Ana içeriğe atla

Dibini kaşıklıyoruz

NETLEŞTİRMEMİZ gereken şey yalnızlığı bitirmek için girdiğimiz arayışların ilacı asla ama asla insan ve insanlar olmayacak. Bunu önkabul olarak almalısın. Tüm süreçler varlığının ayakta durmak için adım olarak bu yeryüzüne attığı varlıklarının adımları sadece, bu her adım bir yürüyüş sürecinin ufak bir parçası sadece, bu parçayı sakın büyütüp genişletip içinde kaybolma; unutma senin bir olan varlığının bu dünyaya açılan varlıklarının ki bunlar senin yine parçaların, her bir anın, her bir işin, iletişimin, hareketin... Varlığının varlıklarının enstantaneleri. Yalnızlığın bunlarla bitmez, hiçbir zaman bitmedi. Bittiğini sandın ama gerçek olanı, kalıcı olanı, her şeye rağmen devam eden o sahiciliği aramıyor musun? O şey bir ide değil, öz değil, felsefi bir kavram, ulvi bir makam değil, hayır. O bilinç altımızda dayandığımız ulvi rahimdir. Ama bu asla yüzeye çıkmaz. Bu öz olarak kalır. Eflatun'un bahsettiği gibi. Hayır, tartışmıyorum bu ideler, öz mü hayatımızı yönlendiriyor ya da biz mi hayatımızı yönlendirip bu ideleri oluşturuyoruz, oraya girmiyorum, oraya girmek bir işe yaramadı, sonuç vermedi. Konuşulanın konuşulduğu gibi kaldığı şeyleri artık sevmiyorum. Mesela deyimler! Sevmiyorum. Ezbere cümleler. Genel geçer öğütler, ideolojik sloganlar. Tamamen aptallık. Man kafalılık. Bu tavır nihilizme götürür biliyorum ama oraya gitmeden ve ama bu tavrı da canlı tutarak devam edebilmek benim manifestom. Bu dünyanın ve öz'ün arasında yaşayan canlı bir kavram var, insan gibi tıpkı, melek ve şeytan, madde ve mana arasında arafta kalmış bir kavram: sanat. Bu yüzden bunu insan şairane yaşayandır diye ifade etmiş Hölderlin. Şairane yaşamak nedir? Karanlık taraflara girmek istemiyorum şimdi, bir şeyleri anlasa da anlamasa da insan iyiye doğru gitse de intihara, yanlışlara doğru gitse de zaten tüm varlığı ile şairane yaşayandır zaten demek istemiyorum. Bu böyledir zaten, evet ama bu yazının amacı o kulvarlara girmek değil. Uçurumun kenarlarında çok gezmemek lazım. Çünkü kanaatkar olmak güzel şeydir. Şiir kanaatte gizli. Bu bir sır, evet. Köpürtmüyorum. Baloncuk hiç yapmıyorum. Mesela Heidegger hep İngiliz ada felsefesince bu yönden eleştirilir çünkü hep şiirsel konuşmuştur diye. Zaten en sonunda direkt şiir ile konuşan Hölderlin'in kıyılarına yanaştırmıştır teknesini. Şimdi burada bir metin oluştu ve ben oraya yaklaştım. Anlam veremediğim bir etki içindeyim. Metin burada da soluklanmaya, nefes almaya başladı. Göksel rüzgarlardan bir tortu çıkardık kendimize, dibini kaşıklıyoruz. İşte buradan ne çıktıysa odur benim devam etmemi sağlayan şey. İfade edemem, tanımlayamam ama ancak şiir diyebilirim.

Cinsel gücü henüz yerinde olan erkek bir köşesinde hobisiyle ilgilenir. Ne daha aşağı inebilir ilgilenmelerinden dolayı, ne de genel geçer bildik arzulara sahip olabilir, o en güzel kadınlar, en prestijli anlar şeklinde. Yoluna bakar, devam eder. Sonra bir kız gelir, seçer erkeği. Kız daha azına inemez ama daha yükseğine ulaşamaz, o genel geçer arzuların hedefi olan zengin erkeklere, şık ve güçlü erkeklere. Denklik işler. Kız erkeğe denk gelir ve makul görüp onu seçer. Erkek de olasılığa bakar ve kabul eder. Genelde kız seçer, erkek seçilir, erkek zaten razıdır, kız da makuldedir. Herkesin arzuları en yüksektedir hep, rüyalar, hayaller oralarda gezinir. Hayat denkliklerde yaşanır. Daha aşağı düşenler biraz delirir, yalnızlaşır, melankoliyi yaşar, sürüncemededir. Kendini bir işle, hobiyle, sanatla sağaltanlar zihni çok aşağıyla veya yukarıyla oyalamamayı başarmıştır. Onlar yukarıyı hayal edip denkleriyle yaşarlar. Bir de yüksekte olanlar vardır, onlar da rüyanın içindedirler ama büyük panik hakimdir orada da çünkü çok yüksekten düşmek aşağılara göre pek tekin değildir ve bir gün çakılma kaçınılmazdır. En azından hastalık, yaşlılık, başarısızlık ihtimali hep vardır ve kişiyi bir yerden vurur, vuracaktır. En aşağıda olan bunları hazır ve olağan karşılar. Ortada olanlar için de daha yükseklerde olanlar gibi panik yapılacak bir şey yoktur. Denkler bir araya gelir ve birbirlerine bir süre eşlik ederler. Mutlu olunur, evet fakat şu var kişiyi tutan ilişki değil yürüdüğü yöndür, tutunduğu uğraş ve onu da tutan şartlardır.

Yaşam tecrübeleriyle katman katman olur, üst üste dizilmiş buruşuk kıyafetler, çarşaflar gibi. Bir sürü hata, kusur, çirkinlik. Yaşam öyle uzun, zaman öyle geçmezdir ki hiçbir şey unutulmasa da etkisi azalır ve o katmanların üzerinden yaşamaya devam edersin hiçbir şey olmamış gibi çünkü başka alternatif yoktur. Alternatifler çok olsa da yine aynı yüzey üzerinden yaşanmaya devam edilir. Üzerine sünger çekilir ya da açılıp ameliyat edilir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Balzac ve Dostoyevski'nin İzdüşümü (Pazartesi14 Dergisi)

RUS tarihinde ‘60’lar neslinin yaşadığı bir vaka vardır. Bu vaka 1860 ile 1870 yılları arasında vuku bulmuştur. Entelektüellikleri kıpır kıpır olup yerinde duramayan bu neslin gençlerinin Rus nihilizmi rüzgârına kapılması vakası.  Bu rüzgârı estiren başlıca sebeplerden birisi olan, 1853-1856 yılları arasında cereyan etmiş Kırım Savaşı hezimetidir. Bu hezimet, başta genç entelektüeller olmak üzere, insanların uyanışına vesile olmuş ve artık Rus çarlığının yönetim biçiminin, bürokrasisinin ve ordusunun ne menem bir şey olduğu, mevcut çağa yetişip yetişmediği üzerine yüksek tonda sorgulamalar ve tartışmalar başlatmıştır.  Savaş bitmeden bir yıl önce çarın anlamsızca büyük reformlara girişmesi ve bunlar çok geç kalınmış reformlar olduğu için bir de yetersiz kalıp insanlardaki umutsuzluğu daha da hızlandırmasıyla yönetim kendi kendine üzerine tuz biber ekmiştir.  Böylece Dostoyevski’nin de (1821-1881) eleştireceği o Rus Nihilizmini oluşturan psikolojik alt yapı her bakımdan ta...

Grazie, Signore

AMADEUS filminin bir sahnesinde Salieri piyano başında beste yapmaya çalışıyor. O  notayı bu notayı deniyor. Deniyor, deniyor ve en sonunda istediği nota bağrından çıkıp parmak uçlarında yaşam buluyor. Piyanodan gelen sesler Salieri'yi mutlu ediyor. Gözlerini kısıyor ve gayet mütebessim bir şekilde karşı duvardaki Hazreti İsa heykeline bakıp "Grazie, Signore" -Teşekkürler, Efendim- diyerek şükranlarını sunuyor. Ve çalışmasına devam ediyor. Bu sahneyi çok seviyorum. Yaratıcı ilhamın geldiği bir kaynak vardır ve tüm sanatçılar bu kaynağa inanır. Söz etmese, konuşmasa da onu hisseder. İlham saatidir o. İlhamın geldiği ve sanatçıyı bir trans haline sokarak yaratım sürecinin başladığı saat. Sanatçı o zaman gürül gürül akar, bir motor gibi çalışır, eli hareket etmeye, sesi çıkmaya başlar. Ortaya muazzam bir resim çıkar tüm iç dünyasını yansıttığı. O iç dünyalar her insanda vardır. Ancak bunu ressam ifade edebilir ve insanların etkilenme sebebi de budur zaten. Benim iç sıkıntımı...

Yazarak Düşünmek Nasıl Olur?

KARŞINDAKİ bir insan nasıl sana konuştuğu zaman sen de onu odaklanmış bir şekilde dinlersin, işte yazı yazmak da bunun gibidir. Çok iyi dinleyiciler vardır. Öyle can kulağıyla dinlerler ki senin de konuştukça konuşasın gelir, durmadan anlatırsın. Hatta bazıları sussalar da senin konuşmana yön verirler. Sen şelale gibi akarken ne yöne akacağını minik rötuşlarla ayarlarlar. Sen o akış esnasında fark etmezsin bile. Sen şevkle istediğin konuları anlattığını düşünürsün. Hararetle anlatırken konulara kendini kaptırdığından dolayı o kaptırmada aslında konuların duygularının fanusunun içine girersin. Bir dış izleyici ve dinleyici olan karşındaki kişi de olaylara o fanusun dışından daha net bakabilir.  Tek başına bir masaya oturup yazı yazmak da bu karşılıklı iletişim biçimine benzer. Yazı yazarken zihin bir akış halindedir. Harıl harıl akar. O esnada da eller çalışır. Kalem ya da klavyeyi kullanarak. Yazıya döker. Orada saf ve ham duygular vardır. Duygular hissettiği yerde zihinden geçen f...