BU yazımda Amerikan tarihinin en öngörülemez olaylarından birinden bahsedeceğim. Adam Lanza vakası. Amerikan silahlanma yasaları gereği silahlara ulaşım çok kolay oluyor. Bu yüzden de Amerika'da korkunç bir adet baş göstermiş durumda. O da toplu okul katliamları faciaları. Genelde bu vakalarda okul hayatı boyunca ezilen, dalga geçilen ve travmalar neticesinde zihni sosyal anksiyete bozukluğu geliştiren bir çocuk bir gün gözü döner ve öç almaya karar verir. Elinin altında evde de ailesi tarafından tedarik edilmiş silahlar olduğundan bu öç almanın yöntemi korkunç sonuçlara sebebiyet verir. 12 öğrenci ve 1 öğretmenin öldüğü Eric Harris ve Dylan Klebold'un gerçekleştirdiği Columbine Lisesi katliamı gibi. Bu vakadan beri de yüzlerce okul saldırısı oldu. Çoğu intikam ve zorbalık travması kaynaklı. Adam Lanza ise olayı inceleyen polisler tarafından en ön görülemez vaka olarak yorumlanmıştır. Çünkü Adam Lanza'da sosyal fobi yoktu. Göz bakışları korkulu idi, insanlardan korkuyor gibi görünüyordu ama aslında duyusal algı bozukluğu vardı. Yani ne travması vardı ne de insanlardan korkuyordu aslında, sadece ışıktan, seslerden ve dokunulmaktan korkuyordu. Kıyafet etiketlerini kesiyordu. Bazen var olmayan kokuları algılıyordu. Asperger, otizm, obsesiflik, anoreksiya gibi birkaç hastalığı üst üste yaşayan Adam çocukken doktorların uyarısı ile hastaneye yatıyor. Fakat kafasını duvarlara vurup hastanede kalırsa intihar edeceğini söyleyince annesi ben evde bakarım diyerek tedavi sürecini durduruyor. Duyusal algı bozukluğu sebebiyle okul koridorlarında yürürken birden kendisini yerlere atıp ağlamaya başlıyor. Bir yerden sonra geldiği nokta okula ve hiçbir yere gitmeden evde odasında bütün gün perdeler kapalı ve kulağında kulaklıkla bilgisayar başında oyun oynayan bir çocuk. Birçok hastalığın üst üste gelmesi ve aşırı korumacı annelik ile babasızlığın bıraktığı tahribat zihninde varoluşsal bir yıkıma sebep oluyor. Sosyal fobide de duyusal algı bozukluğunda da kişi gittikçe içe kapanır ve iki hastalık da aynı görünür. Sosyal fobide hangi yaşta olursan ol travmalarınla yüzleşip korkunun üzerine gittiğinde iyileşirsin ancak duyusal algı bozukluğunun küçük çocukluktan tedavi edilmesi gerekir. Tedavisi ergenliğin başlangıcına kadardır. Ergoterapi ve duyusal entegrasyon terapisi şarttır. Maalesef anne Yale Çocuk Merkezi'nin uyarılarını duymazdan geliyor.
AMADEUS filminin bir sahnesinde Salieri piyano başında beste yapmaya çalışıyor. O notayı bu notayı deniyor. Deniyor, deniyor ve en sonunda istediği nota bağrından çıkıp parmak uçlarında yaşam buluyor. Piyanodan gelen sesler Salieri'yi mutlu ediyor. Gözlerini kısıyor ve gayet mütebessim bir şekilde karşı duvardaki Hazreti İsa heykeline bakıp "Grazie, Signore" -Teşekkürler, Efendim- diyerek şükranlarını sunuyor. Ve çalışmasına devam ediyor. Bu sahneyi çok seviyorum. Yaratıcı ilhamın geldiği bir kaynak vardır ve tüm sanatçılar bu kaynağa inanır. Söz etmese, konuşmasa da onu hisseder. İlham saatidir o. İlhamın geldiği ve sanatçıyı bir trans haline sokarak yaratım sürecinin başladığı saat. Sanatçı o zaman gürül gürül akar, bir motor gibi çalışır, eli hareket etmeye, sesi çıkmaya başlar. Ortaya muazzam bir resim çıkar tüm iç dünyasını yansıttığı. O iç dünyalar her insanda vardır. Ancak bunu ressam ifade edebilir ve insanların etkilenme sebebi de budur zaten. Benim iç sıkıntımı...
Yorumlar
Yorum Gönder