Ana içeriğe atla

Oda Felsefesi

BİR insan vardır. Kendisine oda inşa eden. Tabanı soğuk betondan. Yorgunken oraya gider. Kapıyı arkasından kapar. Soğuk, terliklerinden geçer. Ayaklarına iyice işler. Bu insan yol yorgunudur. Bu odanın bir sebebi vardır. Öyle bir noktadır ki burası. İnsan bazen bu odaya gelir. Soğuk betonu hisseder. Biraz durur. Karanlık bir oda. Gözlerini kapar. Üşür. Üşüdükçe bazı imgeler gelir. İmgeler geldikçe anlar. Neden bu odayı yaptığını. Hayır, meditasyon odası değil burası. İbadet odası değil. 

Burası belli bir noktadaki insanın odası. Ancak o inşa eder burayı. Taban buz gibidir. Soğuktur. Tam odanın ortasında durur. İmgeler gelene dek. Geldiği an iş bitmiştir. Odadan çıkar. İşine devam eder. Neyle meşgulse. Bu odaya yorgunken girer. İmgeleri unutturan bir yorgunluk. İmgeleri unutturan bir umutsuzluk. Öyle ısınır ki soğuğa ihtiyacı olur. Bu, o insanı dinç tutar. Tekrar yoluna döner. O tek yoluna. Maruz kaldığı yola. Zorunda kaldığı. 

Odaya pencere yapmamıştır. Çukur da. Hatta ve hatta. Tüm o yönlerden gelmiştir nitekim. Hem pencere yönünden. Hem de çukur yönünden. Her yönüne gitmiştir bu odanın. Artık şimdiki hali iyidir odanın. Hem pencere ve çukurları kapatmıştır. Hem de odaya pencere ve çukur yapmamıştır artık. Tek bir sebebi oraları tatmıştır. Ve en önemlisi. Odanın kapısının ardından bir hayatı vardır artık. Yolu vardır. Yorulduğu yol. Ama tek umudu olan yol. 

Pencere ve çukur yönlerinden umudu kalmamıştır. Bu oda temaşa odasıdır. Seyretme. Yorgun izleyicilik. Sıkışınca o geçmiş imkânsızlıkların neden imkânsız olduğunu hatırlama seansı. Odanın tek amacı budur. Soğuk zeminli oda bir meyildir. Henüz dışına çıkılıp izlenemeyen bir hâl meyli. Çukur ve pencere yönleri ise dışına çıkılmıştır. Dışından da izlenir. Ama oda henüz değil. 

Oda hatırlama odasıdır. Ta ki soğuğu iliklere kadar hissetmek için. Ve en önemlisi kapının ardına geri dönmek için. Kapının ardındaki hakikati hatırlamak için. Odaya gidiş bir unutuştur. Yolun kıymetini. Bir hatırlayıştır unutkanlığı. Oda, çıkmaz sokaklara çıkarcasına bir meyildir. Bir nostalji. Hareket alanı kalmayan insanın kendine açtığı alandır. Oda, tanıdık olana bakmaktır. 

Yol ise tanınmayana çıkar. Yol huzura bile çıksa bilinmezdir. İnsan korkar. Güven arar. Tanıdık ister. Huzursuzluk bile olsa. Odaya döner. Seyreder. Etrafında duvarlar vardır. Ama imgeler koşar adım gelir. Neden? Soğuktan dolayı. Odaya, eskiye özlemle gidilir. Vücut sıcaktır. İnsan yol yorgunudur. Dinlenmek ister. Yolun dinlendirdiğini unutarak. Vücudun sıcaklığı bir haldir. Ağırlık. Bunaltı. 

Odanın soğuğu ise jilet gibi keser zihni. İmgeler bıçak gibi gelir. Her biri insanı yaralayan. Her biri neden yola çıktığını hatırlatan. Neden çıkmaz sokakların çıkmaz olduğunu anlatan. Çıkmaz sokaklara doğru neden yola çıkılmayacağını bir çocuğa güzelce anlatır gibi anlatır bu bıçak kesikleri. Bu imgeler. Bu anılar. Betonun soğuğu. Penceresiz ve çukursuz oda. 

Oda bir yere gelen insanın mekanıdır. Bu odayı bile göremeyenler vardır. Onlar pencerelerden ve çukurlardan atlamış çıkmaz sokağın çocuklarıdır. İnsan, çocuklarını oralardan toplamıştır. Her birine kendisi atlayarak çocuklaşmış. Oralardan çıkarak insan olmuştur. Odasını yapmıştır. Ardından kapısını kapatıp yoluna çıkmıştır. Yorulduğunda tekrar bu odaya gelmek üzere. Ama üşümek için. Düşmek için değil. Ya da atlamak. 

Her bir imge ona yalnızlığını bağırır. Her birisi o çıkmaz sokakların sonundaki halini hatırlatır. Sokağın başı nasıl davetkardı halbuki. Tanıdık. Bildik. Yani güvenilir. Sonu acı verici. Yalnızlaştıran. Kimsesizleştiren. Ama tanıdık acı. Öğrendiği tek şey belki de. Bir insan vardır. Kendine oda inşa eden. Tabanı soğuk betondan. Yorgunken oraya gider. Ta ki kendini hatırlayana kadar. Sonra odadan çıkar. Kapıyı ardından kapar. Bildiklerini odaya hapseder. Bilinmeze doğru devam eder. Hiçliğe doğru. 

Hiçlik insanı yorar. İnsan devam eder ama. Yürür. Çıkmaz sokağın çocuklarını toplamıştır. Ellerinden tutar. Devam eder. Ta ki tekrar yorulana dek. Vücudu ısınana dek. Soğuğu unutana. Üzerinden imgeler tamamen dökülene dek. Kendini unutana dek. An gelir kendini unutur. Odaya geri döner. Çocuklar kapıda bekler. Artık o aşama geçilmiştir. Ne çocukların odaya dönmesine gerek vardır, ne de baştan bir çukur ve pencere yapmaya gerek vardır. 

İnsan sadece odaya bir uğrar. Hesaplaşır. Yoluna daha iyi devam edebilmek için. İnsan korkularına temas eder. Onlara kapılmadan. Temas ettikçe dirilir. Kendini hatırlar. Bir zamanlar temas ettikçe kapılan insan. Ama şimdi temas ettikçe dirilen insan. Üşüdükçe büzüşmeyen. Odadan çıkıp yola devam eden. Dondukça çukurlardan atlamayan. 

Çocuklar seslenir içeriden. Baba? Yola devam etmiyor muyuz? İnsan onlara seslenir. Geliyorum evlatlarım. Merak etmeyin. İnsan zihninde eksik parçaları tam oturtur. Hatırlar hatırlar hatırlar. Çıkmaz sokakların boşluğu kapanmış, doldurulmuştur. Bu soğuk odada güven veren, artık kendine çekemez, kendinden kaçırtır. İnsan tamamen üşümeyi bekler ve yola devam eder. 

Odadan her çıkış bayram sevincidir. Çocuklar cıvıl cıvıldır. Kapıda ufak bir karşılama töreni. Yürüyüş devam eder. İnsan anlar. Yol yorgunluğu yalnız hissetmek değildir. Yalnız hissetmek ancak çıkmaz sokaklarla mümkündür. Bir başkasıyla mümkün. Yalnızlık ancak bir başkasıyla yan yana gelmekle mümkündür. Tek başınalık ise yalnızlıktan kurtuluştur. Hakikat yolu her zaman tek başına yürünür. Bilinmeze doğru yürüdükçe insan bilinir. Bilinende kaldıkça da bilinmez. Kaybolur.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Balzac ve Dostoyevski'nin İzdüşümü (Pazartesi14 Dergisi)

RUS tarihinde ‘60’lar neslinin yaşadığı bir vaka vardır. Bu vaka 1860 ile 1870 yılları arasında vuku bulmuştur. Entelektüellikleri kıpır kıpır olup yerinde duramayan bu neslin gençlerinin Rus nihilizmi rüzgârına kapılması vakası.  Bu rüzgârı estiren başlıca sebeplerden birisi olan, 1853-1856 yılları arasında cereyan etmiş Kırım Savaşı hezimetidir. Bu hezimet, başta genç entelektüeller olmak üzere, insanların uyanışına vesile olmuş ve artık Rus çarlığının yönetim biçiminin, bürokrasisinin ve ordusunun ne menem bir şey olduğu, mevcut çağa yetişip yetişmediği üzerine yüksek tonda sorgulamalar ve tartışmalar başlatmıştır.  Savaş bitmeden bir yıl önce çarın anlamsızca büyük reformlara girişmesi ve bunlar çok geç kalınmış reformlar olduğu için bir de yetersiz kalıp insanlardaki umutsuzluğu daha da hızlandırmasıyla yönetim kendi kendine üzerine tuz biber ekmiştir.  Böylece Dostoyevski’nin de (1821-1881) eleştireceği o Rus Nihilizmini oluşturan psikolojik alt yapı her bakımdan ta...

Grazie, Signore

AMADEUS filminin bir sahnesinde Salieri piyano başında beste yapmaya çalışıyor. O  notayı bu notayı deniyor. Deniyor, deniyor ve en sonunda istediği nota bağrından çıkıp parmak uçlarında yaşam buluyor. Piyanodan gelen sesler Salieri'yi mutlu ediyor. Gözlerini kısıyor ve gayet mütebessim bir şekilde karşı duvardaki Hazreti İsa heykeline bakıp "Grazie, Signore" -Teşekkürler, Efendim- diyerek şükranlarını sunuyor. Ve çalışmasına devam ediyor. Bu sahneyi çok seviyorum. Yaratıcı ilhamın geldiği bir kaynak vardır ve tüm sanatçılar bu kaynağa inanır. Söz etmese, konuşmasa da onu hisseder. İlham saatidir o. İlhamın geldiği ve sanatçıyı bir trans haline sokarak yaratım sürecinin başladığı saat. Sanatçı o zaman gürül gürül akar, bir motor gibi çalışır, eli hareket etmeye, sesi çıkmaya başlar. Ortaya muazzam bir resim çıkar tüm iç dünyasını yansıttığı. O iç dünyalar her insanda vardır. Ancak bunu ressam ifade edebilir ve insanların etkilenme sebebi de budur zaten. Benim iç sıkıntımı...

Yazarak Düşünmek Nasıl Olur?

KARŞINDAKİ bir insan nasıl sana konuştuğu zaman sen de onu odaklanmış bir şekilde dinlersin, işte yazı yazmak da bunun gibidir. Çok iyi dinleyiciler vardır. Öyle can kulağıyla dinlerler ki senin de konuştukça konuşasın gelir, durmadan anlatırsın. Hatta bazıları sussalar da senin konuşmana yön verirler. Sen şelale gibi akarken ne yöne akacağını minik rötuşlarla ayarlarlar. Sen o akış esnasında fark etmezsin bile. Sen şevkle istediğin konuları anlattığını düşünürsün. Hararetle anlatırken konulara kendini kaptırdığından dolayı o kaptırmada aslında konuların duygularının fanusunun içine girersin. Bir dış izleyici ve dinleyici olan karşındaki kişi de olaylara o fanusun dışından daha net bakabilir.  Tek başına bir masaya oturup yazı yazmak da bu karşılıklı iletişim biçimine benzer. Yazı yazarken zihin bir akış halindedir. Harıl harıl akar. O esnada da eller çalışır. Kalem ya da klavyeyi kullanarak. Yazıya döker. Orada saf ve ham duygular vardır. Duygular hissettiği yerde zihinden geçen f...