BALZAC'ın amatör gotik romanlarından sonra kendi adıyla yazdığı ve ilk olarak adını duyurup başarı kazandığı Les Chouans (Lö Şuans) yani Köylü İsyancılar romanını okuyorum. Bu romanı anlayabilmek için ayrıca Fransız Devrimi tarihi çalışıyorum. Fransız Devrimi, öncesi sonrası, Bourbon Hanedanı, kuzenleri Orléons Hanedanı, cumhuriyet, Napolyon, Fransa'nın batısındaki isyancılarla olan mücadeleler, vesaire; Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu kadrolarının tüm gençlikleri boyunca hayal dünyasını süsleyen tarihi vakalar manzumesi. Gerçekten bu kitapta cumhuriyet sözcüğünü okumak bana bizim ülkemizin adındaki cumhuriyetin özünü okuyormuşum, orijinal halini anlıyormuşum gibi hissettiriyor çünkü 100 yıl önce yaşayan Türklerin cumhuriyet diye bahsettiklerinde akıllarında hep Fransa vardı. Atatürk ve İttihatçıların akıllarında hep örnek olarak Napolyon vardı. Dünya savaşları olmamıştı bile. Churchill, Mussolini, Hitler gibi örnekler yoktu. Asıl örnek hep Napolyon'du, daha da öncesinde de Büyük İskender. 1789'da başlayan Fransız Devrimi'nden 100 yıl önceki 1688 tarihi de ilham olması bakımından önemli. İngiltere'de kralı devirmeden gerçekleşen bir devrim. Bu İngiliz devrimi de yine kendisinden 600 küsur yıl önceki Magna Carta, zalim Kral John olaylarını kendine kaynak almış. Ama her şeyin bir öncülü, öncesi var. Ayrıca ilginçtir devrimde yıkılan Bourbon Hanedanı bugün 2025 İspanyasındaki kraliyet ailesinde hala mevcut. Yani Fransa'dan silindiler ama İspanya'yı yönetiyorlar; Franco sonrası tekrar tahsis edilen kraliyet tahtı. 1589'dan beri Fransa'da vardılar. Ta ki XIV. Louis'e kadar: Güneş Kral! 1789'da devrim, 1792'de monarşinin kalkması, 1793'te de Güneş Kralın idamı var. Hanedan 1792-1814 arası sürgündedir. Napolyon 1814'te yenilir ve Hanedan 1814 yılından 1830 Temmuz devrimine kadar tekrar iktidar olur. Devrim sonrası 1848'e kadar Orléons kısmı iktidarda kalır. 1795-1799'da ise Direktuvar vardır, zayıf bir cumhuriyet ve Napolyon 1799'da yeni rejim ilan eder. 1814'e kadar. İşte Balzac'ın romanı 1799'da yeni rejimin Napolyon tarafından kurulduğu ve öncesinde de zayıf cumhuriyet rejiminin olduğu yıl başlar. O yıl Fransa'nın batısında kralcı, dindar, köylü isyancılar cumhuriyetle mücadele ederler. Aynı şeyleri görüyorum. Bir dejavu gibi Fransızca söylemek gerekirse. Manastırları yasaklayan, yok eden bir cumhuriyet. Bizdeki tekkeler kanunu gibi. Les Chouans'ların elinde tesbih, ağızlarından dualar, ermişlerin isimleri, Meryem Ana, Tanrı, manastır sözleri düşmüyor. Hristiyani imanları güçlü. Diğer tarafta da cumhuriyetçiler, onları yobaz, gerici görüyor. Türkiye'de yaşanan gerilimin aynısı. Türkiye'de yaşanan sosyolojik vaka ne İngiltere'ye ne Rusya'ya benziyor, tamamen Fransa tecrübesi yaşanmış ve yaşanıyor. Böyle bir ortamda Balzac'ın durumu nedir? Sonuçta bu olayların içine doğmuş o da. 1830 Temmuz Devrimini bire bir görmüş, yaşamış. Zaten 1850'de göçüyor. 51 yaşında. Balzac kralcı ve inançlı birisi. Katolikliği övüyor, inanıyor. Roma'ya (Papalığa) ise karşı. Özerk bir Katolik gibi. Daha mistik bir imanı var. Balzac realizmin babasıdır ama imanı mistik-örtük bir katmandadır. Yani realizmi, salt gerçekliği, düz bir şekilde verir, yansıtır ama araya mistisizmi de serpiştirir, derinlerinde bir yerde de mistisizm vardır. Kesinlikle devrime karşıdır. Kralcıdır. Hatta 1830 devrimi sonrası gelenler hanedandan olsa bile desteklemez ilkesiz olduklarını düşündüğü için. Yani asıl gönderilen hanedan mensupları gibi değillerdir. Fakat şu da var cumhuriyetçileri desteklemese de onlara inanmasa da Napolyon'un enerjisini, kaosu düzenleyici tavrını, tutkusunu sever, ona hayrandır. Ancak ilahi hakka dayalı kraliyeti yıktığı için eleştirir, devrimci eşitlikçiliğini eleştirirdi. Kaosa düzen getirdiği için de beğenirdi. Kenan Evren gibi belki de. Medeni hukuku beğendi. Liyakati teşvik etmesini beğendi. Otoriteyi yeniden asil kıldı. Napolyon'u efsanevi ve mistik olarak anlattı. Kişisel bir yetenek olarak görüp hayran oldu. Yoksa devrimin çocuğu diye eşitlikçilik üzerinden eleştirdiği de var. Fakat bu eşitlikçiliğe burjuvaziye asil bir liderlik dayattığı için de övdü. Napolyon laikliği getirse de Napolyon'u ayrıca devrimin olumsuz yanlarını dizginleyen bir kurtarıcı olarak görüyordu. Belki de gerekli bir geçiş olarak gördü. Taç giyme töreninde Papa'yı çağırması mesela Balzac'ı etkiledi. Siyasi yanının ötesinde irade olarak hayrandı. Napolyon sonra kilise ile barıştı. Tabii bizdeki tarihle bire bir uyumlandırmaya çalışmak da hatalı olur. Napolyon laiklik istedi. Balzac dindar bir toplum istiyordu. Balzac herkesi gerçekçi romanlar yazarak eleştirdi. Hem laikleri hem dindarları. Bu onu yalnızlaştırdı. Benim tek dostum kalemim, toplum beni anlamıyor derdi. Bugün modern romanın babası olarak görülme sebebi de bu, kimseye yaranmayan, tarafsız, acımasız gözlemciliği olması. Topluma ayna tuttu toplum da ondan uzak durdu. Davet edilmiyordu artık hiçbir şeye. Yalnızım ama yazmazsam çıldırırım modundaydı. Yalnızlık eserlerini eşsiz kıldı kimseye yaranmaya çalışmadığı için.
Balzac'ı artık biraz daha iyi anladığımı düşünüyorum. Gerçekten yalnızlığını kabul eden insanın özgürleştiğine dair en önemli örneklerden birisi. Özgün insanlar asla bir kalıba sığmıyor. Yazmanın ön şartı yalnızlığın kabulü olmalı. Başka türlü sahici yazılamaz. Bu da son nokta olsun yazımda.
Yorumlar
Yorum Gönder