FRANSIZ balkonunun penceresini açtı ve ellerini kenarlıklara dayayarak derin bir nefes aldı. Gömleğinin göğüs cebindeki sigara paketinden bir dal sigara alıp yaktı ve etrafı izlemeye başladı. Akşam 9 civarıydı. Apartmanların en canlı olduğu saatler. Otoparklar doluydu. Herkes evine gelmiş. Apartmanlardaki dairelerin çoğunun ışıkları yanıyordu. Kimi yemekte, kimi televizyon izliyor, kimi sohbet ediyor, kimi de yalnız başına ve belki kitap okuyordu. Rüzgar serin havaya serinlik katarak esiyordu. Nil sigarasını Fransız balkonun yerde kenarına bıraktı ve içeri gidip hemen bir hırka giydi ve geri geldi. Uzaktan uğultulu bir tren sesi gittikçe yükselerek gürültülü bir tonda Nil'in yaşadığı apartmanın iki apartman önünde bulunan raylardan geçti ve aynı tonda sesi azalarak uğultuya dönüştü ve kayboldu. Bir kedi çığlıyı sesi belli belirsiz arada duyuluyor, sertçe iki kere bir arabanın kapı kapama sesi geliyordu. Nil'in sigarası bitmek üzereydi. Bir tane daha yakayım dedi. Beklediği an henüz gelmemişti. Sigarası sönmeden onunla diğerini yaktı ve külün sıcak olmayan yerine parmaklarıyla baskı yaparak ucu gevşetti. Sonra bir kere sertçe kül silkmek için parmağıyla vurunca sigaranın içi komple düştü. Böylece yanan bir tarafı kalmadığı için kalan boş sigara izmaritini sigara paketine geri koydu. Sıradan bir akşam ve bildik rutinler. Nil son zamanlarda edindiği yeni rutinini bekliyordu. Üçüncü sigaraya geçmek istemiyordu. Derken beklediği an geldi. Bunun için salonunun ışıklarını önceden kapatmıştı, sigarasının da yanan kısmını eliyle kapattı şimdi. Üçüncü katta bulunan Nil, son birkaç akşamdır hemen apartmanının bitişiğindeki lacivert köşkün bahçesine gidip gelen bir adamı ve kadını takip ediyordu. Arada koca bir ağaç olduğu için görüşü engelliyordu. Nil sadece ışıklarını kapatıyordu. Görülmediğini düşünüyordu. Herhalde görülmüyordu. Köşkün arka bahçesinde köşke bitişik olmayan ama apartmanla köşkün ayrıldığı duvara bitişik olan kümesvari bir alçak yapı duruyordu. Sadece siyah tavanı görülüyordu. Nedense Nil oradan geçenlerde bir ses duymuş ve bunu tavuk sesine benzetmişti. Bu yüzden de orası ona kümes gibi gelmişti ama ne için kullanıldığını bilmiyordu. Yine adam geldi. Ağaç dallarının arasından izliyordu Nil. O ufak kulübeye doğru yavaş yavaş geldi adam. Ufak tahta kapısını açtı ve içeriye girdi. İki dakika sonra kadın belirdi. Elinde kovayla o da yavaşça geldi. Kadın daha panikti ama arkasına ve sağına soluna bakıyordu hep. Telefonunun ekran parlaklığını sıfıra kadar getiren Nil arkadaşına mesaj attı. Bak saat kaç oldu, yine geldiler. Bir haftadır böyle. Bu sefer kova da almışlar. Kesin ceset var orada ben sana diyeyim. Orada mısın Beril? Bak yine geç bakıyorsun. Telefonu kapattı. Sigarasını yine aynı şekilde söndürdü. Külünü döküp izmariti paketine attı. Telefonu titredi. Bu arada hala kulübenin içindeydiler. Telefonunu açtı. Hayatım mutfaktaydım, sofrayı topluyorum. Yani diyorum sana bence panik yapıyor olabiliriz. Birini öldürdülerse çok fena ya. Gerçekten şüphe ediyorsan polise haber vermen lazım. Aşağıdan birden bir çığlık sesi geldi. Nil ay diyerek istemsizce korkup bağırdı. Sonra hemen içeri girip pencereyi perdeyi kapattı ve öylece ayakta bekledi. Bu bağırtı yine o aynı kediye aitti. Eşşoğlueşşek dedi. Mesaj attı. Ödümü kopardı ya. Kim? Kedi. Ay püf Nil. Kızım kalbim yerinden çıkacaktı. Nil perdeyi biraz araladı, bahçeye doğru arandı, sonra gözlerini kulübeye çevirince kulübenin yanında adam ve kadının yan yana durup kendisine baktığını gördü. Allah deyip ağzını tuttu ve hemen bir adım sola kaçıp evin duvarının arkasına saklandı. Derin derin nefesler alıp verdi. Eyvah yandım diyordu. Ne yapacağım şimdi ben? Bekledi, bekledi. Beril'e mesaj attı, beni gördüler galiba. Nasıl gördüler? Gördüler işte. Aşağıya baktığım sırada ikisi de orada durup bana bakıyorlardı. Emin misin? Evet ayol eminim yaşadığım şeyi yazıyorum. Bak bakayım oradalar mı hala? Kızım salak mısın şimdi oradaydılar diyorum sana. Derken Nil'in kapısı çalındı. Ay annecim. Bismillahirrahmanirrahim. Mesaj attı, ay kapım çaldı napıcam ben şimdi. Nil yere oturup sırtını duvara dayadı. Elleriyle de ağzını kapıyordu. Eyvah bunlar beni de öldürecek. Kapı bir dakika sonra bir kere daha çaldı. Ardından tanıdık bir ses. Nil Hanım aidatlar toplanıyor. Bir tek imza alacağım. WhatsApp grubunda yazmıştık. Of dedi Nil, ellerini dizlerine götürdü. Koca bir nefes bıraktı. Çok şükür. Geliyorum Tarık Bey diye seslendi. Dizlerinin üzerine geldi. Başını hafifçe eğip tek gözüyle pencereden dışarıya baktı ve orada değillerdi. Nil kapıyı açıp imzasını attı. Ardından Beril'e telefon açıp hararetle bu bahçede çok acayip şeylerin döndüğünü ve yarın kesinlikle gelmesi gerektiğini söyledi. Aşkım gel bende kal. Ben gündüz vakti bu bahçeye gideceğim. Birlikte gidelim. Etrafta kimsenin olmadığından emin olduktan sonra sadece bahçeye girip kulübeye kapısından bakıp döneceğiz uzatmadan. Bunlar katilse beni de gördüler. Hemen polisi aramamız gerekebilir. Beril geleceğim hayatım sen sakin ol sadece şimdi uyuyalım yarın uzun bir gün bizi bekliyor dedi. Telefonlarını kapattılar. Nil yatmadan önce son kez penceresinden aşağıya baktı. Kargalar kulübenin çatısına çıkmış bağırıyordu. Kesin bir şey var dedi ve yatağına yattı. Bir saate anca uyuyabildi. Öbür gün Beril Nil'in kapısındaydı. Öğlen olmuştu. Çili çaldı. Nil açtı ve birbirlerine sarıldılar. Aşkım dün öyle korktum ki. Ya hiç sorma. Birden çıktılar. Bir de kapı çalmasın mı? Neyse apartman görevlisiymiş. Çok geçmiş olsun hayatım. Gir gir içeri gir. Biraz oturalım. Ev kahve kokuyordu. Beril tebessüm etti. Birlikte mutfağa girdiler. Herkes kendi kahvesini aldı ve salona geçtiler. Ortalarına bir ahşap sehpayı alarak karşılıklı oturdular yanlarına fransız balkonlu pencere kenarı gelecek şekilde. Nil korkusundan kalın perdeyi henüz açmamıştı. Beril gündüz vakti bir şey olmaz aşkım korkma deyip perdeyi açtı. Bir yandan aşağıya bakıyorlar bir yandan konuşuyorlardı. Şimdi ne olacak dedi Beril. Bakacağız hayatım. Oraya bakmam şart. Acaba iş yerinden Faruk'ları falan mı çağırsak he Nil. Yok yok dedi Nil. Yani tamamen benim kuruntum da olabilir. O zaman çok saçma olur. Yani bence çok belli ama bilmiyorum işte. Peki ne yapacağız? Diyelim ki kulübenin içinde ceset var. Nil dedi ki, gece çok düşündüm, yatakta bir o yana bir bu yana döndüm durdum. Öyle bir durumda polise hemen gitmemiz gerekiyor ama şu da var hep görüyoruz yani diyelim ki ayan beyan orada ceset var, polise haber verdik geldiler ve tutukladılar onları. Sonra ne olacak? Bunlar beni gördü. Biliyorlar. Direkt anlayacaklar benim onları şikayet ettiğimi. Birinci problem bu. Benim de canım tehlikeye girer. İkincisi bunlar tutuklandıktan sonra ne olacak? Ay değil mi hayatım dedi Beril, bunları salarlar be. Allah kahretmesin bu sistemi dedi. O yüzden dedi Nil, polise haber vermeyeceğiz. Ben ne yapacağımı biliyorum. Her şey çözülecek sen merak etme. Ne yapacaksın kız? Meraklandırma beni. Video çekip sosyal medyaya atacağım dedi Nil. Bu ülkede adalet sisteminin işlediği tek sağlam yer sosyal medya Twitter platformu. Nil X platformuna eski adıyla Twitter demeyi havalı buluyordu. Onun için hala orijinal duran bir ifadeydi. Beril, yani ciddi ciddi bir şey görürsek polise haber vermeyecek miyiz? Hayır, vermeyeceğiz. Biraz tutuklayıp sonra bırakıyorlar. Bir tek otel yangınında suçlu olanlar içeri girdiler. Onda da bence ya devlette tanıdıkları yoktu ya da iyi rüşvet veremediler. O yüzden içeri alındılar. Hatta ileride daha iyi rüşvet verirlerse adım gibi eminim çıkarlar. Önce müebbet hapis birkaç on yıla düşer, sonra biraz daha düşer ve bir bakmışız çıkmışlar. Sonra sosyal medyada tekrar konuşulur. Tekrar tutuklanırlar. Hep aynı döngü. Kahvelerini bitirip mutfağa götürdüler. Nil anahtarlarını aldı. Hadi dedi çıkalım. Aşağıya indiler. Nil bir yandan telefonundan kamerasını kurcalıyordu nasıl daha iyi görüntü alırım diye. İki apartman arasından geçen dar yoldan yürüdüler ve oranın üç apartmanına ait olan bahçe kapısının kilidini açarak geçtiler. Köşke doğru yürüyorlardı. Hava aydınlık ama oldukça serindi. Kış soğukları başlamıştı. Geceleri adeta ciyaklayan o sarman kediyi gördü Nil. Baş parmağını salladı seni senii diyerek. Bak bu işte dedi hafif muzip bir sesle. Beril de dayanamayıp sevmeye yeltenince Nil ani bir hareketle kolunu tuttu ve buradalar dedi. Hemen orada bulunan bir arabanın arkasında beklediler. Biraz da başlarını eğdiler görülmemek için. Geceleri kulübeye giden kadın ve erkek aralarında konuşuyordu. Hafif tartışır tonda konuşuyorlardı. Birçok lafı kaçırmışlardı. Biraz kulak kabartınca duymak istedikleri asıl şeyi duydular. Orada değil mi diye sordu kadın. Adam akşama akşama dedi. Şimdi işim var. Şu faturaları yatıracağım, sen temizliğe gidebilirsin. Peki madem. Konuşma bitince kadın da adam da farklı yönlere giderek köşkten uzaklaştılar. Beril ee ne yapacağız şimdi diye sordu. Baksana dedi Nil herhalde şu an kulübede bir şey yok gibi. Bizi de görmediler. Akşama gelelim yine buraya. Bu hizadan zaten kulübe uzak da olsa görünüyor. Benim telefonumun kamerası iyi. Güzelce çekeriz. Sonra da sosyal medyayı patlatırız. Ardından eve döndüler. Akşam olana kadar bu konuyu konuştular. Ne yapılabilir diye ama konu dönüp dolaşıp aynı yere geliyordu. Şikayet etseler kendi canları tehlikeye girecek, ceza alıp almayacakları belli değil gibi şeyleri tekrar ettiler. Akşam olmuştu. Birlikte akşam yemeğini hazırlayıp karınlarını doyurdular. Yan yana Fransız balkona çıkıp sigara yaktılar. Kızım zaten tek yaşıyorsun, sigaranı içeride içsene, böyle hasta olursun her seferinde burada içersen. Yok Beril sonra koku evden çıkmıyor, perdeleri daha sık yıkamam gerekir. Bu şekilde sohbet ederek zaman geçiriyorlardı. Daha akşam dokuza çok vardı. Başka şeylerden de konuştular. Kendi ilişkilerinden, sevgilileriyle evlilik düşünüp düşünmediklerinden, iş hayatlarındaki sıkıntılardan, kitaplardan, yeni çıkan şarkılardan. Beril bir ara sosyal medyada gördüğü komik bir paylaşımı anlattı. Bak şimdi aşkım, sıçıp batırmadan anlatmaya çalışacağım diye başladı söze. Bir yandan da gülüp kendini toparlıyor ciddileşmeye çalışıyordu. Bir iki kere daha gülünce Nil hadi ama anlat şunu dedi. Bak şimdi, bir tane psikopos varmış, bu şeylerin daha şeyi oluyor herhalde, daha başları bu papazların. Papa gibi değil de işte ona yakın. İşte bu amcanın çok büyük bir burnu varmış. Bir yandan Nil de kıkırdar. Bir eve çaya misafirliğe gidecek bu psikopos amcamız. Burnuyla ünlü olduğu için evde misafirlere çay ikram edecek olan kıza ısrarla tembih ediyorlar, sakın burundan bahsetme, sakın burundan bahsetme diye. Çayını ikram et, burunu unut, sakın ondan bahsetme diye. Kız tamam der, psikoposlar gelince onlara iyice hizmet eder. Pot kırmaz. Psikopos artık misafirliğin sonuna gelir, kalkacak gibi olur. O sırada kız gelir çayları toplamaya, tam psikoposun önüne gelince, burnunuza bir bardak çay daha almaz mıydınız der. Beril ve Nil kahkahayı koparırlar. Bir yandan da dizlerine vururlar o neşeyle. Nasıl nasıl güzel anlatabildim galiba bu sefer der Beril. Aşkım çok güzel anlattın, budur der Nil. Ardından Nil biraz durgunlaşarak perdeyi aralar aşağıya bakar. Kimseyi göremez ama artık zamanı gelmiştir. Hava iyice kararmıştır. Saate bakar ve saat de dokuz olmuştur. Berilcim yavaştan hazırlan, videomuzu çekip dönelim hemen. Bu da aradan çıksın artık der. Birlikte aynı köşeye, arabanın arkasına giderler ve beklemeye başlarlar. Nil'in elinde kamerası açık telefonu ve ekran parlaklığı sıfırda. Beril de kollarını birbirine kavuşturmuş ve bir yandan da arabanın camından omuzlarına kadar dalgalanan kıvırcık saçlarına bakmaktadır. Tren yine aynı uğultulu sesi ile gelmeye başlar ve bu sefer rayların iyice yakınında oldukları için son ses gürültüde trenin geçmesini beklerler, ardından yine ses uğultuya dönene kadar bir gürültüde gider tren ve ardından tamamen uzaklaşır. Hafif yağmur çiseler. Yarım saat beklerler, gelen giden yoktur. Nil, normalde geldikleri saati bir saat geçirdiler. Arada gelmedikleri akşam da oldu. Biraz daha bekleyip duruma göre bakalım, eve döneriz olmadı der. Beril de kulübeye dalgın bir şekilde bakarken onaylayarak başını sallar. Yarım saat daha beklerler ama kimse yoktur. Hadi aşkım gel dönelim der Nil. Yavaşça eve doğru yürümeye başlarlarken Beril, ya o kadar uğraştık, zaten iki dakika sürecek bir video çekeceğiz. Kimse görmeden telefonun ışığını açar hemen videoyu çeker döneriz. Nil önce sessizce dinler ve onun da aklına yatar. Bu işi daha fazla uzatmanın anlamı yoktur artık diye düşünür ikisi de ve köşkün kapısına yönlerini çevirip yürümeye başlarlar. Hala etrafta kimse yoktur. Köşkün dış kapısından içeriye girerler. Köşkün yan bahçesinden geçip arka bahçeye gelirler. Nil kendi apartman dairesine bakar ve hakikaten de o kadar ağaç dalları, yaprakları ve karanlıkta dairesini göremez. İyiymiş der kısık sesle. Kulübeye bakarlar. Kulübe hiç de kümes gibi değildir. Eski tarz evlerin bahçelerindeki ahşap kulübe tarzındaki tuvaletlerin aynısındandır. Bu köşk de nitekim çok eski bir köşktür. Sadece restore edilmiş ve canlı bir lacivertle boyanmıştır. Bu yüzden yeni görünür. Kulübe ise restore edilmeyerek kaderine terk edilmiştir sanki. O kadar yeni bir köşkün yanında bu kulübe korku filmi gibidir. Adeta bende ne karanlık sırlar var bir bilseniz diye bağırıyordur kulübe. Nil telefonunu kaldırır ve videoyu başlatır. Beril biraz çekinir ve Nil'in elini tutar. O şekilde yavaşça yürürler. Nil kameraya alırken Beril kulübenin kapısını elini uzatır. Kapı sadece bir iple kapalı duruyordur. İpin ucunu sıkıştırılan kenardan çekip çıkarır Beril. Nil bir dakika der, durdurur onu. Sonra tamam der, açabilirsin. Nil kapıyı açar ve hiçbir şey göremezler. Kulübede bomboş bir alan vardır, hiçbir eşya yoktur. Birlikte içeriye doğru yaklaşıp eğilirler ve evet, toprağın içinden fışkırmış gibi duran bir ayak görürler. Nil heyecanlı ama kısık bir sesle, gördün mü dedim sana Beril dedim der. Sonra aniden arkalarından bir çıtırtı sesi duyarlar. Arkalarına döndüklerinde iki hamle ile başlarına koca birer kürek darbesi yerler.
AMADEUS filminin bir sahnesinde Salieri piyano başında beste yapmaya çalışıyor. O notayı bu notayı deniyor. Deniyor, deniyor ve en sonunda istediği nota bağrından çıkıp parmak uçlarında yaşam buluyor. Piyanodan gelen sesler Salieri'yi mutlu ediyor. Gözlerini kısıyor ve gayet mütebessim bir şekilde karşı duvardaki Hazreti İsa heykeline bakıp "Grazie, Signore" -Teşekkürler, Efendim- diyerek şükranlarını sunuyor. Ve çalışmasına devam ediyor. Bu sahneyi çok seviyorum. Yaratıcı ilhamın geldiği bir kaynak vardır ve tüm sanatçılar bu kaynağa inanır. Söz etmese, konuşmasa da onu hisseder. İlham saatidir o. İlhamın geldiği ve sanatçıyı bir trans haline sokarak yaratım sürecinin başladığı saat. Sanatçı o zaman gürül gürül akar, bir motor gibi çalışır, eli hareket etmeye, sesi çıkmaya başlar. Ortaya muazzam bir resim çıkar tüm iç dünyasını yansıttığı. O iç dünyalar her insanda vardır. Ancak bunu ressam ifade edebilir ve insanların etkilenme sebebi de budur zaten. Benim iç sıkıntımı...
Yorumlar
Yorum Gönder