Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mayıs, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Gemiyi Limana Yanaştırmak

SEBEPSİZ gelen huşu. Ne tatlıdır. Ve pek de garip. Usulca gelir. Kapıyı da tıklatmaz. Aralıktan girer içeri. O kadar. İşte buradadır. Üzerine düşünemezsin de. Seni sakinleştirir. Gevşersin. Aklederek gelmemiştir ki üzerine düşünebilesin. Sebepsizdir. Hem zaten kendisi de izin vermez. Çünkü sancı geçince sorular biter ve düşünme de. Felsefe sancı işidir. Geçmeyen sancıların neticesidir. Açıklamaya çalışmalar, tanımlar, sebep sonuç zinciri kurma derdi. Huşu geldiği an melankoli gider. İnsanın göğsü genişler. Tanrı'nın keremi ilahisi olmalı bu. Şükran duygusu farklı bir şey. Bir şeye ya da bir şey için değil teşekkür etmek gibi değildir sanki. Sanki teşekkürün kendisi gelmiştir. Heidegger, metafiziğe kendini bırak metafizik kendisini açıklar der ya hani. Tıpkı onun gibi. Hem düşünmenin en zirve noktası da şükran halidir der. Düşünmek demek ki çok farklı bir şey. Tetikleyicisi sancı ancak nihayeti şükür. Angst der Heidegger ancak bir şeye ya da bir şey için Angst değil. Yine kendinden ...

Pirincin Taşı

İÇİM içime sığmıyor denir. Benim ise içim içime razı gelmiyor. Çelişkiler içindeyim. Açmazlarım üzerime kapanıyor sürekli. Ve ben salıyorum hepsini. Bırakıyorum. Parka, başkalarının köpeklerini gezdirmeye gelmiş birisi gibi. Sokakta 10 tane köpek birden gezdirenleri görürüz ya. Onlar gibi. Parka iniyorum ve köpekleri salıyorum. Neden? Biraz nefes almak için. Şu çelişkileri biraz uzaktan izlemek için. İnsan, kendi içine çok yakın olunca dibine ışık veremiyor. Çok iç içe olmamalı kendiyle. İçli dışlı durmamalı. Bu sefer derine dalmak olmuyor bunun adı, derinlerde boğulmak oluyor. O yüzden salıyorum köpekleri. Bakalım ne olacak diye. Her biri bir tarafa gidiyor ama beni de yokluyorlar arada. Gidip ben aldım bunları. Bıraksam da kolay değil. İzleniyorum. Çelişkilerim bunlar benim. Üstelik hiçbirisiyle bire bir sorunum yok. Bunlar benim parçalarım ve beni boğan da parçalarımın birbirleriyle olan çelişkileri. Çelişkide ne olur? Tarafların baskınlığı birbirini yenemez. Bir dediğinin bir dediğ...

Beklentisizlik

BU hayata hepimiz doğuştan gelen bir yaşam enerjisiyle başlarız. Bu enerjiyle beklentilerimiz olur. Yaşama saldırırız. Yaşamak isteriz. Beklentilerle doğarız adeta. Hepimiz bir yere savruluruz. Beklentilerimiz gerçekleştikçe mutlu oluruz, gerçekleşmedikçe depresif. Başka yollar ararız bu sefer. Su akar ve yatağını bir şekilde bulur. Bir şeye karşı ümidimiz kırılır. Melankoliye gireriz. Ümidimizi toparlamaya çalışırız. Olumlu hayal kurmaya çalışırız. Beklentimizi parlatırız. Ve tekrar yola çıkarız. Hayal kırıklığına uğramak bizi çökertir. Derecesine bağlı. Beklentimizin yüksek olduğu ve bizim için elzem olduğu yerlerden darbe yersek çöküşümüz daha kuvvetli olur. Toparlanması da daha zorlaşır. Yumuşak karnımız vardır. Oralara bir şeyler denk gelsin istemeyiz. Kasarız, kasılırız. Bir ayet var. Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyiniz diye geçen. Bu ayeti o kadar farklı anlıyorum ki. İnsanlar neden antidepresan alıyor? Mevcut sistemin çarklarını daha iyi koşturabilmek için. Beklentilerine ...

Siyasetin İdealleri Mümkün mü?

"SİYASET, temelde kusurlu bir dünyanın kaçınılmaz çatışmalarını çözmek yerine, hafifletmek için bir araçtır."  Jakop Norberg, Schopenhauer's Politics Siyasetin idealleri mümkün müdür? Hayır, değildir. Bu yazı tamamen, neden mümkün olmadığının açıklanması üzerine felsefi bir sorgulamadır. Siyasetin, toplumun, yaşamın ve insanın eleştirisini yapıyorum. Yazının dayandığı ve hiç değinilmeyeceği temel kavram, Hz. Mevlana'nın "bu yaşamda birlik olmaz, burası fark âlemidir" ibaresidir. Ekrem İmamoğlu'nun Tayyip Erdoğan'dan bir farkı yok. Hiçbiri babamızın oğlu değil. Politikacı politikacıdır. Güvenilmez. Tek farkları vitrindeki süs ve renklerinin farklı olması. Kimi vitrine Atatürk'ü koyar, kimi İslam'ı, kimi Kürt haklarını, kimi milliyetçiliği. Eğer siyasetçilere sempatinde ekonomik bir çıkarın yoksa yaptığın tek şey duygusal mastürbasyondur, o kadar. İktidar değişimi ya da seçimlere yaklaşırken iktidarın kendi içinde yaptığı ufak değişimler sadece...

Meçhuliyet Üzerine Deneme

ANLAM gerekir tanrıya inanırız, bağ kurmak isteriz dine inanırız, hissetmek isteriz mistisizme inanırız. Hissedersek dindar oluruz, hissedemezsek din bize mit olur; yani efsane, hikâye... Ve inanmayı bırakırız. Kanaatimce bırakmak inanmayı değil, anlaşmayı bırakmaktır. Uyum sağlamak, orta yolu bulmak. İki sevgili gibi. Sonuçta bu bir ilişki biçimi. İnançsızlık küskünlüktür. Kuran'da bir ifade geçer, "onlar derler ki bu eskilerin hikâyeleridir"... Hikâyelerin eskide kaldığı algısı sebebiyle onlarla temas kurulamaz. Bu teması mistikler sağlar. Tıpkı Pisagor ve Platon gibi. Tıpkı İbn Arabi ve Mevlâna gibi. Homeros, mecazen ele alınır ve dış âlem iç âleme ayna olur. Dış hikâyeler mecaz olur çünkü bu âlem, varlığın birliği anlayışına göre zaten bir rüyadır. Bu yüzden işari yani tasavvufi tefsir, tüm zahiri ifadeleri batıni alır. Zahir, mecaz ise bunun ne kadarını hakikat, ne kadarını mecaz alacağız zıtlaşması ise başka bir tartışma konusudur. Peki, soru şudur: insan, yola çıkı...

Koca Bir Hamburger (Pazartesi14 Dergisi)

HAYATIN sahne arkasını, festival filmciliğinin kamera arkası örneği üzerinden felsefi olarak ele almak istiyorum. Kamera arkası demek yaratıcılığın parladığı, ilk kıvılcımın çıktığı yer demektir. Burada kameranın arkasını sonsuz anlamda, tüm kâinat ve hayat alanı olarak alıyorum; yani kamera arkasındaki çalışanların olduğu set ortamını da, yönetmenin, senaryo yazarının tek başınayken yaratıcılığını çalıştırdığı o evindeki masa başını da kastediyorum. Kamera arkası, kamera önündeki işleyişin bir düzen içinde sürdürülmesini devam ettiren ya da bunu aniden bozup başka bir yöne doğru gitmesine karar veren taraftır. Tüm serbestlik burada akar. Tüm yaratıcı pırıltılar da buradan çıkar. Çünkü sahne önündeki tüm malzemeler, kamera arkasında bir hamur gibi yoğurulur. O yoğurulmalardan çıkan eli yüzü düzgün malzemeler kamera önüne konur. Kamera önündekiler yoktan var edilmiş gibi bir estetikle izleyiciye sunulurken, kamera arkasındakiler işin hakikatini ve doğum süreçlerini bilir. Yani yoktan va...

Din Beklemektir.

DİN nedir? Felsefi anlamda yaklaşmak istiyorum. Beklemektir din. Es vermektir. Dinin insana verdiği en büyük şey anlamdır. Anlam bir sonuç sunmaz. Anlam, insanı bir fanusa sokar. O fanusun içine girdiğin zaman sürekliliği olan anlamlı bir hikâyenin parçası olmaya başlarsın. Bütünlük hissi vardır. Dinin burada şeklinin şemailinin ayrıntılarının ya da anlatısının bir önemi yoktur. Zaten en başta bu hikâyenin parçası olmayı seçerek hikâyenin devamına talip olunur. Aidiyet hissi burada önemlidir. Güven duymak. Ama aslında birisine olan güven değil. Ya da gördüğün biriyle gerçekleştirdiğin sözleşme de yoktur burada. Burada sadece varoluşsal bir güvene kendini bırakmak vardır. Bunu seçersin. Büyük bir insani ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaç doğal olarak ortaya çıkar. Çünkü insan acizdir ve kusurludur. Fazlasıyla insani olan bu aciz hal bir dayanak arar. Dayandığı nokta ise dayanılabilen bir yer değildir çünkü dinde dayanak görünmez. Bu yüzden dayanılan nokta insanın kendi dayanak ihtiyacınadır. Bu...

Sanatı Anlamak Zorunda Mıyız?

SANAT, ilk başta keyif almak içindir. Bu bir matematik problemi falan değil. Felsefi Bir tartışma değil. Keyif alırsın ya da almazsın. Bu kadar. O keyif aldığını sonra araştırmak istersin. Yahu bu sanatçı duygularıma, iç dünyama çok hitap etti. Kimmiş, ben bunu bir araştırayım dersin. Hayat hikayesi, hayattaki duruşu, sanatında hangi ekole karşı gelmiş ya da hangisini takip etmiş ve bunun özel hayatındaki karşılığı ne, yani ben niye bu kişiyle bağ kurabildim vesaire derken entelektüel bir birikimin oluşur. Ondan sonra işin felsefisiydi, anlamlıydı vs bakılır. Ama ilk başta bütün olay etkilenmektir. Resim, müzik, sinema ya da bir edebi eserde duygularının karşılığını bulmak. Böylece anlaşıldığını hissedip mutlu olursun. İnsan, duygudaşlık arar. Başka bir şey değil. Yalnızlıktan kurtulmanın bir başka yöntemidir sanatsal aktivite. Aslında en garipsediğimiz insan modelinin kendince meşgul olduğu şeyde bile bir anlam vardır çünkü bu o kişinin duygu dünyasında karşılık bulur. Bu gerçekleştiğ...