SEVGİYİ nasıl bulacağız? Çukurda mı aradık hep biz bu sevgiyi? O çukurlara girdik ve karanlığın sarhoşluğunda boğulduğumuzu fark etmedik. Çünkü çok yalnızdık. Anlamadık. Razı geldik. Çünkü yalnızlık katlanılmazdı ve çukurun karanlığı parlıyordu. Atladık ve yandık. Şimdi bize her yer çukur ve her yer karanlık görünmede. Saf duygularla çocuksu bir adım attık ve yandık ya, Şimdi bizi kim barıştıracak tekrar? Kim inandıracak? İnsan nerede? Sevgi nerede? Yoksa ben de bir çukura ve karanlığa mı dönüştüm, Artık insanların içine düşüp kaybolduğu? Tabii ya, insan insanın çukuru ve karanlığıdır. Bundan kim muaf? Var bir muaf belki Ama o da bizden muaf... Yine de bırakma bizi Sev, lütfen ve keremen... Öyle sev ki Çokça dolalım Öyle dolalım ki Artık sığmasın ayaklarımız o çukurlara Ve kaybolmayalım o parlayan karanlıklarda Elden de başkası gelmez Gelen bu Sen gel
KALP ağrısı, el kol ve ayak bileklerinde şişkinlik sonrası nefsimin dikkati dağıldı. Ne malayani işler ne melankoli; bu durum beni direkt manevi yöne itti. Rabbimi anarak açıldım. Zaten artık hastalıklardan başka türlü çıkamıyorum. Hastalık esnasında psikolojik iradeye de sahip olmak gerekiyor. Çünkü kendini acıya, sancıya bırakırsan kaybolabilirsin; mesela ben irademi, zihinsel direncimi kaybedersem sancılar kaslarımı daha çok sıkar ve midem daha çok bulanır. Kusmak çocukluğumdan beri en çok korktuğum şeydir. Ama ısrarlı hastalığa karşı çaresizce ısrarla Rabbimi andığım zaman yatakta sancı içindeyken, evet, zihnen bir irade sahibi oluyorum ve orayı en az zararla aşıyorum. Gerekli tedaviyi de bir yandan görüyorsun. Ancak psikolojik, moral, manevi direnç de bir o kadar önemli. Hastalık dışında normal yaşarken de aslında bu direnç gerekiyor. Zihnen güçlü olmak ve daha da ileri gidip kalben yumuşamak. Başka türlü nefsin sesi kesilmiyor çünkü. Ya hastalık vuruyor ve ölümün...