Ana içeriğe atla

Göz Oda

ELLERİMLE topladım. Avuç avuç. Beyaz boyaları. Asırlık duvarları yeniliyorum. Örgü gibi. Bir görsen. Bembeyaz. Emek kokan. Yeni vaktin habercisi. Zamanın kaidesi.

Kader gibi duvarlar. Olanın oluşu. Boyalarsa tercihlerim. İradem. Zaman geçerken. Ördüğüm gelecek. İnşa ettikçe geleceği, açılan şimdi ve geçmiş. Sis bulutu dağılıyor.

Bir yağlı boya tablosu. Bulutlardan oluşan. Masmavi bir gökyüzü. Serçe parmağımla desteklediğim. Ufak ada. Uzunca bir liman. Sahil. Minik yelkenli. Açıkta bir deniz feneri. Resmettiğim yerden baktığım.

Karışmış saçım sakalım birbirine. Yıllara meydan okurcasına. Hiç durmaz yerinde. Rüzgâr daima canlı. Deniz kokusu mis gibi. Tuzlu. Her an sıçrar. Parası da tuzlu. İşin zorluğu, yalnızlık. Rüzgârlı yalnızlık. Dalgalı yalnızlık. Tuzlu yalnızlık. Yalnızlık kayalıkların üzerinde. Yalnızlık deniz fenerinde. Kulenin içinde. Bir göz odada.

Bugün fasulye yaptım. Pencereler kapalı. İki koltuk bir halı. Misafirim var. İki paket sigara. Karşılıklı oturmada. Konuştukça, başlarında tüten duman birbirine karışmada. Taze kahve kokusu. Bugün deniz durgun. Kayık bağlı kayaya. Misafir birazdan gider.

Dumanlı yalnızlık. Kahveli. Karnı tok yalnızlık, şimdi tellendirmede. Sohbeti bol yalnızlık. Konuyu dağıtmaz. Allah'lı yalnızlık. İnzivada. Ben bir deniz feneri bekçisiyim. Gemileri gözlerim. Karşımda bir ada. Ben de adanın açıklarında.

Dalgalara karşı korurum kalbimi, fenerin en tepesindeki bir göz oda gibi. Orada yaşarım. Barınırım. İşimi görürüm. Arada çıkarım. İş bu. Herkes işini bekler. Yapar. Arar. Çalışır. İş önüne gelir. Sen neysen osundur.

Konuştuk işte. Dediğim gibi. Sohbet sonrası misafir gitti. Sabah oldu. Yani yarın. Resim gibi. Yarınımı inşa ettiğim. Bugün kayıktayım. Adaya yanaştım. Göz odamdan uzakta. Göz odam kalbimde. Hazır durulmuşken etraf. Misafir geldi. Misafirlik sırası bende. Uzaktan pilav kokusu gelmede. Martılar. Çığırıyorlar. Bugün sohbeti dumanlarız yine. Mevzu hakikat. Mevzu Allah'lı. Akşamı etmem. Kara bulutlar gelmede. Biraz sohbet, biraz savaş. Hayat gibi. Gece yoğun. Boğuşma yaman. Şimdi almam gereken bir teselli var. Bırakmam gereken duvarlar var. Boyamam gereken gelecekler var. Biten resmi hediye ettim dostuma. Bu da bir ek iş gibi. Hobi. Parası tuzsuz.

Dönüşe geçtim. Bıraktığım dalgalar beni bekler. Bu gece yine göz odamdayım. Tek tesellim, odamı aydınlatan mumun ışığı. Pek aydınlatmaz. Fazla çırpınır. Gölge yapar. Karanlığı boldur. Ama öyle güzel ısıtır ki insanı. İnsanın içini. Sanki tüm oda o sarı ışık ve gölgelerle bir şey anlatır. Resmin aksine.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Balzac ve Dostoyevski'nin İzdüşümü (Pazartesi14 Dergisi)

RUS tarihinde ‘60’lar neslinin yaşadığı bir vaka vardır. Bu vaka 1860 ile 1870 yılları arasında vuku bulmuştur. Entelektüellikleri kıpır kıpır olup yerinde duramayan bu neslin gençlerinin Rus nihilizmi rüzgârına kapılması vakası.  Bu rüzgârı estiren başlıca sebeplerden birisi olan, 1853-1856 yılları arasında cereyan etmiş Kırım Savaşı hezimetidir. Bu hezimet, başta genç entelektüeller olmak üzere, insanların uyanışına vesile olmuş ve artık Rus çarlığının yönetim biçiminin, bürokrasisinin ve ordusunun ne menem bir şey olduğu, mevcut çağa yetişip yetişmediği üzerine yüksek tonda sorgulamalar ve tartışmalar başlatmıştır.  Savaş bitmeden bir yıl önce çarın anlamsızca büyük reformlara girişmesi ve bunlar çok geç kalınmış reformlar olduğu için bir de yetersiz kalıp insanlardaki umutsuzluğu daha da hızlandırmasıyla yönetim kendi kendine üzerine tuz biber ekmiştir.  Böylece Dostoyevski’nin de (1821-1881) eleştireceği o Rus Nihilizmini oluşturan psikolojik alt yapı her bakımdan ta...

Yazarak Düşünmek Nasıl Olur?

KARŞINDAKİ bir insan nasıl sana konuştuğu zaman sen de onu odaklanmış bir şekilde dinlersin, işte yazı yazmak da bunun gibidir. Çok iyi dinleyiciler vardır. Öyle can kulağıyla dinlerler ki senin de konuştukça konuşasın gelir, durmadan anlatırsın. Hatta bazıları sussalar da senin konuşmana yön verirler. Sen şelale gibi akarken ne yöne akacağını minik rötuşlarla ayarlarlar. Sen o akış esnasında fark etmezsin bile. Sen şevkle istediğin konuları anlattığını düşünürsün. Hararetle anlatırken konulara kendini kaptırdığından dolayı o kaptırmada aslında konuların duygularının fanusunun içine girersin. Bir dış izleyici ve dinleyici olan karşındaki kişi de olaylara o fanusun dışından daha net bakabilir.  Tek başına bir masaya oturup yazı yazmak da bu karşılıklı iletişim biçimine benzer. Yazı yazarken zihin bir akış halindedir. Harıl harıl akar. O esnada da eller çalışır. Kalem ya da klavyeyi kullanarak. Yazıya döker. Orada saf ve ham duygular vardır. Duygular hissettiği yerde zihinden geçen f...

Bir Ressamın Kırık Şövalesi (öykü)

MASADAN kalktım. Bir hafta boyunca karşımda taş gibi durmuştu. Şimdi gözleri doluyordu. Kendinize iyi bakın dedim. Yan masadan yaşını almış aktör abi geldi. Babacım Allahaısmarladık dedim. Sarıldık. Yanaklarından öptüm. Çantamı sırtlandım. Kasaya gittim. Çalışan kız arkadaş yeni gelen müşterilerle ilgileniyordu. Bir gözü de bendeydi geliyorum şimdi bakışlarıyla. Onlara anahtarlarını verdi, oda numaralarını söyledi. Sen geç geliyorum şimdi dedi. Odaya kadar onlara eşlik etmesi gerekiyordu.  Masaya geri döndüm. Otobüsün kalkmasına daha vardı. Rahat hissetmiyordum bir yandan da. Kasaya geri mi dönsem, kendi masama mı otursam, Haluk abinin masaya baktım yanında hiç yer yoktu. Onun da ailesi gelmişti sonradan bu pansiyona. Gitmek için sabırsızlanıyordum. Hande'yle bir vedalaşayım da. Mecbur kendi masama oturdum. Suzan ve arkadaşlarıyla işte yine karşı karşıyaydık. Bana acıyorlardı. Şimdi ise bu acıma merasimi tavan yapmıştı.  Bir an önce gitmem lazım. Suzan "biraz daha kalsaydın...