Ana içeriğe atla

Jeffrey Dahmer olmak ya da olmamak

MARILYN Manson'ın bir sözüne rastladım. Yıllar önce bir ropörtajında eğer müzikle tanışmasaydı bir Jeffrey Dahmer'e dönüşebileceğini söylüyordu. Seri katil olan Dahmer'i anladığını, zihin yapısının kendisiyle aynı olduğunu ama onun sadece bunu sağaltacak bir yer bulamadığını, köşeye sıkıştığını belirtiyordu. Dahmer'in babası Lionel A Father's Story kitabında oğlu hakkında şu cümleleri kurar: "Bu, hayal edilmesi zor bir seviyede körlük ya da belki inkâr idi, ama gerçekti. Sanki oğlumu ses geçirmez bir kabine kilitlemiş, sonra perdeleri çekerek neye dönüştüğünü ne duyabiliyor ne de görebiliyordum." ya da başka bir sayfada: "Genişlemesi gereken sosyal hayatı, zihninden daha büyük olmayan bir çembere daraldı; hayali bir dünyada arkadaşları hayaletler, sevgilileri ise hareketsiz et yığınlarıydı." Marilyn Manson müzik dünyasının oldukça karanlık bir yüzü, sözleri de karanlığın bilgeliği gibi. Aramızdaki tek farkın kendimizi ifade etme şeklimizin değişmesi, yoksa herkesin tek aradığı ilgidir diyor. İfademiz sadece birer ilgi çığlığı. Yalnızlığın yıkıcı etkileri tahminlerin çok daha ötesindedir. Bu yıkıcı etkiye maruz kalan illa ki kendisini bir şekilde ifade ediyor ama bu ifade öncelikle toplumsal organizasyonda, normda kendine bir yer arıyor; o yeri bulamadıkça, sisteme kenetlenemedikçe, bir yerinden tutamadıkça kişi normların dışına doğru kaymaya başlıyor. Sanat alanı bu normda barınamayanların kendini bir şekilde var etme yöntemidir. Ben çoğu sanatçının aslında seri katil olma, türlü sapkınlıklara girme, akla hayale gelmeyecek işlere bulaşma potansiyellerinin olduğunu düşünürüm. Dahmer'in yaptıklarını araştırmak gerçekten zordur. Araştırdıkça dipsiz bir kuyuya girdiğinizi hissedersiniz ve karanlık arttıkça görülenler de bir o kadar korkunçtur. Dahmer bu kuyuya tek başına girmiş ve devam etmiş. Nereye gidiyor peki? Sadece kaybolmuş ve bunun sonuçlarını başkalarına da yaşatan bir insan. Canavarlaşmış bir insan. Nihai hedefi sorulunca nihai hedefinin bir güvenli alan, içinde güvenle oturulabilecek bir tapınak inşa etmek olduğunu söyledi. Neyden yapılma? Et ve kemiklerden yapılma. Kendince bir sanat eseri oluşturma derdinde ama asıl derdi yalnız kalmama, terk edilmeme ve güvende kalma. Bu nokta geldiği son nokta zaten. Buraya gelene kadar çocukluk, ergenlikte başladığı alkolizm illeti, yaşadığı travmalar gibi yan destekleyicileri zaten bugün hala televizyonlarda tartışıyorlar. Benim derdim ise Marilyn Manson'ın yıllar önce verdiği röportajdaki samimi açıklamaları üzerinde durmak. Ne demişti? Müziği keşfetmeseydim demişti. Müzik, resim, heykel, edebiyat, sinema, tiyatro, mimarlık, dans, fotoğrafçılık gibi sanatın o kadar çok kolu var ki. Her biri kendini ifade etmenin bir yolu ve bu ifade aslında tanrıya yöneltilmiş bir ifade çığlığıdır. Bir ilgi çekmeye çalışma gayretidir. Ben kendimi bilmiyorum, neler yaşadığımı bilmiyorum, sadece canım yanıyor, anlam veremiyorum, bu sonsuz boşluktaki kâinatı da anlamıyorum, seni de görmüyorum tanrım, içimden sadece tüm bu anlamsızlıkları bağırmak geliyor ve böyle arınabiliyorum ancak. İçimdekileri bağırarak içimden atabiliyorum. Bu belki hiçbir şeyi çözmüyor, çözümlemiyor ama ifade etmek rahatlatıyor ve ortaya bir resim koyuyor. Benzer duygudaşta olan insanlar da birbirine âşık oluyor kendilerini birbirlerinde gördükleri için. Benzer yaralar. Bu yüzden popüler kültürde seri katillere hayranlık vardır. İnsanların benzer acıları var ve nasıl ifade edeceklerini bilmiyorlar. Herkes birbirini bu yüzden boğazlıyor. İster seri katillik adı altında olsun ister siyaset, din diyanet, devrimcilik adı altında olsun. Eğer uygun bir kanaldan, yoldan kendini ifade edemezsen bir katile dönüşebiliyorsun ama bulursan bir müzisyene.. Sanat bu anlamda bir ibadettir. Mistisizm tandanslı ibadetten bahsediyorum. Duaların karşılığında bir şeylerin verildiği ibadet değil, ibadet ederek katharsis yaşadığın, psikolojik sağaltımını yaptığın bir ibadet. Bu anlamda mistikler ve sanatçılar akrabadır. Buna delileri katan var. Ben psikopat katilleri de katıyorum. Makası açabiliriz. Buradaki sağaltımda bir etki hasıl olur. İşte buna ilham meleği derler. Orada bir şey olur ve o bir şeye ilham derler. Rahatlama ile, içinden zehrini atarak bakış açın değişir. Sanki zihnine bir melek bir fikir üflemiş gibi inanılır. Peki ne yapıyor tam olarak Marilyn Manson gibiler? Ben burada kendi özel hayatlarında en tıkanık oldukları yerleri konuştuklarını, bağırdıklarını düşünüyorum. Dürüstlük, sahicilik ne kadar varsa o kadar karşılık buluyor. İnsanlar yaraları, duyguları ile etkileşirler. Tanıdık bir duygu bizi güvende hissettirir. O duygu karanlık da olsa. Bunun sağladığı his bizi yalnızlıktan kurtarmaktır. Karşımızdaki kişi ne kadar tabulara uymazsa uymasın, insanlığın en nefret ettiği kişi de olsa belki de tanıdık duyguyu bir tek onda görüyorsundur, bu senin için her şey demektir, bu sonsuz, soğuk ve kimsesiz kainattaki yalnızlığın sonu. Daha kıymetli ne var? Sanatçı demek popüler bir isim demek değil. Bir şekilde kendine has bir üslupla gerçekleştirilen her ifade yolu, şekli, şemali sanatın suret bulmasıdır. Hristiyanlıkta bahsedilen Mesihleşmek, İslam Sufizminde bahsedilen Muhammedîleşmek. Burada bahsettiğim de sanatın insan suretine bürünmesidir. Bu doğrultuda sanat bir açıdan asla toplum için değildir ama bir açıdan da toplum içindir. İlk amacı ise her daim ortaya çıkmaktır, ortaya çıkarak içinden çıktığı kişiyi kurtarmaktır. Bu birinci amaç. İkinci ya da üçüncü amacı ise aynı duygularda olan tanıdık ruhlara denk gelmektir. Ama gerçek hayatta yaşıyoruz. Bir sanatçı da bu gerçek hayata karıştı diye sanatçılığına halel gelmez. Mesela Dostoyevski ya da Balzac borçlarını kapatmak için hızlı hızlı yazıyor ya da bazı boğucu betimlemeleri fazladan sayfa yazmak için abartıyor olabilir. Yine de onlar yazarlığın bedenlenmiş halleridir. İnsan bir şekilde kendisini kurtaranı bırakmaz. Peşine düşer. Bu şans nasıl insanın karşısına çıkar veya nasıl çıkmaz bilmiyorum. Marilyn Manson gibi birini müziğin nasıl tuttuğunu ama Jeffrey Dahmer'i nasıl hiçbir şeyin tutmadığını bilmediğim gibi.

Ropörtaj: "Eğer o zaman müziği keşfetmeseydim şimdiki durumum çok daha farklı olurdu ve büyük ihtimalle çok daha karanlık. Jeffrey Dahmer ve Richard Ramirez gibi seri katillerin yaşamlarını okudum ve onları anlayabiliyorum. Onların nereden geldiklerini ve ne yaşadıklarını anlıyorum ve aramızdaki fark benim bir dereceye kadar kendimi ifade edecek bir çıkış yolu bulmuş olmamdan başka bir şey değil. Onlar bunu yapamadılar. Belki de yaptığımız tek şey bir yardım ve ilgi çağrısıdır yalnızca, tek fark ise bu çağrının aldığı biçim."

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Grazie, Signore

AMADEUS filminin bir sahnesinde Salieri piyano başında beste yapmaya çalışıyor. O  notayı bu notayı deniyor. Deniyor, deniyor ve en sonunda istediği nota bağrından çıkıp parmak uçlarında yaşam buluyor. Piyanodan gelen sesler Salieri'yi mutlu ediyor. Gözlerini kısıyor ve gayet mütebessim bir şekilde karşı duvardaki Hazreti İsa heykeline bakıp "Grazie, Signore" -Teşekkürler, Efendim- diyerek şükranlarını sunuyor. Ve çalışmasına devam ediyor. Bu sahneyi çok seviyorum. Yaratıcı ilhamın geldiği bir kaynak vardır ve tüm sanatçılar bu kaynağa inanır. Söz etmese, konuşmasa da onu hisseder. İlham saatidir o. İlhamın geldiği ve sanatçıyı bir trans haline sokarak yaratım sürecinin başladığı saat. Sanatçı o zaman gürül gürül akar, bir motor gibi çalışır, eli hareket etmeye, sesi çıkmaya başlar. Ortaya muazzam bir resim çıkar tüm iç dünyasını yansıttığı. O iç dünyalar her insanda vardır. Ancak bunu ressam ifade edebilir ve insanların etkilenme sebebi de budur zaten. Benim iç sıkıntımı...

Spontane Timur

HİÇ aklımda yokken yola çıkma isteği geldi. Çantamı hazırladım ve yola düştüm. Uzun bir tren yolculuğu. Spontane gelişiyor her şey. Herhangi rastladığım bir motel buldum. Güzel bir akşam yemeği yedim. Öyle gelişigüzel geldim ki buralara kadar. Hangi şehirde olduğumu bile unuttum.  Tam olarak ayamadım ne yaşadığımın. Sonra yol yorgunluğuyla odama çekildim. Masanın başına geçtim. Çoğu motelde oda ufak da olsa bir aynalı masa olur illa ki. Koltuk olur. Kül tablası olur. Pencere. Temiz olduğuna inanmak istediğin çarşaflar. Banyo. E tamam işte. Yeter de artar.  Bir sigara yaktım, camı açtım. Heyecanla kitaplarımı masanın kenarına dizip bilgisayarımı önüme açtım. Yazmaya başladım. Şu an Kars'tayım. Her yer bembeyaz. Çok güzel kar yağıyor. İstanbul gibi değil. İstanbul'da yağsa bile iki gün anca kalıyor. Sonrası hep çamur.  Burada karın hası var. Kar burada kök salıyor adeta. Şehre hâkim oluyor. Hiçbir şey yapmak için gelmedim bu şehre. Sadece bir şeyi görmek istedim. Yıllardır ...

Dostoyevski ve Balzac'ın izdüşümü

RUSYA tarihinde '60'lar nesli vardır. 1860 ve 1870 yılları arasını ifade eder. Bu nesil genç entelektüellerin oluşturduğu bir rüzgâra kapılmıştır: Rus nihilizmi. 1853-1856 Kırım Savaşı yenilgisi bu rüzgârın oluşmasında başlıca sebep çünkü bu savaştan sonra Rus çarının yönetimi, büroksasisi, ordusu çağdışı görüldü. 1855'te II. Aleksandr ile büyük reformlar başlasa da yetersiz kaldı. Bu yıllar umutsuzluğun zirve yaptığı yıllardır. Turgenyev'in Babalar ve Oğullar romanı (1862) ve Chernyshevski'nin Ne Yapmalı? romanı (1863) gençleri etkiledi. '68-70'te de radikalleşme başladı ve bunun teröre evrilmesi sonucunda da 1881'de II. Aleksandr bombalı saldırı ile öldürüldü. Dostoyevski Suç ve Ceza (1866), Ecinniler (1871-72), Karamazov Kardeşler (1880) romanlarını bu genç nesillerden etkilenerek yazdı ve nihilizmin en yıkıcı hali olan Rus nihilizminin eleştirisini yaptı. Ki eleştirisini yaptığı kavram daha sonra Rus nihilistler eliyle evrilip gelişerek modern teröri...