BU sabah kafam dolu uyandım. Dün ne olaylar yaşandı. Hatta bu bir hafta çok yoğundu. Burası böyleymiş. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi gibi bir hastane. Ancak daha butik bir yer. Bulunduğum ufak şehre göre. Bakırköy'e göre efsaneleri daha az. Biz efsane olmazsak tabii. Saffet abi ile olan diyaloglarımızdan sonra biraz mesafeli durmaya çalışıyorum. Bahçeye çıktım. Bugün kahvaltı etmeyeceğim. Önceden kahvemi aldım. Sigaramı yaktım. Bir ağacın arkasına sırtımı verdim. Muharrem Bey geliyor. Abi ne haber? Şükür Kaan Bey, sizi sormalı. İyidir, işte bugün de böyle, gördüğün gibi. Muharrem Bey bir şey soracağım. Tabii buyurun. Avrupa tarihine ilgilisiniz galiba. Geçen gün sohbetinize şahit oldum. Hocalık falan var mıydı geçmiş hayatınızda? Hayır Kaan Beyciğim, biz tarihin kendisiyiz. Hocalar bizi anlatır. Muharrem Bey böyle deyince, içimden diyorum bu sohbet sanırım "Ben Napolyon'um" muhabbetine dönecek. Abi nasıl yani diye soruyorum. Bir sigara yakıyor. Bir iki ...