SÖZCÜKLERİN arasında yüzüyor ve kulaç atıyorum. Parmaklarım, ellerim kelimelere çarpıyor ve dalga yaratıyor. Bu kelime dalgaları, harfler birbirine girmiş ve koyu çizgiler olmuş bir şekilde üzerime doğru dalgalanıyor ve bundan hoşlanıyorum. Serinliyorum üzerime gelip çarpan birbirine girmiş kelime dalgalarının serinliğiyle. Yüzüyor, kulaç atıyorum, bazen de geri geri yüzüyorum. Hatta yüksek bir kayalığa çıkıp içine atlıyorum. O zaman bir bomba etkisi gibi tüm kelimeler benden uzaklaşıyor tekrardan daha güçlü bir şekilde dört bir yanımdan bana doğru hücum etmek üzere ki bu da çok hoşuma gidiyor, epey serinliyorum. Bazen kelime yutuyorum yüzerken. Boğazıma kaçıyor. Öksürüyorum. Bazen çok sarhoş oluyorum ve beni bu güzel denizden çıkarmaları gerekiyor ve suni teneffüs yapıyorlar. Midemden çıkardıkları kelimeleri yutuyorlar yanlışlıkla ve kelimelerim onlarda yaşamaya başlıyor, sonra öksürüyorlar ve onlar da kelimeleri çıkarıyorlar ama onlar bir yere asla ve asla bir yere gitmez, akıp yolunu buluyorlar ve tekrardan denize karışıyorlar. ben de peşinden koşuyorum tekrardan atlıyorum o denize.
Kelime yutmakta bir problem görmüyorum, öksürürsün ve devam edersin ama çıkaramazsan o zaman insan farklı bir şekil alıyor. Morarıyor, bozuluyor, kasılıyor, takılıyor. Evet evet, özellikle takılıyor. Takıyor bir şeye. O şey tamam, o anlık bir araştırma konusu olsa, evet, ben varım buna. Ama, o boğazına takılmalar genelde bir ömür sürüyor, o boğaza takılmalar kimliklere dönüşüyor, kırmızı çizgilere dönüşüyor, hapishanelere dönüşüyor.
Atlıyorum denize, ben takılmayacağım. Sözcükler her yanımda, yeri geliyor bir dalgaya biniyorum, o dalgayla yol alıyorum. Dalgadaki harfler, sözcükler birbirine giriyor, kenetleniyor, koyulaşıyor ve bir bütün oluyor, çok sağlam bir paragraf, metin, öykü, deneme, şiir, belki novellaya bir meyil ama bir bütün ortaya çıkıyor ve ona binip yol alıyorum. Her şeyin bir sonu var elbet. Oradan da iniyorum ama artık ben eski ben değilim ki. Ata biner gibi o metin dalgasını sürmüş bir benim. Bazen kulağıma kaçıyor. Başımı yan çevirip yerimde tepiniyorum ki kelimeler kulaklarımdan çıksın. Kelimeler çıkınca daha iyi duyuyorum sanki. Belki çok şeyi temizledi. Kulak temizlemeye gerek kalmadı. Şimdi ayaklarım buruştu. Sözcükler buruşturdu. Hiç çıkmadım ki denizden. Deniz anasına döndük. Buruş buruş. Arada uzaklaşmak lazım. İnsanın karnı da acıkıyor çok yüzünce. Şimdi çıkıyorum. Buruşukluklar geçsin, karnımı doyurayım. Sonra tekrar atlarım. Ama ben çocuk gibiyim. Yemeğimi yer yemez tekrar atlıyorum. Tüm günüm yüzmekle geçiyor. Bir çocuğun tatil neşesi. Bazen gerçekten yoruluyorum, o zaman evet bir şemsiye altında oturup bir şeyler içerken uzaktan o koca roman denizine bakmak güzel oluyor, ta ufuk çizgisine kadar gözlerim gidiyor ve dinleniyorum gerçekten. Bedenimi dinlendirirken, denizi de seyrederek dinleniyorum. Başkalarının denizle oynaşmaları ve yüzmeleri de beni dinlendiriyor biliyor musunuz? Sonra mesela anlatıyorlar birbirlerine, bana, ona, sonra ben onlara falan. Kelimelerden nasiplendiğimiz, aklımızda kaldığı kadar. Ama gerçekten okuduğum zamanlardan daha fazla şey öğrenebiliyorum ve daha iyi kafamda oturuyor kitabın üzerine konuşunca. Kendi başına yüz yüz güzel ama bazen başka yüzenlerle kritik yapmak da ayrı bir tamamlayıcı unsur oluyor. İşte akşamı da böyle geçiriyoruz. Yarın yeni bir yüzme stili buldum onu deneyeceğim. Ama başlangıcım bomba olacak çünkü bombalama atlayışı yapacağım. Sözcükler şaşıracak, oraya buraya uçuşacaklar.
Yorumlar
Yorum Gönder