Ana içeriğe atla

Kayıtlar

hikaye etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Bir Karagümrük Hikâyesi

HER gün buraya geliyorum. Maç izliyoruz. Sigara içiyoruz. İki lafın belini kırıyoruz. Arkadaşlar zar atıyor. Kartları seriyor. Her numara var. Ben 5 yıldır oynamadan onları seyrediyorum. Buraya gelmeden yapamıyorum ama artık oynayamıyorum da. Para da kalmadı hal de. Oynamamak için 5 yıldır kendimi tutuyorum. Yıllarım bunlarla geçti. Başka gidecek yerim de yok ama. Var var. Var aslında. Gücüm yok. Gücüm en fazla buraya gelip oynamamaya yetiyor. Niyetimi de bilmiyorlar. Yoksa aralarında barınamam. Durumum yok diye geçiştiriyorum. Yoksa tamamen kopma niyetimi açık etmedim. Arada gönülleri olsun, ısrarları kesilsin diye bir iki zar atıyorum, o kadar. Sonra izlemeye devam. Keyif almıyorum ama. O her bir keyfin geri dönüşünü çok net hissetim de ondan. İliklerime kadar. Buradan da çıkamıyorum. Evim olmuş. Alışkanlığım olmuş. Kendimi kandırıp alışkanlığımı değiştirsem ölü gibi kuruyup gideceğim biliyorum. Kolay değil. İşte böyle. Aslında millet dışarıdan bana bakıp da beni çok kolay yargılayab...

Kiraz Sevgilim (öykü)

BİRİCİK aşkım Nil ile balkonumuzda oturuyorduk. Yaz sıcağını bastıran serin akşam rüzgârları muhabbetimiz olmuştu. Nil ayağa kalkıp balkon kapısının orada durdu. Bir kahve daha alır mısın dedi. Ben duymadım. Kaan dedi. Hemen döndüm. Kaan deme şimdi bana dedim. Okuyucu kendimi anlatıyorum sanacak, Kemal de en azından. Üf peki Kemal Bey dedi. Bey mi dedim. Kıkırdadı. Tamam tamam Kemalcim, canım, kahve mi çay mı? Kahve iyi gidiyor şimdi dedim, kahve olur. Nil mutfağa kahvelerimizi almaya giderken ben de önüme serilmiş İstanbul'u seyrediyordum. Kemal olan ben. Koca bir şehir karşımızda duruyordu, biz de nokta kadar bir adanın üzerinde oturuyorduk. Şehri biraz seyrettikten sonra gökyüzüne doğru bakmaya başladım. Yıldızlar olması gerekenden pek seyrekti. Nil kahvelerle geldi. Ya eskiden insanlar gökyüzüne bakıp uzun uzun düşüncelere dalarlarmış dedim, Nil. Yanıma oturdu. Kahvelerimizi masaya koydu. Saçların ne güzel olmuş dedim. Yanlardan örmüş. Beğendin mi? Evet, çok hoş olmuş. Merci ca...

Spontane Timur - öykü (Kintsugi Dergi)

HİÇ aklımda yokken yola çıkma isteği geldi. Çantamı hazırladım ve yola düştüm. Uzun bir tren yolculuğu. Spontane gelişiyor her şey. Herhangi rastladığım bir motel buldum. Güzel bir akşam yemeği yedim. Öyle gelişigüzel geldim ki buralara kadar. Hangi şehirde olduğumu bile unuttum.  Tam olarak ayamadım ne yaşadığımın. Sonra yol yorgunluğuyla odama çekildim. Masanın başına geçtim. Çoğu motelde oda ufak da olsa bir aynalı masa olur illa ki. Koltuk olur. Kül tablası olur. Pencere. Temiz olduğuna inanmak istediğin çarşaflar. Banyo. E tamam işte. Yeter de artar.  Bir sigara yaktım, camı açtım. Heyecanla kitaplarımı masanın kenarına dizip bilgisayarımı önüme açtım. Yazmaya başladım. Şu an Kars'tayım. Her yer bembeyaz. Çok güzel kar yağıyor. İstanbul gibi değil. İstanbul'da yağsa bile iki gün anca kalıyor. Sonrası hep çamur.  Burada karın hası var. Kar burada kök salıyor adeta. Şehre hâkim oluyor. Hiçbir şey yapmak için gelmedim bu şehre. Sadece bir şeyi görmek istedim. Yıllardır ...

Telve ve Kar (öykü)

YOSUN tutmuş rayları seyrettim. Her an içimde bir şeyler koptu sanki. Pencereye başımı yaslayıp yaslamama tereddütleri içinde. O başka bir yolun raylarıyla, uzun uzun yan yana birbirimize eşlik ettiğimiz. Ardımda bıraksam da hala bana eşlik edip kendini gösteren o yosunları kurumuş raylar. Denizden gelen esintiler, çocuk cıvıltıları ve bir tren yolculuğu.  Bir saat boyunca kendi sınırını çizmek, kendini korumak ve hayır diyebilmek üzerine arkadaşımın düşüncelerini dinledim. Anlattıklarını tam olarak açarak ona eşlik edemediğim için sessizleştik. Bu ona bir hayır demek miydi bilemiyorum. Gözüm yosun tutmuş raylardaydı; “hayır” dediğim geride kalmış mazimde. Yine bana eşlik ediyordu. Bana değmeden. Elbette saçma olurdu yol boyu yan yana gitmek. O zaman bu rayların anlamı ne olurdu ki? Elbet o raylar bizden uzaklaşacak, açılacak ve kaybolup gidecekti kendi yönüne doğru ama inatla hala kendini göstermekteydi.  Biz ise kendi raylarımızın yönünde yol alıyorduk. Arkadaşım Ahmet ile. ...

Nezahat Annenin Öyküsü (Garip Dergisi)

BU sefer geçen ki denemem gibi olmayacak. Daha hevesliyim ve ne yapacağımı biliyorum. Bütün gece bunu düşündüm. Birazdan güneş doğacak ve ben hazır olacağım. Camdan çok az güneş sızsa da olsun. Birkaç gün sonra bir başka olacağım. Şu perdeler biraz daha açık olsa iyi olurdu. Olsun, moral bozmak yok. Ben çok güzel bir çiçeğim. Gün be gün büyüyorum. Evet, susuz kaldım belki.  Sahibim bir kalp krizi geçirerek öldü. Şu anda salonda yatıyor. Olsun, ümit kesmek yok. Ben susuz kalsam da camdan azıcık da olsa sızan güneş ile besleniyorum tüm gün ve asıl başka bir şeyle. En azından kış değil. Mutlaka şükredecek bir şey vardır. Hep iyi yanından bakmaya çalışıyorum olaylara. Beyaz yapraklarımın güzelliğine layık olmaya çalışıyorum güzel düşünceler ile. Yoksa çabuk solarım. Sahibim de öldü zaten. Su da yok. Bari iyi düşüncelerle ve güneşle besleneyim ki belki dallarım daha da uzar ve şu kapıyı açabilirim.  Hayallerin büyük olmalı diyordu sahibimin birkaç gün önce dinlediği o videolarda. B...

Bu Kız Bana Benzemiyor (öykü)

BU kız kesinlikle bana benzemiyor. Şule'ye evet biraz benziyor, çok hafif andırıyor gibi. Ama bana dair hiçbir şey yok. Hatta benim babam ve anneme dair de. Ne burun ne göz ne kaş. Hayır hayır hiç benzemiyor diyorum Sibel Hanım, anlamıyorsunuz. Alakası yok. Evet. Doğru. Ha Şule için öyle. Şule'nin çene yapısı en çok. Evet. Çeneye bakınca annesinin kızı diyebiliyorum. Hayır, o çene değil, şu yanları, yüz yapısını şekillendiren kenarları. Evet. Sivri tarafı değil.  Sibel hanım, su var mıydı burada? Tamam, bekliyorum. Burası biraz sıcak oldu. Durun durun ben hallediyorum. Evet. Ne diyordum. Bakın, Nil benim kızım demeye bin şahit ister. Her yıl kız gelişim çağındadır dedim ve bekledim. Ama yok. Hatta çocukken, yok çocukken de benzemiyordu. Yani belki bebekken beni andırıyordu ama. Neyse. Teşekkür ederim. Su soğuk değil di mi? Tamam. Sağ olun beyefendi.  Sibel Hanım ben ciddi anlamda şüpheleniyorum. Ya bu kadar olmaz! Sorun yok, iyiyim. Haberlerde hep duyuyoruz da acaba bizim de m...

Bir Ressamın Kırık Şövalesi (öykü)

MASADAN kalktım. Bir hafta boyunca karşımda taş gibi durmuştu. Şimdi gözleri doluyordu. Kendinize iyi bakın dedim. Yan masadan yaşını almış aktör abi geldi. Babacım Allahaısmarladık dedim. Sarıldık. Yanaklarından öptüm. Çantamı sırtlandım. Kasaya gittim. Çalışan kız arkadaş yeni gelen müşterilerle ilgileniyordu. Bir gözü de bendeydi geliyorum şimdi bakışlarıyla. Onlara anahtarlarını verdi, oda numaralarını söyledi. Sen geç geliyorum şimdi dedi. Odaya kadar onlara eşlik etmesi gerekiyordu.  Masaya geri döndüm. Otobüsün kalkmasına daha vardı. Rahat hissetmiyordum bir yandan da. Kasaya geri mi dönsem, kendi masama mı otursam, Haluk abinin masaya baktım yanında hiç yer yoktu. Onun da ailesi gelmişti sonradan bu pansiyona. Gitmek için sabırsızlanıyordum. Hande'yle bir vedalaşayım da. Mecbur kendi masama oturdum. Suzan ve arkadaşlarıyla işte yine karşı karşıyaydık. Bana acıyorlardı. Şimdi ise bu acıma merasimi tavan yapmıştı.  Bir an önce gitmem lazım. Suzan "biraz daha kalsaydın...

Yazgı (öykü)

YÜKSEK lisans okuyordu. Kendisine dalaşan birisine laf anlatıyordu. Derken Wilson dedi. Cast Away filmindeki Wilson. Şu voleybol topu olan. Nedense konuştukları üniversite koridorunda bir sürü voleybol topu kutularından henüz çıkarılmamış vaziyette üst üste koyulmuş ve yan yana dizilmişti. Etrafta da çalışanlar vardı. Üniversitenin bahçesinin karşı yolundaki ileri açığında bir Amerikan futbolu sahası görünüyordu belli belirsiz. Konuştular. Konuşarak anlaştılar her nasılsa ve üst kata çıktı. Dersine girmek için sınıfları arıyordu. Sanki sınıfını unutmuş gibiydi. Bir kapı aralığından baktı. İki üç gotik öğrenci gördü. Evet sınıfı burası değildi. Belki de başka sınıfta ders yapıyorlardı. Sonuçta üniversite burası. Sınıflar değişebilir her ders için. 10 sınıfı gezdi neredeyse ama artık panik olmaya başlamıştı. Alttan alta geliyordu ve bunu durduramıyordu. İnsanlardan korktuğu için ve kendisini koruyamadığı için sürekli bir anksiyete halindeydi zaten. Şimdi de panik başlamıştı. Dipten geliy...

Halka küpeler

KÜÇÜK bir kutuya benzer siyah deri çantasına sımsıkı tutunmuş koltuğunun önündeki cama yansıyan gözlerden sürekli kaçarak sağına ve soluna bakıyordu içe doğru büzüşmüş bir surat ifadesiyle 47 yaşındaki Ayça. Otobüs hayli hızlı gidiyordu. Tümseklere dikkat etmiyor. Fazla gıcırdıyor. Camlar sanki patladı patlayacak gibi hassas ve titrek. Şoför görünmüyor. Ayça orta kapının arkasına oturmuş. Koltuklar yarı yarıya dolmuş. Ayakta yolcu yok. Ara ara çantasını açıp bakıyor. Kaç sigara kalmış sayıyor. İndikten sonra sigara alsam mı almasam mı? Yeter herhalde. Dışarı bakıyor, duvarlarda film afişleri var. Akşam hava kararsın da en sevdiğim aktör Fransız Gerard Depardieu'dan bir film açarım diye düşünüyor. Akşam ışıkları da kapatınca salonunu sinemaya çeviriyor adeta. 5 tane de kedi bekliyor Ayça'yı evde. Bugünlük en yakın arkadaşı Meltem'e yaptığı misafirlik bu kadar yeter. Kahvaltı etmişler. Ne güzel etmişler. Ayça'nın en sevdiği şey kahvaltı buluşmaları. Kahvaltı buluşmasının ...

Kusurlu kehanet

ODASINDAN çıkmıyordu. Boğuluyordu. Nefes almaktan başka çaresi de yoktu. Ama dışarıdan da vazgeçmişti. Odada nefes almanın yolunu arıyordu Turgut. Bunun yolunu yazmakta buldu ve durmadan yazmaya başladı. O sessizlikte ve oksijensizlikte yazarak kendine bir dünya açtı. Yeni bir dünyada var oldukça sakinleşti ve nefeslendi. Yazmaktan başka çaresi yoktu. Ne yazacağını da bilmiyordu ama yazdıkça bilmediği bir dünyanın kendisine açılmakta olduğunu görüyordu. Sanki bir mesaj alır gibi yazdıkça bilmediklerini öğreniyordu. Başta bu yazma eylemi rahatlatıcı bir eylemdi. Psikolojikman rahatlamalıydı ama sonra işler garipleşti. Gayri ihtiyari bir şekilde aklına bir şey geliyor ve yazıyordu. Mesela, Harun arkamdan iş çeviriyor. Onun tuttuğu müteahhite güvenilmez yazıyordu. Yazdıktan sonra bir gün içinde de yazdıkları sanki ilahi bir el tarafından teyit ediliyordu. Pelin bugün de alışverişe değil başka bir yere gitti kesin yazıyordu ve Pelin'in ağzından dil sürçmesi olarak bile olsa yazdıkların...