Ana içeriğe atla

Kayıtlar

heidegger etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Eflatun ile Platon arasında bir sâlânın kritiği

BİR perşembe akşamı okunan sâlânın bana hissettirdikleri. Bir sâlâ üzerine kritik. Aparmanın yangın merdiveni kısmına geçip puromu yaktım. Akşamı dinliyorum. Karşı apartmanlarda ışıklar açılmış. Kimi köpeğini gezdiriyor. Kurye motorları gidip geliyor. Karşı dairede bir adam çocuğu ile futbol oynuyor. Yağmur yok ama kış akşamına özgü serin bir ıslaklık var. Sonra sâlâ başlıyor. Düşünüyorum. Ne acayip şey. Arabistan’da da, İran’da da, başka Müslüman ülkelerde de bu sâlâ yok. Bize has, bizim kültürümüze ait bir şey. Medine ziyaretlerine gitsen orada bile sünnet namazı kıldırmazlar, böyle sâlâ okumak falan zaten hiç yok. Bizim kültür kodlarımıza ait bir şey. Birden gerçek edebiyat diye düşünüyorum çünkü bu kültür kodları sadece perşembe akşamları okunan sâlâ okumasından ibaret değil. Bu bizim sokaklarımızda yaşanan bir şey sadece. Bunun bir de düşünsel alt yapısı var. Herkesin kendi bireysel yalnızlığında arayıp bulamadığı ve başka şeylere tutunup idare etmeye çalıştığı ...

Romana Felsefi Bir Eğiliş (Pazartesi14 Dergisi)

ROMANLARDA en vurucu olayı çözen anlar vardır. Bir iki sayfadır. Felsefi anlamda hayatı, insanı konuşan anlar vardır. O da bir iki sayfa. Yoğun duygusal anlar da öyle. Yani zirve anlar romanlarda birkaç sayfa sürer. Gerisi ağacın dallarıdır. Merakın sürmesi ve asıl kokuların etrafa, sayfalara bir matematikle yayılması. Sürer, sürer ve bir manevi yükseliş anı ifadesi gelir. Bir sayfa, zirveye çıkılır ve inilip devam edilir. Edebi akıcılıkla zihni meşgul tutma ve aralarda zihni, kalbi besleme. Ve nihayetinde son sayfa ile bütünü tamamlama. Tamamlanmayla roman biter. Romanın amacı tamamlanmak değildir ama. Tamamlanmaya doğrudur amacı. Bir yöne meyil ama tamamlama değil. Romanın amacı ölüm değil. Ölüme doğruluktur ama. Heidegger felsefesi işte. (1) Ölüme doğru varlık olma. Varlık ölüme doğru yaklaştıkça daha sıkı tutunur, tutunduğuna yoğunlaşır, tutunduğu olur çünkü tutunacak kimse kalmayınca tutunduğu olarak kalmak yani ölümsüzleşmek ister. İstisnasız her insan böyledir. Bir şeyle ill...

Sararmış Beyaz Cübbeler

House That Jack Built filmindeki seri katil bir ev inşa ediyordu. Depresyon ve sonra çöküş ile başlayan sürecin dibini kazıyordu. Yani insanlıktan çıkma. Çıkan insanlığına yeni bir alan açmanın sembolik anlatımı olarak düşünüyorum o evi. Ulaştığı yeni şuur ile yapıp ettiklerinin, yani ördüğü duvarların meydana çıkardığı mekân.  Mekân yeni kurduğu benliğinin merkez alanını gösteriyor. Yaşadığı, yaşattığı yeni çocuk. Bu bir seri katil. Edindiği rutin, süreklilik, bağlam, edindiği hikâye ile hayatı okuması bambaşka bir yörüngede artık. Rutini ile kendini çürütmeye, yok etmeye çalışırken insanları da ve sosyal düzeni de toptan yok etmeye yönelik.  İnsanın yolculuğunun bir dikey yolculuğu vardır, bir de yatay. Yukarıya doğru olan adımlar sıfır noktasından itibaren derece diye tanımlanır, sıfırdan aşağı olanlar ise eski Türkçe'de dereke diye tanımlanır. Yatay gelişim ise entelektüel alana girer. Dikey gelişimde o entelektüel donanımla yukarıdan bakma, genel bir perspektiften her şey...