Ana içeriğe atla

Öyküsüz Selçuk Baran

BİN bir parçayım. Dağılmış. Oradayım ve burada. Her yerde. Bin bir parça. Savrulmuş. İki büyük el geliyor su alır gibi alıyor ve dökmeden tutuyor beni. Dökülüyorum ama. Bin bir parçaya. Islatıyorum etrafı. Siliyorlar beni bezle. Şimdi bezdeyim. Islak bezi kokutuyorum. Sıkıyorlar beni. Akıyorum. Gidiyorum. Sabit duramıyorum. Hiçbir olan şeyi de açıklayamıyorum. Bir sahibim var, inanıyorum ama onca olan şey arasında da onu bile çok unutuyorum, değil sadece kendimi ve etrafımı. Sonra geliyor iki el bir yere savrulmuş olan kalbimi alıp geri takıyor göğsüme, karaciğerimi, akciğerimi, elimi, kolumu, bacağımı alıp beni bir güzel toparlıyor yeniden ve yeniden ve yeniden ve yeniden ve yeniden. Akıyorum ama. Dağılıyorum. Kayıyorum. Selçuk Baran mıyım neyim? Üstelik öykülerim de yok. Öyküleri olmayan bir Selçuk Baran. Ne olup bitiyor acaba? Biri bana açıklayabilir mi? Ey bulutlar! Biraz açılın. Allah'ı göreyim. Bin bir parçayım çünkü. Dağılmış. Orada ve burada. Her yerde. Savrulmuş ve iki el gelir. Toplar, siler, sıkar. Akarım, kokarım, sıkılırım. Parçayım. Avuçlar arasında. Bulutlar. Ey. Allah. Anlamıyorum? Ça. Yım. Par. Mış. Da. Ğıl. Ra. Da. O. Lah. Al. Lut. Bu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Balzac ve Dostoyevski'nin İzdüşümü (Pazartesi14 Dergisi)

RUS tarihinde ‘60’lar neslinin yaşadığı bir vaka vardır. Bu vaka 1860 ile 1870 yılları arasında vuku bulmuştur. Entelektüellikleri kıpır kıpır olup yerinde duramayan bu neslin gençlerinin Rus nihilizmi rüzgârına kapılması vakası.  Bu rüzgârı estiren başlıca sebeplerden birisi olan, 1853-1856 yılları arasında cereyan etmiş Kırım Savaşı hezimetidir. Bu hezimet, başta genç entelektüeller olmak üzere, insanların uyanışına vesile olmuş ve artık Rus çarlığının yönetim biçiminin, bürokrasisinin ve ordusunun ne menem bir şey olduğu, mevcut çağa yetişip yetişmediği üzerine yüksek tonda sorgulamalar ve tartışmalar başlatmıştır.  Savaş bitmeden bir yıl önce çarın anlamsızca büyük reformlara girişmesi ve bunlar çok geç kalınmış reformlar olduğu için bir de yetersiz kalıp insanlardaki umutsuzluğu daha da hızlandırmasıyla yönetim kendi kendine üzerine tuz biber ekmiştir.  Böylece Dostoyevski’nin de (1821-1881) eleştireceği o Rus Nihilizmini oluşturan psikolojik alt yapı her bakımdan ta...

Grazie, Signore

AMADEUS filminin bir sahnesinde Salieri piyano başında beste yapmaya çalışıyor. O  notayı bu notayı deniyor. Deniyor, deniyor ve en sonunda istediği nota bağrından çıkıp parmak uçlarında yaşam buluyor. Piyanodan gelen sesler Salieri'yi mutlu ediyor. Gözlerini kısıyor ve gayet mütebessim bir şekilde karşı duvardaki Hazreti İsa heykeline bakıp "Grazie, Signore" -Teşekkürler, Efendim- diyerek şükranlarını sunuyor. Ve çalışmasına devam ediyor. Bu sahneyi çok seviyorum. Yaratıcı ilhamın geldiği bir kaynak vardır ve tüm sanatçılar bu kaynağa inanır. Söz etmese, konuşmasa da onu hisseder. İlham saatidir o. İlhamın geldiği ve sanatçıyı bir trans haline sokarak yaratım sürecinin başladığı saat. Sanatçı o zaman gürül gürül akar, bir motor gibi çalışır, eli hareket etmeye, sesi çıkmaya başlar. Ortaya muazzam bir resim çıkar tüm iç dünyasını yansıttığı. O iç dünyalar her insanda vardır. Ancak bunu ressam ifade edebilir ve insanların etkilenme sebebi de budur zaten. Benim iç sıkıntımı...

Yazarak Düşünmek Nasıl Olur?

KARŞINDAKİ bir insan nasıl sana konuştuğu zaman sen de onu odaklanmış bir şekilde dinlersin, işte yazı yazmak da bunun gibidir. Çok iyi dinleyiciler vardır. Öyle can kulağıyla dinlerler ki senin de konuştukça konuşasın gelir, durmadan anlatırsın. Hatta bazıları sussalar da senin konuşmana yön verirler. Sen şelale gibi akarken ne yöne akacağını minik rötuşlarla ayarlarlar. Sen o akış esnasında fark etmezsin bile. Sen şevkle istediğin konuları anlattığını düşünürsün. Hararetle anlatırken konulara kendini kaptırdığından dolayı o kaptırmada aslında konuların duygularının fanusunun içine girersin. Bir dış izleyici ve dinleyici olan karşındaki kişi de olaylara o fanusun dışından daha net bakabilir.  Tek başına bir masaya oturup yazı yazmak da bu karşılıklı iletişim biçimine benzer. Yazı yazarken zihin bir akış halindedir. Harıl harıl akar. O esnada da eller çalışır. Kalem ya da klavyeyi kullanarak. Yazıya döker. Orada saf ve ham duygular vardır. Duygular hissettiği yerde zihinden geçen f...