ilgilenmeye başladığımız zaman bir sonraki sayfayı merak ederiz. O anda da satırları pür dikkat yakalar ve anlamını özümsemeye çalışırız. Bazı şeyler aklımıza yatar ve özümseriz, bazıları yatmazsa bir çekmeceye kaldırırız daha sonra tekrar değerlendirmek için. Özümseme ancak güven ile oluşur. Tüm kalkanlar indirilir ve en hassas yanın olan kalbini açarsın. Kalbin bir sünger gibi satırların suyunu içine çeker ve dolar. Tüm bu süreçler için öncelikle güven gerekir. Ondan önce de ilgi. Peki biz bir şeyle neden ilgileniriz? Güvenme ihtiyacından dolayı olabilir mi? Olabilir...

Felsefe Süzülmektir.

HERKES yerinde büyüyor. İşte bir yerlerden geçiveriyor yollarımız. Bazen denk geliyor, bazen ayrılıyor. Her adım bir şey katıyor, bazen de bir şey koparıyor. Deneyimler, sevinçler, hüzünler, yeni bilgiler, yeni mekânlar... Bazen aynı şeylerin devam etmesi ve zamanla demlenmesi; tat ve renk değiştirmesi. Bazen daha bir lezzetlenme, bazen daha bir ekşime ama hep eski ve kullanılmış dolu bir kitaba dönüşme. Şimdi sayfalar biraz sarardı. Kenarları kaç defa kıvrıldı. Satır araları kaç defa farklı kalemlerce çizildi. Bir defter gibi de değiliz baştan yazılan. Bizler birer kitabız her okunuşta farklı bir şey anladığımız, farklı yorumlar kattığımız. 10 yıl önce de doğduğumuz gün de şimdi de aynı satırları okuduk hep ama arada ne anladığımıza dair dağlar kadar fark var. Deniyoruz. Okuyup anlamayı. Ya da üzerine defter tutuyoruz. Denemeler yazıyoruz. Bu kitabı anlamak için. Niye deneme yazısı? Neyi deniyoruz? Yaşamayı. Nefes almayı. Kitap böyle mi okunur? Ya da doğru anlasak sancı biter mi? Böyl...

Kuzu ve Sarı Hâle (Garip Dergisi)

" Peki,  Yol yordam ne?  Çare ne?"  Plotinos, Dokuzluklar  Bir metne denk geldim. Tam da düşündüğüm bir konu üzerineydi. Hayatımı değiştiren bir konu üzerine. Bu yazıda işte o metnin son kısmını açımlamak istiyorum. Metin, Garip Dergisi'nin 4. sayısının girişinde bulunan editör yazısından. Dergi sanat, edebiyat ve psikoloji dergisi. “Küllerinden doğan herkese” diye selamlama ile başlayan yazı, derginin yönetmeni Meryem Çelik Hanım’a ait. Kendi anladığım şekilde -felsefi ve tasavvufi bir biçimde- yorumlamayı deneyeceğim. Daha doğrusu buna cüret edeceğim:  Bazen camımdan güneş sızmasa da ben tekrar doğmaya devam ettim ve bugün burada sizlerleyim.  Camdan sızmayan güneş gönül harici mecralardan gelmeyen ışıktır. Zamanında buna ihtiyaç hissedilmesine rağmen gelmeyen ışık. Bu gelmeyişlerle gönlün kendi ışığını doğurmasına vesile olan ışık. Tıpkı Rabbimi dualarımı kabul etmemesinden bildim diyen Hazreti Ali’nin sözü gibi. Çünkü kendi gönlünde doğmayanın inandığı ...

İyiliğe Felsefi Bir Eğiliş

"Mademki kötü şeyler buradadır ve bir zorunluluk olarak bu bölgeyi dolanırlar,  Mademki ruh da kötü şeylerden kaçmak ister,  Buradan kaçmalı.  Peki,  Nedir bu kaçış?”  Plotinos, Dokuzluklar  İyi insan azdır. Hak ile hak olan az. Hakkı hukuku gözeten az. Her şeyin hukukuna riayet eden az. Bu yazı, insanın en asli ihtiyaçlarından birisi olan topluluk olma ile hakikat arasında büyük bir yarık açma derdinde. Sadece bir nüans üzerinde durabilmek adına. Yoksa bu yemek yemeğe karşı gelmek kadar absürt bir tavır olurdu. Yoksa zaten gruplaşmayan / yardımlaşmayan insanın hayatta kalamayacağı malumdur.  Topluluk çıkarı gözeten bir oluşuma dahil olmak iyiliğe değil, o grubun ortak çıkarının iyiliğine dahil olmak demektir. Oraya hizmet etmek demektir. Grubun bir davası olur. O dava da tüm insanlığın iyiliğine hizmet eder; kendi iddiasınca. Her grubun da bakış açısı ve vurgusu farklı olduğu için birinin gördüğü iyiliği diğeri göremez ve bu farklılıklar da zıtlıklara...

Oda Felsefesi

BİR insan vardır. Kendisine oda inşa eden. Tabanı soğuk betondan. Yorgunken oraya gider. Kapıyı arkasından kapar. Soğuk, terliklerinden geçer. Ayaklarına iyice işler. Bu insan yol yorgunudur. Bu odanın bir sebebi vardır. Öyle bir noktadır ki burası. İnsan bazen bu odaya gelir. Soğuk betonu hisseder. Biraz durur. Karanlık bir oda. Gözlerini kapar. Üşür. Üşüdükçe bazı imgeler gelir. İmgeler geldikçe anlar. Neden bu odayı yaptığını. Hayır, meditasyon odası değil burası. İbadet odası değil.  Burası belli bir noktadaki insanın odası. Ancak o inşa eder burayı. Taban buz gibidir. Soğuktur. Tam odanın ortasında durur. İmgeler gelene dek. Geldiği an iş bitmiştir. Odadan çıkar. İşine devam eder. Neyle meşgulse. Bu odaya yorgunken girer. İmgeleri unutturan bir yorgunluk. İmgeleri unutturan bir umutsuzluk. Öyle ısınır ki soğuğa ihtiyacı olur. Bu, o insanı dinç tutar. Tekrar yoluna döner. O tek yoluna. Maruz kaldığı yola. Zorunda kaldığı.  Odaya pencere yapmamıştır. Çukur da. Hatta ve hatt...

Boşluğa Denk Gelmemek: Hazır Olmak, Vurgu ve Üçüncü Yol

İNSAN kendini her daim hazır etmeli. Öyle yaşamalı ki artık kendi öznel yaşamında bulunduğu pozisyon itibariyle hazır hale gelsin. Hiçbir şey boşluğuna denk gelmesin. Bir okyanus ortasında bekleyip de hangi köpek balığı denk gelirse gelsin diyerek kala kalmasın. Böyle bir yaşantı olamaz. Saygı duymadığım tek kimlik, kişilik, yaşam tarzı bu. Saygı duymadığım ve var olmasını istemediğim ama hangi kimliğe bürünürsek de bürünelim her birimizin nüvesinde bulunan gayet de insani bir kusurdur bu diyelim. İnsani yanımıza mı savaş açtım durup dururken? İnsani yanlarımıza savaş açmak mantıklı bir şey mi? Doğaya karşı mı geliyorum? Aciz yanımıza?  Yine ve yine hepimizin yaptığı ama felsefi anlamda çok da üzerinde durmadığı bir mevzuya değinmek istiyorum. Aslında biz hep bir şeye vurgu yaparız. Konuşup ilgilendiğimiz ve savunduğumuz, daha çok konuştuğumuz şey aslında o uçsuz bucaksız olan çok geniş yaşamın hakikatinden bir parça. Konuşuruz, tartışırız ve sanki farklı şeyler söylüyormuşuz konum...

Sanatta hakikat var mıdır?

HEP balıklama atladım başkalarının denizine. Çünkü insan gibi değil de bir balık gibi hissettim belki de. Sanki açık havada boğuluyormuşum gibi. Yerimde duramadım. Sürekli deniz kenarlarında gezinip dalış imkânları aradım. Halbuki hep biliyordum. Durumun farkındaydım da ama işte bile bile yapıyor insan bazı şeyleri. Aslında denizin dibinde nefes alamıyordum. İnsan bir kere kendini balık sanmayagörsün. Ne olduğunu reddedip de gerisingeriye dönen ve yutulup balığın karnında gezinen Yunus gibi. Olayın farkına varıp ne olduğunu anladığı zaman tekrar o balığın karnından çıkıp yoluna devam etmişti. Dikey olarak yani insan olarak o erdemler merdivenini çıkması, devam etmesi gerekirken o geri dönerek balığın karnında yatay deniz sahasında dolanıp durmuştu.  Yön kaybolunca insan hiç hissediyor ve insan olduğunu bile unutup insan gibi nefes almayı unutuyor. Başkasının denizine ve başkasının karnına düşüyor. Bir başkasında yaşıyor. Empatinin değil sempatinin olduğu bir yaşantı. Sempati de öyl...