EVİMDE gibi hissediyorum sözcüklerime bakarken. Koca bir paragraf ne ihtişamlı bir evdir bana. Sıcacık. Bir sürü anı gibi her satır. Her gün onca yazı yazmak. Her çeşit. Bir zihin noktasından çıkan, etrafa yayılan, dağılan ahtapot kolları gibi yazılarım. Kendimi ahtapot gibi hissediyorum. Uzanıyorum dört bir köşeye. Hepsi benim zihnimde. Ve bu kadar şeyin çıkmasına, gözümün önüne gelmesine, varlık bulmasına, somutlaşmasına şaşırıyorum. Yoktan var oluş. Bir yaratım gibi. Tanrısal, yaratıcı bir olay gibi. Zaten mistik anlatımlar da hep bu süreçleri anlatmaz mı? Mistik anlatımların tamamında yaratımdan kasıt hep bir çiçeğin açması gibi tohumken ağaç olma sürecidir. Bu kurumsal din anlatımlarında kabul görmez. Böyle bir anlatım yoktur. Bu anlatım genelde mistiklerde, şairlerde, dervişan zümresinde olur. Sanatçı yaratan olarak görünür ama aslında o çalışarak olanı ortaya çıkarır. Sanatçı olmayanlar ise olanı ortaya çıkarmadığı gibi olanın ortaya çıkmasına da engel olurlar. Ama Rodin mesela ...