Ana içeriğe atla

Taş Oturması

Taş oturması. Baskılar iyice. Yönler kalmaz. Kuşlar uçmaz. Karıncalar kemirir. Gelen gelmez. Giden dönmez. Kalkamazsın ayağa. Rüzgâr esmez. Yaz gelmez. Sessizlik bağırır. Dalgalar patlar. İçin karışır.

Taş oturması. Koca bir taş. Yıldız. Gezegen. Kayar. Oturduğu yerde. Uzay boşluğunda. Son sürat giderken. Bilmem, kaç gezegen, kaç galaksi, kaç saman yolu geçmiştir. Kapkaranlık etraf. Sonsuz bir boşluk.

Taş oturması. Başı sonu bilinmez. Anlam verilemez. Bir şey değişmez. Değişmezliklerde dönüşür. Körelir. Toz olur. Tozlaşır. Tozumsulaşır. Peşi sıra iz bırakır. Ama erimez. Bitmez. Ölmez. Ölü gibi olur. Yaşarken ölür.

Taş oturması. His kaybı. Hala hissederken. Bitmez, bitmeyen. Bitirilemeyen. Tüm varoluşun en yalnızı. Kimse yok. Var ama yok. Temassızlık. Uzaklık. Kendine bile. Vakti zamanında ucu kaçırılmış bir ip gibi.

Taş oturması. Atıldı bir kuyuya. Kuyu karanlık. Dibi yok. Gelmeyen o taş sesi. Kim bilir nerede? Düştü mü? Ama atıldı. Yok. Bilinmezlik. İşte. Gelmiyor ses. Sanki, aktı bir uzay boşluğuna. Daraldı göğsü. Kaşıdı.

Taş oturması. Bir galaksi gibi. Kapkaranlık. Bir kuyu gibi. Sessiz. Elini götürdü. Dedi, şuramda bir şey var. Kalbime taş oturdu. Bilmem kaç duanın körelttiği. Ama kıramadığı. Tozlarının etrafa yayıldığı.

Taş oturması. Gölgeler geçer. Her şey erir. Kapanır yollar. Zaman geçmez. Bir şey değişmez. Her gün birileri gider. İntihar eder. Gölgeler geçer. Taş oturur. Sesi gelmez. Akarken boşlukta. Bir yere gidiyorum der. Fırlatıldığından habersiz.

Filozof Spinoza. Bir mektup yazar. Schuller'e. Yıl 1674...

“Havaya atılan bir taş, hareket halinde iken düşünebilse ve biliyor olsaydı ki kendi gücüyle hareket etmeye çabalıyor… o taş kendi çabasının bilincinde olduğu için, tamamen özgür olduğunu ve sadece kendi isteğiyle hareket ettiğini sanırdı. İşte insanların övündüğü özgürlük de budur: Arzularımızın bilincindeyiz ama bizi belirleyen nedenlerin farkında değiliz.”

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Balzac ve Dostoyevski'nin İzdüşümü (Pazartesi14 Dergisi)

RUS tarihinde ‘60’lar neslinin yaşadığı bir vaka vardır. Bu vaka 1860 ile 1870 yılları arasında vuku bulmuştur. Entelektüellikleri kıpır kıpır olup yerinde duramayan bu neslin gençlerinin Rus nihilizmi rüzgârına kapılması vakası.  Bu rüzgârı estiren başlıca sebeplerden birisi olan, 1853-1856 yılları arasında cereyan etmiş Kırım Savaşı hezimetidir. Bu hezimet, başta genç entelektüeller olmak üzere, insanların uyanışına vesile olmuş ve artık Rus çarlığının yönetim biçiminin, bürokrasisinin ve ordusunun ne menem bir şey olduğu, mevcut çağa yetişip yetişmediği üzerine yüksek tonda sorgulamalar ve tartışmalar başlatmıştır.  Savaş bitmeden bir yıl önce çarın anlamsızca büyük reformlara girişmesi ve bunlar çok geç kalınmış reformlar olduğu için bir de yetersiz kalıp insanlardaki umutsuzluğu daha da hızlandırmasıyla yönetim kendi kendine üzerine tuz biber ekmiştir.  Böylece Dostoyevski’nin de (1821-1881) eleştireceği o Rus Nihilizmini oluşturan psikolojik alt yapı her bakımdan ta...

Yazarak Düşünmek Nasıl Olur?

KARŞINDAKİ bir insan nasıl sana konuştuğu zaman sen de onu odaklanmış bir şekilde dinlersin, işte yazı yazmak da bunun gibidir. Çok iyi dinleyiciler vardır. Öyle can kulağıyla dinlerler ki senin de konuştukça konuşasın gelir, durmadan anlatırsın. Hatta bazıları sussalar da senin konuşmana yön verirler. Sen şelale gibi akarken ne yöne akacağını minik rötuşlarla ayarlarlar. Sen o akış esnasında fark etmezsin bile. Sen şevkle istediğin konuları anlattığını düşünürsün. Hararetle anlatırken konulara kendini kaptırdığından dolayı o kaptırmada aslında konuların duygularının fanusunun içine girersin. Bir dış izleyici ve dinleyici olan karşındaki kişi de olaylara o fanusun dışından daha net bakabilir.  Tek başına bir masaya oturup yazı yazmak da bu karşılıklı iletişim biçimine benzer. Yazı yazarken zihin bir akış halindedir. Harıl harıl akar. O esnada da eller çalışır. Kalem ya da klavyeyi kullanarak. Yazıya döker. Orada saf ve ham duygular vardır. Duygular hissettiği yerde zihinden geçen f...

Bir Ressamın Kırık Şövalesi (öykü)

MASADAN kalktım. Bir hafta boyunca karşımda taş gibi durmuştu. Şimdi gözleri doluyordu. Kendinize iyi bakın dedim. Yan masadan yaşını almış aktör abi geldi. Babacım Allahaısmarladık dedim. Sarıldık. Yanaklarından öptüm. Çantamı sırtlandım. Kasaya gittim. Çalışan kız arkadaş yeni gelen müşterilerle ilgileniyordu. Bir gözü de bendeydi geliyorum şimdi bakışlarıyla. Onlara anahtarlarını verdi, oda numaralarını söyledi. Sen geç geliyorum şimdi dedi. Odaya kadar onlara eşlik etmesi gerekiyordu.  Masaya geri döndüm. Otobüsün kalkmasına daha vardı. Rahat hissetmiyordum bir yandan da. Kasaya geri mi dönsem, kendi masama mı otursam, Haluk abinin masaya baktım yanında hiç yer yoktu. Onun da ailesi gelmişti sonradan bu pansiyona. Gitmek için sabırsızlanıyordum. Hande'yle bir vedalaşayım da. Mecbur kendi masama oturdum. Suzan ve arkadaşlarıyla işte yine karşı karşıyaydık. Bana acıyorlardı. Şimdi ise bu acıma merasimi tavan yapmıştı.  Bir an önce gitmem lazım. Suzan "biraz daha kalsaydın...