BELKİ de bütün mevzu sadece zaman geçirmekte. Zaman nasıl geçer? Öyle ya da böyle zaman geçmez. Zaman bir türlü geçmez. Ümüğünden tutar ve adamı boğar. Zaman teselliyle geçer. Zaman idare ederek geçer. Ancak çok mutluysan zaman eriyemeye başlar. Zaman diye bir şey kalmaz. Mutlu değilsen zaman geçmez bir türlü. Teselliler bulmak lazım. Bir şey yapmam lazım ki mutluluğa ulaşayım ve zamanı o şekilde geçireyim. Bir şey yapma isteğim yok çünkü yakın zamanda bir şeyler yaparak yine bir şeylerin düzeleceğine dair inancım yok. İmanım var mı Allah'a? Var. Bu başka bir şey. Belki Allah yakın zamanda bir şeylerin benim için düzelmesini arzu etmiyor. Kader böyle belki de. O zaman yapacak bir şey yok. Sadece iyi bir teselliye ihtiyaç var. Salamazsın da kendini. Çünkü yaşamak, nefes almak, huzurlu olmak istiyorum. İsyanın artı yönünü hiç görmedim. Yakın zamanda bir şeyler düzelecekmiş gibi hissetmeye çalışmak da her zaman mümkün olmuyor. Bu mümkün olsa zaten huzur içinde yaşar giderim. Adım atmak daha kolaylaşır. Zaman geçer bir şekilde. O da olmuyor. İşte yine yavaş yavaş düşüşe geçtim. Gecem gündüzüm yine karıştı. Bir yandan da tam düşüşe ve isyana da geçmiyorum. Ne o yana ne bu yana girişimlerim de yok. Çok boğulursam yazıyorum, tıpkı şu anda olduğu gibi. Şu anda boğuluyorum ve yazıyorum. Kendime kızıp harekete geçmeye de karar veremiyorum çünkü ne yöne doğru harekete geçebilirim onu bilmiyorum. Harekete geçecek yön çok, o değil. Ne yöne harekete geçersem sonuç alırım? Hangi adım sonuç verir? Nereye doğru adım atarsam boşa gitmez. Bütün mesele bu. Haybeye bir teselli tamamen umutsuzluk ve acıdır. Tabii kimi zaman da o kadar insan boğuluyor ki sonuç vermeyecek tesellilere sığınabiliyor, adımını atıyor. Belki bir tesadüfe denk gelir diye. Bu tevafuk da olabilir ama sonuçta bu kişiyi ne ilgilendirir? Ha tevafuk ha tesadüf. Kişiyi ilgilendiren kendisine ne şekilde olursa olsun denk gelendir. Açık olmak yeter. Küçük bir açıklık denemesi bile ufak bir şanstır. Karınca adımları ve ekmek kırıntıları kadar ufak da olsa sahici olduğu için o özgünlük, otantiklik aranan huzuru sağlayacak değerlilik hissini verir. Bu cümle bir girişim mi, tanımlama mı, umma mı, dua mı? Hangisi? Değerliliğin özgünlükten devşirildiğine inanıyorum. Burası koca bir gedik, kuyu. Burada koca bir açıklık varken yan dallara tutunmak zaman kaybettiriyor. Geçmeyen zamanı geçirmeye çalışma telaşesi. Yine ve yine kayıyorsun, düşüyorsun, batıyorsun. Zaman nasıl geçer? Zaman geçmez. Sıfırdan da olsa emek yeni bir yoldan olursa geçer mi? Geçer mi geçer. Ekmek kırıntıları kadar. Yeter mi? Yeter mi yeter. Sahici ise kafi gelir, gelmeli. Bir şeylerin üzerine sünger çekmek patinaj yapmaya devam etmektir. Mesela eski işine geri dönemezsin, dün dünde kalmadı. Konuşamamak, açık olamamak, muğlak kalmak aynı problemlerin yaşanacağının kesin delilidir. Titanik batmasa, tamir olsa tekrar aynı yoldan geçer mi idi?
AMADEUS filminin bir sahnesinde Salieri piyano başında beste yapmaya çalışıyor. O notayı bu notayı deniyor. Deniyor, deniyor ve en sonunda istediği nota bağrından çıkıp parmak uçlarında yaşam buluyor. Piyanodan gelen sesler Salieri'yi mutlu ediyor. Gözlerini kısıyor ve gayet mütebessim bir şekilde karşı duvardaki Hazreti İsa heykeline bakıp "Grazie, Signore" -Teşekkürler, Efendim- diyerek şükranlarını sunuyor. Ve çalışmasına devam ediyor. Bu sahneyi çok seviyorum. Yaratıcı ilhamın geldiği bir kaynak vardır ve tüm sanatçılar bu kaynağa inanır. Söz etmese, konuşmasa da onu hisseder. İlham saatidir o. İlhamın geldiği ve sanatçıyı bir trans haline sokarak yaratım sürecinin başladığı saat. Sanatçı o zaman gürül gürül akar, bir motor gibi çalışır, eli hareket etmeye, sesi çıkmaya başlar. Ortaya muazzam bir resim çıkar tüm iç dünyasını yansıttığı. O iç dünyalar her insanda vardır. Ancak bunu ressam ifade edebilir ve insanların etkilenme sebebi de budur zaten. Benim iç sıkıntımı...
Yorumlar
Yorum Gönder