Ana içeriğe atla

Varamayış

VARAMAYIŞ bu yaşamın yegâne hakikatlerden birisi. Mutlak hakikat. İnsan varışa doğru olan varlıktır. Yarım kalmak yegâne hakikatse, yaşamın hakikati ise yaşamdaki canlılığın yegâne hakikati ise devinimdir, harekettir, varmayışa doğru olan seyirdir. Bu seyir bir süre devam edecek ve varamayışın hakikati galip gelerek insanı öldürecek. İnsan muhakkak ölecek. Sürdüğü arabayı bir yerde yol kenarına çekip bırakmak zorunda kalacak ve yolun kenarına uzanıp canını verecek. Bu ana kadar ise insan varamayışın öznesi olarak kalmak zorunda çünkü varlığı bunu zorunlu kılıyor yaşayan bir canlı olarak. Yaşamın ilk hakikati varamayış ise o yaşamı yaşayan canlının ilk hakikati ise varamayışa doğru akış hakikati. Varışa doğru olmak ama varamamak. Varamayacağını bile bile insan niye devam eder peki? Çünkü elinde sahip olduğu tek şey nefes almak. Eğer bu meylini de kaybederse arabayı kenara çekme vakti daha erken gelir. Devam ettiğin müddetçe bu ertelenir. Devam etmek sadece bedenen var olmak değildir, devamlılık bir düşünsel fikirdir, devamlılık bağlamından kopmayıştır. Kopuşla biter her şey. İnsan devam eder. Kopmaz. Kopmayan varlıktır insan. Kopmadığı sürece yaşayandır. Bu devamlılık da ancak düşünsel varlığını boğmadığı, boğdurmadığı, ezmediği, ezdirmediği müddetçe sürer. Varlığını ifade ettiği sürece sürer. Su akar yolunu bulur. İstisnasız her insan varlığını sürdürmenin yolunu arar ve ifadesi de onun bulabildiği yegâne ifadedir. Oradan ortaya çıkarıp baş gösterebilmiştir. Bu varlığını ifade anları an be an zincirleme bir bütün oluşturur ve kişi kendi hikâyesini yazmaya başlar. İşte bağlam böyle oluşur. Düşünsel anlamda bu sürekliliği, varamayışa doğru olan varlığını nevi şahsına münhasır bir yol ve yöntemle ifade edebilen insan kendi insan kavramını yaşayan insandır. Bu bağlamdan koptuğu an insan kavramından istifasını vermiştir. Varamayış hakikatine galip geldiği müddetçe insan var olur çünkü. Varamayışa doğru olan insan bu meyil ile var olur. Meylin istikametinde bir anlam yoktur ama meylin kendinde anlam vardır. Bağlamdan kopmamanın yine yegâne şartı anlamlı hissetmektir. Anlam devamlılıktır. İnsan aslında hep iç dünyasında yaşar. İç dünyasından yaşar. Varlığını kendi özünden aldığı o tatlı su pınarının nemi ile ifade etmeye teşvik eder. Yaşam suyu. Bukowski'nin Bluebird şiiri gibi. Bluebird hep oradadır. Oraya insan kendi bile dokunmaz, kimseye de dokundurmaz. O orada susarak durur. Bazı geceler sessizce öter. Yaşamının yegâne özü hep oradadır. Yaşama sebebindir. Yaşatandır. Göğüs kafesinde yaşar. Asıl bağlamındır. Asla varamazsın ama varlığını bilmek de sana yeter. İşte onun için yaşamaya devam edersin. Eskiden en sevdiğim şiir Necip Fazıl'ın Takvimdeki Deniz şiiriydi. Sonra Bukowski'nin Bluebird'ünü öğrendim. Aşık oldum. Şiir denince şiir Bluebird'dür. There is a bluebird in my heart that / wants to get out / but i am too tough for him / i say, stay in there, i am not going / to let anybody see / you. / there is a bluebird in my heart that / wants to get out / but i pour whiskey on him and inhale / cigarette smoke / and the whores and the bartenders / and the grocery clerks / never know that / he is / in there / there is a bluebird in my heart that / wants to get out / but i am too tough for him / i say / stay down, do you want to mess / me up? / you want to screw up the works? / you want to blow my book sales in Europe? / there is a bluebird in my heart that / wants to get out / but i am too clever, i only let him out / at night sometimes / when everybody's asleep. / i say, i know that you are there, / so do not be / sad. / then i put him back, / but he is singing a little / in there, i have not quite let him / die / and we sleep together like / what / with our / secret pact / and it is nice enough to / make a man / weep, bu i do not / weep, do / you?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Balzac ve Dostoyevski'nin İzdüşümü (Pazartesi14 Dergisi)

RUS tarihinde ‘60’lar neslinin yaşadığı bir vaka vardır. Bu vaka 1860 ile 1870 yılları arasında vuku bulmuştur. Entelektüellikleri kıpır kıpır olup yerinde duramayan bu neslin gençlerinin Rus nihilizmi rüzgârına kapılması vakası.  Bu rüzgârı estiren başlıca sebeplerden birisi olan, 1853-1856 yılları arasında cereyan etmiş Kırım Savaşı hezimetidir. Bu hezimet, başta genç entelektüeller olmak üzere, insanların uyanışına vesile olmuş ve artık Rus çarlığının yönetim biçiminin, bürokrasisinin ve ordusunun ne menem bir şey olduğu, mevcut çağa yetişip yetişmediği üzerine yüksek tonda sorgulamalar ve tartışmalar başlatmıştır.  Savaş bitmeden bir yıl önce çarın anlamsızca büyük reformlara girişmesi ve bunlar çok geç kalınmış reformlar olduğu için bir de yetersiz kalıp insanlardaki umutsuzluğu daha da hızlandırmasıyla yönetim kendi kendine üzerine tuz biber ekmiştir.  Böylece Dostoyevski’nin de (1821-1881) eleştireceği o Rus Nihilizmini oluşturan psikolojik alt yapı her bakımdan ta...

Grazie, Signore

AMADEUS filminin bir sahnesinde Salieri piyano başında beste yapmaya çalışıyor. O  notayı bu notayı deniyor. Deniyor, deniyor ve en sonunda istediği nota bağrından çıkıp parmak uçlarında yaşam buluyor. Piyanodan gelen sesler Salieri'yi mutlu ediyor. Gözlerini kısıyor ve gayet mütebessim bir şekilde karşı duvardaki Hazreti İsa heykeline bakıp "Grazie, Signore" -Teşekkürler, Efendim- diyerek şükranlarını sunuyor. Ve çalışmasına devam ediyor. Bu sahneyi çok seviyorum. Yaratıcı ilhamın geldiği bir kaynak vardır ve tüm sanatçılar bu kaynağa inanır. Söz etmese, konuşmasa da onu hisseder. İlham saatidir o. İlhamın geldiği ve sanatçıyı bir trans haline sokarak yaratım sürecinin başladığı saat. Sanatçı o zaman gürül gürül akar, bir motor gibi çalışır, eli hareket etmeye, sesi çıkmaya başlar. Ortaya muazzam bir resim çıkar tüm iç dünyasını yansıttığı. O iç dünyalar her insanda vardır. Ancak bunu ressam ifade edebilir ve insanların etkilenme sebebi de budur zaten. Benim iç sıkıntımı...

Yazarak Düşünmek Nasıl Olur?

KARŞINDAKİ bir insan nasıl sana konuştuğu zaman sen de onu odaklanmış bir şekilde dinlersin, işte yazı yazmak da bunun gibidir. Çok iyi dinleyiciler vardır. Öyle can kulağıyla dinlerler ki senin de konuştukça konuşasın gelir, durmadan anlatırsın. Hatta bazıları sussalar da senin konuşmana yön verirler. Sen şelale gibi akarken ne yöne akacağını minik rötuşlarla ayarlarlar. Sen o akış esnasında fark etmezsin bile. Sen şevkle istediğin konuları anlattığını düşünürsün. Hararetle anlatırken konulara kendini kaptırdığından dolayı o kaptırmada aslında konuların duygularının fanusunun içine girersin. Bir dış izleyici ve dinleyici olan karşındaki kişi de olaylara o fanusun dışından daha net bakabilir.  Tek başına bir masaya oturup yazı yazmak da bu karşılıklı iletişim biçimine benzer. Yazı yazarken zihin bir akış halindedir. Harıl harıl akar. O esnada da eller çalışır. Kalem ya da klavyeyi kullanarak. Yazıya döker. Orada saf ve ham duygular vardır. Duygular hissettiği yerde zihinden geçen f...