Ana içeriğe atla

Halka küpeler

KÜÇÜK bir kutuya benzer siyah deri çantasına sımsıkı tutunmuş koltuğunun önündeki cama yansıyan gözlerden sürekli kaçarak sağına ve soluna bakıyordu içe doğru büzüşmüş bir surat ifadesiyle 47 yaşındaki Ayça. Otobüs hayli hızlı gidiyordu. Tümseklere dikkat etmiyor. Fazla gıcırdıyor. Camlar sanki patladı patlayacak gibi hassas ve titrek. Şoför görünmüyor. Ayça orta kapının arkasına oturmuş. Koltuklar yarı yarıya dolmuş. Ayakta yolcu yok. Ara ara çantasını açıp bakıyor. Kaç sigara kalmış sayıyor. İndikten sonra sigara alsam mı almasam mı? Yeter herhalde. Dışarı bakıyor, duvarlarda film afişleri var. Akşam hava kararsın da en sevdiğim aktör Fransız Gerard Depardieu'dan bir film açarım diye düşünüyor. Akşam ışıkları da kapatınca salonunu sinemaya çeviriyor adeta. 5 tane de kedi bekliyor Ayça'yı evde. Bugünlük en yakın arkadaşı Meltem'e yaptığı misafirlik bu kadar yeter. Kahvaltı etmişler. Ne güzel etmişler. Ayça'nın en sevdiği şey kahvaltı buluşmaları. Kahvaltı buluşmasının ayrı bir sıcaklığı vardır. Evde ya da dışarıda. Kesinlik Ayça için başka. Diğer vakitlerdeki buluşmalardan çok ayrı bir tadı var. Bunu fark ettiğinden beri sadece kahvaltı buluşmaları yapıyorlar Meltem'le. Üstüne sigaralarını yakıp kahve içiyorlar. Kahve falı. Kart falı. Dedikodu. Artı en son okudukları roman üzerine sohbetler. Bir de Meltem sevgililerini anlatıyor da anlatıyor. Ayça oralarda sessiz. Konuşma yanlısı değil pek. Ama bugün konuştu. Eskilerden bahsetti. Ortam biraz gerildi. Meltem'le değil. Ayça kendi kendine. Özür diledi, Meltem'i öptü ve kalktı. Çantasını tekrar açtı Ayça, sigaralarını saydı. Çantaya 2 paket girse anca sığacak cinsten bir çanta. Yağmur ıslatmayacak kadar yağmaya başladı. Sevmezdi suyu pek, bu kadar iyiydi. Otobüs bir durakta durdu. Bu durak baya kalabalıkmış. Her durakta bir iki kişi binip bir iki kişi inerken bu sefer 11 kişi binmişti. Kalabalık onu boğuyordu. Bu sefer çantasından bir sigara çıkarıp iki parmağı arasında bekletti. Keşke ayrılmasaydık. Onun gölgesine sığınıyordum. Belki de babamın yerine koyuyordum onu. Kırılganken sığındığım bir çınar ağacı. Sırtımı dayayıp oturduğum, uyuduğum ve ara sıra kafamı kaldırıp dallarına, yapraklarına, ihtişamına baktığım bir çınar ağacı. Neden böyle kırılganım? Neden bir ağaca ihtiyacım var? Neden kendimle baş başa kalamıyorum? Bu otobüs beni boğuyor. Şoför çok sarstı. Aptal manyak. Şuraya bak ne kadar kalabalık. Doldurdular artık koca şehri, yer kalmadı. Otobüs bir sonraki durakta durdu. Bu sefer kimse inmedi ama bir 15 kişi daha bindi. İyice kalabalıklaşmıştı. Üstelik otobüs hızlı gitmeye devam ediyor ve kimse de bir şey söylemiyordu. Allah kahretmesin diye sesini çıkararak söylendi. Dışarıya baktı. Duvar afişlerinde Tarkan'ı gördü. Ya, dedi içinden, CKM'de bir klavsen konseri olsa da gitsem. Meltem'i de çağırırım. Gerçi o Tufan'la bu aralar. Gelmeme ihtimali yüksek. Bok var Tufan'da. Otobüs biraz daha sarstı. Durakta durdu. Yeni insanlar geldi. Bir iki kişi indi. Artık nefes alacak yer yoktu. Ayça çantasını sımsıkı tutuyordu. Solundakine bacağı değmesin diye kendini o kadar sıkıyordu ki artık anksiyeteden çok zor nefes alıyor zihni bulanıklaşıyordu. Yol bitmek bilmiyordu. Ter bastı. Deliricem ya deliricem dedi, ki ikinci deliricem sözü biraz fazla çıkmıştı. İki kişi arkasını dönüp Ayça'ya baktı. Ayça da camdan kendi uzun kirpiklerine, küt saçının kahkülüne, belli belirsiz pembesi olan rujuna ve büyük halka küpelerine baktı. Bi beğendi kendini ama yüzü asık ve boğuluyordu. Bir dağa neden ihtiyacım var? Kendi yoluna bakman gerekiyor Ayça. Birlikte film izlerdik, akşam film izlemeyeceğim. Meltem'le konuşayım, belki beni biriyle tanıştırır. Ağacının dalları. Gölge. Birlikte uzun yürüyüşler yapardık. Film izlerdik. Zaman nasıl geçerdi. Şimdi geçmiyor. Şimdi çok kalabalık. Yabancı yüzler. Boğucu. Kalabalık. Durakta yeni insanlar geldi. Ayça dişlerini tıkırdatmaya başladı. Gayri ihtiyari soluna doğru bakarken iki çift davetsiz misafir göze rastladı, kalakaldı, göz bebeklerinin ta içine kadar nüfus etti Ayça o gözleri ittikçe. Kapılarını kilitliyor ama o gözler o kapıyı yıkıp içeri giriyordu. Ayça kilitlenmişti. Gözlerini alamadı. Neden bir dağa ihtiyacım var? Kendine bir yol bulman lazım Ayça. Kendi başına yürünebilecek bir yol. Bütün bu bakışma 3 saniye sürdü. Ayça önce yere baktı, derin bir nefes aldı, ardından. Ne bakıyorsun orospu çocuğu. Ayı mı oynuyor. Sen bana mı dedin onu? Evet, sana dedim orospunun çocuğu. Ne bakıyorsun deminden beri? Yahu git Allah'ını seversen ya. Şerefsiz köpek. Biri bakan adama niye rahatsız ediyorsun bayanı derken, başka biri Ayça'ya tamam sakin tamam demeye başladı. Otobüsün içi iyice hareketlenmiş şoför tam gaz hızda devam ediyordu. Bir dağa ihtiyacım yok. Neden olsun ki? Ayça olduğu yerde ayaktayken tekrar oturdu yerine. Eli ayağı titriyordu. Elindeki sigarayı yaktı. İki kere içine çekti. Bak şimdi sigara yaktı otobüsün içinde. Tam çatlak. Solundakine abi kusura bakma sinirden yaktım fark etmedim. Tam çatlak işte. Ayça sigarasını söndürdü. Bağırmaya başladı. Doldurdunuz koca şehri. Defolun artık defolun. Durdu durdu, Suriyeli misin nesin sen de dedi. Arkasındaki yaşlı teyze kızım öyle deme öyle deme dedi. Hamam böceği gibi kadını erkeği doldurdular ya yeter. Öyle deme kızım. Sırtını sıvazlamaya başladı. En yakın arkadaşı Meltem geldi aklına, kareli başörtüsü ne de yakışıyordu ona. Melek gibiydi arkadaşı. Ayça'nın öfkesi dinmiyordu. İneceği durak gelmişti. Bağıra çağıra indi otobüsten. Otobüs gitti. Karşısında birbirine sarılarak yürüyen genç bir çift vardı. Ya of dedi. Önündeki banka yığıldı. Alo Meltem sinemaya gidelim mi hayatım? Hmm. Anladım. Tufan da gelsin. Hatta yanındayken sorsana o yakın arkadaşı da gelir belki. Anladım. Gelemiyorsun. Peki. Öpüyorum, görüşürüz. Yeni bir sigara çıkardı kutu gibi küçük çantasından ve yaktı. İki fırt aldı. Yeni bir yol bulmam lazım. Kendi başıma. Halledeceğim, bir ara. Telefonuna baktı, tuşlarına çevirdi. Alo? Orada mısın? Sesin az geliyor. Biraz konuşabilir miyiz? Teşekkür ederim. Neden dağa ihtiyacım var?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Grazie, Signore

AMADEUS filminin bir sahnesinde Salieri piyano başında beste yapmaya çalışıyor. O  notayı bu notayı deniyor. Deniyor, deniyor ve en sonunda istediği nota bağrından çıkıp parmak uçlarında yaşam buluyor. Piyanodan gelen sesler Salieri'yi mutlu ediyor. Gözlerini kısıyor ve gayet mütebessim bir şekilde karşı duvardaki Hazreti İsa heykeline bakıp "Grazie, Signore" -Teşekkürler, Efendim- diyerek şükranlarını sunuyor. Ve çalışmasına devam ediyor. Bu sahneyi çok seviyorum. Yaratıcı ilhamın geldiği bir kaynak vardır ve tüm sanatçılar bu kaynağa inanır. Söz etmese, konuşmasa da onu hisseder. İlham saatidir o. İlhamın geldiği ve sanatçıyı bir trans haline sokarak yaratım sürecinin başladığı saat. Sanatçı o zaman gürül gürül akar, bir motor gibi çalışır, eli hareket etmeye, sesi çıkmaya başlar. Ortaya muazzam bir resim çıkar tüm iç dünyasını yansıttığı. O iç dünyalar her insanda vardır. Ancak bunu ressam ifade edebilir ve insanların etkilenme sebebi de budur zaten. Benim iç sıkıntımı...

Dostoyevski ve Balzac'ın izdüşümü

RUSYA tarihinde '60'lar nesli vardır. 1860 ve 1870 yılları arasını ifade eder. Bu nesil genç entelektüellerin oluşturduğu bir rüzgâra kapılmıştır: Rus nihilizmi. 1853-1856 Kırım Savaşı yenilgisi bu rüzgârın oluşmasında başlıca sebep çünkü bu savaştan sonra Rus çarının yönetimi, büroksasisi, ordusu çağdışı görüldü. 1855'te II. Aleksandr ile büyük reformlar başlasa da yetersiz kaldı. Bu yıllar umutsuzluğun zirve yaptığı yıllardır. Turgenyev'in Babalar ve Oğullar romanı (1862) ve Chernyshevski'nin Ne Yapmalı? romanı (1863) gençleri etkiledi. '68-70'te de radikalleşme başladı ve bunun teröre evrilmesi sonucunda da 1881'de II. Aleksandr bombalı saldırı ile öldürüldü. Dostoyevski Suç ve Ceza (1866), Ecinniler (1871-72), Karamazov Kardeşler (1880) romanlarını bu genç nesillerden etkilenerek yazdı ve nihilizmin en yıkıcı hali olan Rus nihilizminin eleştirisini yaptı. Ki eleştirisini yaptığı kavram daha sonra Rus nihilistler eliyle evrilip gelişerek modern teröri...

Bir Ressamın Kırık Şövalesi (öykü)

MASADAN kalktım. Bir hafta boyunca karşımda taş gibi durmuştu. Şimdi gözleri doluyordu. Kendinize iyi bakın dedim. Yan masadan yaşını almış aktör abi geldi. Babacım Allahaısmarladık dedim. Sarıldık. Yanaklarından öptüm. Çantamı sırtlandım. Kasaya gittim. Çalışan kız arkadaş yeni gelen müşterilerle ilgileniyordu. Bir gözü de bendeydi geliyorum şimdi bakışlarıyla. Onlara anahtarlarını verdi, oda numaralarını söyledi. Sen geç geliyorum şimdi dedi. Odaya kadar onlara eşlik etmesi gerekiyordu.  Masaya geri döndüm. Otobüsün kalkmasına daha vardı. Rahat hissetmiyordum bir yandan da. Kasaya geri mi dönsem, kendi masama mı otursam, Haluk abinin masaya baktım yanında hiç yer yoktu. Onun da ailesi gelmişti sonradan bu pansiyona. Gitmek için sabırsızlanıyordum. Hande'yle bir vedalaşayım da. Mecbur kendi masama oturdum. Suzan ve arkadaşlarıyla işte yine karşı karşıyaydık. Bana acıyorlardı. Şimdi ise bu acıma merasimi tavan yapmıştı.  Bir an önce gitmem lazım. Suzan "biraz daha kalsaydın...