Ana içeriğe atla

Nezahat Annenin Öyküsü (Garip Dergisi)

BU sefer geçen ki denemem gibi olmayacak. Daha hevesliyim ve ne yapacağımı biliyorum. Bütün gece bunu düşündüm. Birazdan güneş doğacak ve ben hazır olacağım. Camdan çok az güneş sızsa da olsun. Birkaç gün sonra bir başka olacağım. Şu perdeler biraz daha açık olsa iyi olurdu. Olsun, moral bozmak yok. Ben çok güzel bir çiçeğim. Gün be gün büyüyorum. Evet, susuz kaldım belki. 

Sahibim bir kalp krizi geçirerek öldü. Şu anda salonda yatıyor. Olsun, ümit kesmek yok. Ben susuz kalsam da camdan azıcık da olsa sızan güneş ile besleniyorum tüm gün ve asıl başka bir şeyle. En azından kış değil. Mutlaka şükredecek bir şey vardır. Hep iyi yanından bakmaya çalışıyorum olaylara. Beyaz yapraklarımın güzelliğine layık olmaya çalışıyorum güzel düşünceler ile. Yoksa çabuk solarım. Sahibim de öldü zaten. Su da yok. Bari iyi düşüncelerle ve güneşle besleneyim ki belki dallarım daha da uzar ve şu kapıyı açabilirim. 

Hayallerin büyük olmalı diyordu sahibimin birkaç gün önce dinlediği o videolarda. Ben de bunu öğrendim. Tabii bir de bitkilerinize bile güzelce ve sevgiyle konuşun diyorlardı. Ben de bu yüzden kendime iyi davranıyorum. İyi düşünüyorum. İyi düşün iyi olsun derlermiş. Ben bir de çiçeğim, bitkiyim yani. Sevgiyle büyüyormuşum, bir de iyi düşünen çiçek olmakta kararlı olsam artık beni kim tutsun. Evet, güneşim geldi. Şimdi saatlerce beslenirim. Şöyle kemiklerim, yani dallarım ve yapraklarım ısınsın. Şahane valla. Burada ben dura dura filozof olurum. 

Kedi de kaçtı zaten. O camın aralığından atladı gitti. Artık dört ayak üstüne mi düştü, bir ağaca mı atladı, bilmiyorum. Kedi ama o bir şey olmamıştır. Olmadı 8 canı kalmıştır, 9 canlı tek varlık olarak. Herkesten bir şey öğreniyorum. İnsan çocuğu gibiyim. Çocuklar da sünger gibiymiş. Her gördüğünü alırmış üzerine. Bütün davranışları da gördüklerinin taklidiymiş. İşte ben hep öyleyim. 

Kediden de çok şey öğrendim. Asıl öğrendiğim düşünmek. Filozof gibi bir yere dalar düşünürdü uzun uzun. Çok derin şeyler düşündüğüne eminim. Diğer kedilerle nasıl birlik oluruz da dünyayı ele geçiririz gibi şeyler değil. Daha çok, ee şey, bilmiyorum. Gerçekten ne düşünüyordu acaba. En fazla zihnini dinlendiriyordur herhalde bir yere odaklanarak. Bu da bir meditasyon çalışması. Bir noktaya gözlerini dikmek ve nefesini takip etmek. Böylece zihnin arınıyormuş. 

Kendi kendime konuşarak baya zaman geçirmişim. İyice ısındım, birkaç saat olmuştur herhalde. Büyüdüğümü de hissediyorum. Bir bakayım dallarım uzanıyor mu diye. Yok uzanmıyor. Bir dakika, uzansa ne olacak, dallarımı hareket ettiremiyorum ki. Kapıyı nasıl açacağım. Bu şekilde bir yere varamayacağım. Hem zaten ben niye bunları bu kadar dert ediyorum ki. Zaten komşulara birkaç güne koku gider ya da bir yakını arar ve eve gelip alırlar kendisini. Nezahat anneyi. 

Allah rahmet eylesin. Yalnız kadındı. Pek kimsesi yoktu ama beni hep sevdi, iyi baktı. Gençken çok kalp kırmış, o yüzden de yalnız kalmış. Kimseyle anlaşamazdı ama sanki hayatının son demlerinde tüm bu tecrübelerinden dolayı kendisiyle yüzleşmişçesine son bir hamle olarak sevgi vermeye bende karar kılmış gibiydi. Beni sevdi. Belki de bir tek beni sevdi. Bu yüzden gözü açık gitmedi diye düşünüyorum. 

Evet, Nezahat anne güzel uyu. Ben de seni çok sevdim. Bir tek seni sevdim çünkü başkasını tanımadım. Sen de beni sevdin çünkü son şansındım. İşte gördüğün gibi kaç gündür susuz ve az güneş ile duruyorum çünkü senin sevgin hala bende tükenmedi. Ama artık yapabileceğim bir şey yok. Kapıyı açmak gibi hesaplar kitaplar benim boyumu aşıyor. Hatta bu kadar düşünmek bile boyumu aşıyor. O yüzden kapıyı açmaktan da düşünmekten de vazgeçiyorum ve bir çiçek gibi birkaç güne ölene kadar senin sevginle idare edeceğim. 

Sen de şu anda bende yaşıyorsun çünkü sevgin senden bir parçaydı içimde barındırdığım. Su yok, güneş az. Şu anda gözümü alıyor. Vay, ne kadar çok konuşmuşum, kaç gün olmuş. Sanırım artık sevginin tükendiğini hissediyorum Nezahat anne. Ben de ölüyorum. Öbür dünyada umarım görüşürüz. Ben düşünebiliyorsam, belki bitkisel bir ruhum da olabilir, kim bilir. Ah, kapıyı açtılar. 

Camdan sızan güneş ışığı gibi Nezahat anneden sızan son sevgi ışığı da bir tek beni besledi. Belki başkaları minnettar değildir ondan ama ben minnettarım ve o sızan sevginin bir ömür nasıl mücadele verip de son dakikada ortaya çıkmayı başardığına şahidim. Hayat hikâyesini bilmiyorum ama bu kadar geç kaldıysa oldukça zorluydu demektir. Görüşürüz Nezahat anne.

Kaynak: Garip Dergisi için: Garip Dergisi Link

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Balzac ve Dostoyevski'nin İzdüşümü (Pazartesi14 Dergisi)

RUS tarihinde ‘60’lar neslinin yaşadığı bir vaka vardır. Bu vaka 1860 ile 1870 yılları arasında vuku bulmuştur. Entelektüellikleri kıpır kıpır olup yerinde duramayan bu neslin gençlerinin Rus nihilizmi rüzgârına kapılması vakası.  Bu rüzgârı estiren başlıca sebeplerden birisi olan, 1853-1856 yılları arasında cereyan etmiş Kırım Savaşı hezimetidir. Bu hezimet, başta genç entelektüeller olmak üzere, insanların uyanışına vesile olmuş ve artık Rus çarlığının yönetim biçiminin, bürokrasisinin ve ordusunun ne menem bir şey olduğu, mevcut çağa yetişip yetişmediği üzerine yüksek tonda sorgulamalar ve tartışmalar başlatmıştır.  Savaş bitmeden bir yıl önce çarın anlamsızca büyük reformlara girişmesi ve bunlar çok geç kalınmış reformlar olduğu için bir de yetersiz kalıp insanlardaki umutsuzluğu daha da hızlandırmasıyla yönetim kendi kendine üzerine tuz biber ekmiştir.  Böylece Dostoyevski’nin de (1821-1881) eleştireceği o Rus Nihilizmini oluşturan psikolojik alt yapı her bakımdan ta...

Grazie, Signore

AMADEUS filminin bir sahnesinde Salieri piyano başında beste yapmaya çalışıyor. O  notayı bu notayı deniyor. Deniyor, deniyor ve en sonunda istediği nota bağrından çıkıp parmak uçlarında yaşam buluyor. Piyanodan gelen sesler Salieri'yi mutlu ediyor. Gözlerini kısıyor ve gayet mütebessim bir şekilde karşı duvardaki Hazreti İsa heykeline bakıp "Grazie, Signore" -Teşekkürler, Efendim- diyerek şükranlarını sunuyor. Ve çalışmasına devam ediyor. Bu sahneyi çok seviyorum. Yaratıcı ilhamın geldiği bir kaynak vardır ve tüm sanatçılar bu kaynağa inanır. Söz etmese, konuşmasa da onu hisseder. İlham saatidir o. İlhamın geldiği ve sanatçıyı bir trans haline sokarak yaratım sürecinin başladığı saat. Sanatçı o zaman gürül gürül akar, bir motor gibi çalışır, eli hareket etmeye, sesi çıkmaya başlar. Ortaya muazzam bir resim çıkar tüm iç dünyasını yansıttığı. O iç dünyalar her insanda vardır. Ancak bunu ressam ifade edebilir ve insanların etkilenme sebebi de budur zaten. Benim iç sıkıntımı...

Yazarak Düşünmek Nasıl Olur?

KARŞINDAKİ bir insan nasıl sana konuştuğu zaman sen de onu odaklanmış bir şekilde dinlersin, işte yazı yazmak da bunun gibidir. Çok iyi dinleyiciler vardır. Öyle can kulağıyla dinlerler ki senin de konuştukça konuşasın gelir, durmadan anlatırsın. Hatta bazıları sussalar da senin konuşmana yön verirler. Sen şelale gibi akarken ne yöne akacağını minik rötuşlarla ayarlarlar. Sen o akış esnasında fark etmezsin bile. Sen şevkle istediğin konuları anlattığını düşünürsün. Hararetle anlatırken konulara kendini kaptırdığından dolayı o kaptırmada aslında konuların duygularının fanusunun içine girersin. Bir dış izleyici ve dinleyici olan karşındaki kişi de olaylara o fanusun dışından daha net bakabilir.  Tek başına bir masaya oturup yazı yazmak da bu karşılıklı iletişim biçimine benzer. Yazı yazarken zihin bir akış halindedir. Harıl harıl akar. O esnada da eller çalışır. Kalem ya da klavyeyi kullanarak. Yazıya döker. Orada saf ve ham duygular vardır. Duygular hissettiği yerde zihinden geçen f...