Ana içeriğe atla

Öyküsüz Selçuk Baran

BİN bir parçayım. Dağılmış. Oradayım ve burada. Her yerde. Bin bir parça. Savrulmuş. İki büyük el geliyor su alır gibi alıyor ve dökmeden tutuyor beni. Dökülüyorum ama. Bin bir parçaya. Islatıyorum etrafı. Siliyorlar beni bezle. Şimdi bezdeyim. Islak bezi kokutuyorum. Sıkıyorlar beni. Akıyorum. Gidiyorum. Sabit duramıyorum. Hiçbir olan şeyi de açıklayamıyorum. Bir sahibim var, inanıyorum ama onca olan şey arasında da onu bile çok unutuyorum, değil sadece kendimi ve etrafımı. Sonra geliyor iki el bir yere savrulmuş olan kalbimi alıp geri takıyor göğsüme, karaciğerimi, akciğerimi, elimi, kolumu, bacağımı alıp beni bir güzel toparlıyor yeniden ve yeniden ve yeniden ve yeniden ve yeniden. Akıyorum ama. Dağılıyorum. Kayıyorum. Selçuk Baran mıyım neyim? Üstelik öykülerim de yok. Öyküleri olmayan bir Selçuk Baran. Ne olup bitiyor acaba? Biri bana açıklayabilir mi? Ey bulutlar! Biraz açılın. Allah'ı göreyim. Bin bir parçayım çünkü. Dağılmış. Orada ve burada. Her yerde. Savrulmuş ve iki el gelir. Toplar, siler, sıkar. Akarım, kokarım, sıkılırım. Parçayım. Avuçlar arasında. Bulutlar. Ey. Allah. Anlamıyorum? Ça. Yım. Par. Mış. Da. Ğıl. Ra. Da. O. Lah. Al. Lut. Bu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Grazie, Signore

AMADEUS filminin bir sahnesinde Salieri piyano başında beste yapmaya çalışıyor. O  notayı bu notayı deniyor. Deniyor, deniyor ve en sonunda istediği nota bağrından çıkıp parmak uçlarında yaşam buluyor. Piyanodan gelen sesler Salieri'yi mutlu ediyor. Gözlerini kısıyor ve gayet mütebessim bir şekilde karşı duvardaki Hazreti İsa heykeline bakıp "Grazie, Signore" -Teşekkürler, Efendim- diyerek şükranlarını sunuyor. Ve çalışmasına devam ediyor. Bu sahneyi çok seviyorum. Yaratıcı ilhamın geldiği bir kaynak vardır ve tüm sanatçılar bu kaynağa inanır. Söz etmese, konuşmasa da onu hisseder. İlham saatidir o. İlhamın geldiği ve sanatçıyı bir trans haline sokarak yaratım sürecinin başladığı saat. Sanatçı o zaman gürül gürül akar, bir motor gibi çalışır, eli hareket etmeye, sesi çıkmaya başlar. Ortaya muazzam bir resim çıkar tüm iç dünyasını yansıttığı. O iç dünyalar her insanda vardır. Ancak bunu ressam ifade edebilir ve insanların etkilenme sebebi de budur zaten. Benim iç sıkıntımı...

Dostoyevski ve Balzac'ın izdüşümü

RUSYA tarihinde '60'lar nesli vardır. 1860 ve 1870 yılları arasını ifade eder. Bu nesil genç entelektüellerin oluşturduğu bir rüzgâra kapılmıştır: Rus nihilizmi. 1853-1856 Kırım Savaşı yenilgisi bu rüzgârın oluşmasında başlıca sebep çünkü bu savaştan sonra Rus çarının yönetimi, büroksasisi, ordusu çağdışı görüldü. 1855'te II. Aleksandr ile büyük reformlar başlasa da yetersiz kaldı. Bu yıllar umutsuzluğun zirve yaptığı yıllardır. Turgenyev'in Babalar ve Oğullar romanı (1862) ve Chernyshevski'nin Ne Yapmalı? romanı (1863) gençleri etkiledi. '68-70'te de radikalleşme başladı ve bunun teröre evrilmesi sonucunda da 1881'de II. Aleksandr bombalı saldırı ile öldürüldü. Dostoyevski Suç ve Ceza (1866), Ecinniler (1871-72), Karamazov Kardeşler (1880) romanlarını bu genç nesillerden etkilenerek yazdı ve nihilizmin en yıkıcı hali olan Rus nihilizminin eleştirisini yaptı. Ki eleştirisini yaptığı kavram daha sonra Rus nihilistler eliyle evrilip gelişerek modern teröri...

Bir Ressamın Kırık Şövalesi (öykü)

MASADAN kalktım. Bir hafta boyunca karşımda taş gibi durmuştu. Şimdi gözleri doluyordu. Kendinize iyi bakın dedim. Yan masadan yaşını almış aktör abi geldi. Babacım Allahaısmarladık dedim. Sarıldık. Yanaklarından öptüm. Çantamı sırtlandım. Kasaya gittim. Çalışan kız arkadaş yeni gelen müşterilerle ilgileniyordu. Bir gözü de bendeydi geliyorum şimdi bakışlarıyla. Onlara anahtarlarını verdi, oda numaralarını söyledi. Sen geç geliyorum şimdi dedi. Odaya kadar onlara eşlik etmesi gerekiyordu.  Masaya geri döndüm. Otobüsün kalkmasına daha vardı. Rahat hissetmiyordum bir yandan da. Kasaya geri mi dönsem, kendi masama mı otursam, Haluk abinin masaya baktım yanında hiç yer yoktu. Onun da ailesi gelmişti sonradan bu pansiyona. Gitmek için sabırsızlanıyordum. Hande'yle bir vedalaşayım da. Mecbur kendi masama oturdum. Suzan ve arkadaşlarıyla işte yine karşı karşıyaydık. Bana acıyorlardı. Şimdi ise bu acıma merasimi tavan yapmıştı.  Bir an önce gitmem lazım. Suzan "biraz daha kalsaydın...