KIRICI ve fevri insanları seviyorum. Uçlarda olan. Ani tepkiler veren. Gerçekten hassas insanlardır onlar. Hala hissedebilen, canı yanabilen ve feveran eden. Genelde tepki verdikleri şeyler normalde asla üzerinde durulmayacak konular dahi olsa onlar tüm hayat düzenlerini bozmayı göze alacak kadar değerli bulurlar o anları. Canları acır çünkü. Hepsi istisnasız linç yerler. Hemen tüm toplumu kendilerine karşı cephe aldırtmayı başarırlar. Herkes birlik olur. Müthiş bir yetenek bu. Kendi hayatını ortaya koyma resmen. Hiç olurlar. Yok olurlar. Buna da engel olamazlar. Kadın ya da erkek. Yaşlı ya da genç. Büzüşmüş bir yüz ifadesiyle sokakta yürürken ya da metroda beklerken ya da herhangi bir yerde abuk sabuk ırkçı bir tepki verebilirler hemen. Ya da anlamsız cümlelerle yoğun bir öfke dalgası yaratabilirler. Kimse ne olduğunu anlayamaz bile. O delilik canavarı matrix evreninden gelir o kişinin içinden bir kapı açarak ortaya çıkar. Kanalize olunurlar adeta. Bir teyze. Normal görünümlü. Hiç belli olmaz. Kırıcı, fevri, acımasız olabilir. Üstelik artık toplum tarafından haklı gibi görünürken bile haksız duruma düşme anını yakalayamazlar çünkü en başından bunu gözetmezler. O anda canı yanar ve canını o an yakmaz aslında. O an onu tetiklemiştir. Kimsenin ruhu duymaz, haberi olmaz. Sokağın ortasında eline geçen herhangi bir şeyi karşısındakinin kafasına savururken görürüz biz onları. İç dünyasında yaşanan keşmekeşi göremeyiz. Böyle süperman yeteneklerimiz yok. Galiba zaten süpermanin de böyle bir yeteneği yoktu. Bilemiyorum şimdi. Kırıcı ve fevri insanlar cehennemi içlerinde yaşarlar. Seviyorum onları. Çünkü insandan bir parça. Görüyorum. Çok belli, çok belirli, belirgin ne olduğu ve ne yapacakları. Oho, tabii, elbette, o dalga bana doğru gelse elbette mümkün değil, sevemem ama o an için çünkü kendimi toparlamam gerekir öncelikle. Çok net görüyorum. Bu bir "benimle ilgilensenize, beni sevsenize" çığlığıdır. Yalnızlığıyla barışamamanın, travmalarını aşamamanın neticesi farklı bir ilgi açlığına ve farklı bir dikkat çekme çabasına dönüşebiliyor. Bu durum o kişiye canı yandığı an metroda giderken acil çıkış butonuna basmaktan başka çaresi olmayan bir kişinin halini gösteriyor. Irkçı değil. Hangisiyle insanca, sakince konuşsan öfkesi geçtikten sonra ırkçılıkla alakasının bile olmadığını görürsün. Bu insanları suçlayamam ama cinayet işleyenlerle, intihar edenlerle, ciddi vakalara karışanlarla da ruhen yakın akraba olmalarını da yadsıyamam. Neden seviyorum? Anladığım için seviyorum. Bu insanlar birden yükselip birden yumuşar. Bu yüzden de toplumun aklı başında olan geneli sessizce metroda bekleyip bu deliliğin geçmesini beklerler. İlgi çığlığı diner, herkes yoluna gider ama o kişi o çığlıkla tekrar kendi içinde baş başa kalır.
AMADEUS filminin bir sahnesinde Salieri piyano başında beste yapmaya çalışıyor. O notayı bu notayı deniyor. Deniyor, deniyor ve en sonunda istediği nota bağrından çıkıp parmak uçlarında yaşam buluyor. Piyanodan gelen sesler Salieri'yi mutlu ediyor. Gözlerini kısıyor ve gayet mütebessim bir şekilde karşı duvardaki Hazreti İsa heykeline bakıp "Grazie, Signore" -Teşekkürler, Efendim- diyerek şükranlarını sunuyor. Ve çalışmasına devam ediyor. Bu sahneyi çok seviyorum. Yaratıcı ilhamın geldiği bir kaynak vardır ve tüm sanatçılar bu kaynağa inanır. Söz etmese, konuşmasa da onu hisseder. İlham saatidir o. İlhamın geldiği ve sanatçıyı bir trans haline sokarak yaratım sürecinin başladığı saat. Sanatçı o zaman gürül gürül akar, bir motor gibi çalışır, eli hareket etmeye, sesi çıkmaya başlar. Ortaya muazzam bir resim çıkar tüm iç dünyasını yansıttığı. O iç dünyalar her insanda vardır. Ancak bunu ressam ifade edebilir ve insanların etkilenme sebebi de budur zaten. Benim iç sıkıntımı...
Yorumlar
Yorum Gönder