Ana içeriğe atla

Zaman Sayıklamaları

BELKİ de bütün mevzu sadece zaman geçirmekte. Zaman nasıl geçer? Öyle ya da böyle zaman geçmez. Zaman bir türlü geçmez. Ümüğünden tutar ve adamı boğar. Zaman teselliyle geçer. Zaman idare ederek geçer. Ancak çok mutluysan zaman eriyemeye başlar. Zaman diye bir şey kalmaz. Mutlu değilsen zaman geçmez bir türlü. Teselliler bulmak lazım. Bir şey yapmam lazım ki mutluluğa ulaşayım ve zamanı o şekilde geçireyim. Bir şey yapma isteğim yok çünkü yakın zamanda bir şeyler yaparak yine bir şeylerin düzeleceğine dair inancım yok.

İmanım var mı Allah'a? Var. Bu başka bir şey. Belki Allah yakın zamanda bir şeylerin benim için düzelmesini arzu etmiyor. Kader böyle belki de. O zaman yapacak bir şey yok. Sadece iyi bir teselliye ihtiyaç var. Salamazsın da kendini. Çünkü yaşamak, nefes almak, huzurlu olmak istiyorum. İsyanın artı yönünü hiç görmedim. Yakın zamanda bir şeyler düzelecekmiş gibi hissetmeye çalışmak da her zaman mümkün olmuyor. Bu mümkün olsa zaten huzur içinde yaşar giderim. Adım atmak daha kolaylaşır. Zaman geçer bir şekilde. O da olmuyor. İşte yine yavaş yavaş düşüşe geçtim. Gecem gündüzüm yine karıştı. Bir yandan da tam düşüşe ve isyana da geçmiyorum. Ne o yana ne bu yana girişimlerim de yok.

Çok boğulursam yazıyorum, tıpkı şu anda olduğu gibi. Şu anda boğuluyorum ve yazıyorum. Kendime kızıp harekete geçmeye de karar veremiyorum çünkü ne yöne doğru harekete geçebilirim onu bilmiyorum. Harekete geçecek yön çok, o değil. Ne yöne harekete geçersem sonuç alırım? Hangi adım sonuç verir? Nereye doğru adım atarsam boşa gitmez. Bütün mesele bu. Haybeye bir teselli tamamen umutsuzluk ve acıdır.

Tabii kimi zaman da insan o kadar boğuluyor ki sonuç vermeyecek tesellilere sığınabiliyor, adımını atıyor. Belki bir tesadüfe denk gelir diye. Bu tevafuk da olabilir ama sonuçta bu kişiyi ne ilgilendirir? Ha tevafuk ha tesadüf. Kişiyi ilgilendiren kendisine ne şekilde olursa olsun denk gelendir. Açık olmak yeter. Küçük bir açıklık denemesi bile ufak bir şanstır. Karınca adımları ve ekmek kırıntıları kadar ufak da olsa sahici olduğu için o özgünlük, otantiklik aranan huzuru sağlayacak değerlilik hissini verir. Bu cümle bir girişim mi, tanımlama mı, umma mı, dua mı? Hangisi?

Değerliliğin özgünlükten devşirildiğine inanıyorum. Burası koca bir gedik, kuyu. Burada koca bir açıklık varken yan dallara tutunmak zaman kaybettiriyor. Geçmeyen zamanı geçirmeye çalışma telaşesi. Yine ve yine kayıyorsun, düşüyorsun, batıyorsun.

Zaman nasıl geçer? Zaman geçmez. Sıfırdan da olsa emek yeni bir yoldan olursa geçer mi? Geçer mi geçer. Ekmek kırıntıları kadar. Yeter mi? Yeter mi yeter. Sahici ise kafi gelir, gelmeli. Bir şeylerin üzerine sünger çekmek patinaj yapmaya devam etmektir. Mesela eski işine geri dönemezsin, dün dünde kalmadı. Konuşamamak, açık olamamak, muğlak kalmak aynı problemlerin yaşanacağının kesin delilidir. Titanik batmasa, tamir olsa tekrar aynı yoldan geçer mi idi?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Balzac ve Dostoyevski'nin İzdüşümü (Pazartesi14 Dergisi)

RUS tarihinde ‘60’lar neslinin yaşadığı bir vaka vardır. Bu vaka 1860 ile 1870 yılları arasında vuku bulmuştur. Entelektüellikleri kıpır kıpır olup yerinde duramayan bu neslin gençlerinin Rus nihilizmi rüzgârına kapılması vakası.  Bu rüzgârı estiren başlıca sebeplerden birisi olan, 1853-1856 yılları arasında cereyan etmiş Kırım Savaşı hezimetidir. Bu hezimet, başta genç entelektüeller olmak üzere, insanların uyanışına vesile olmuş ve artık Rus çarlığının yönetim biçiminin, bürokrasisinin ve ordusunun ne menem bir şey olduğu, mevcut çağa yetişip yetişmediği üzerine yüksek tonda sorgulamalar ve tartışmalar başlatmıştır.  Savaş bitmeden bir yıl önce çarın anlamsızca büyük reformlara girişmesi ve bunlar çok geç kalınmış reformlar olduğu için bir de yetersiz kalıp insanlardaki umutsuzluğu daha da hızlandırmasıyla yönetim kendi kendine üzerine tuz biber ekmiştir.  Böylece Dostoyevski’nin de (1821-1881) eleştireceği o Rus Nihilizmini oluşturan psikolojik alt yapı her bakımdan ta...

Grazie, Signore

AMADEUS filminin bir sahnesinde Salieri piyano başında beste yapmaya çalışıyor. O  notayı bu notayı deniyor. Deniyor, deniyor ve en sonunda istediği nota bağrından çıkıp parmak uçlarında yaşam buluyor. Piyanodan gelen sesler Salieri'yi mutlu ediyor. Gözlerini kısıyor ve gayet mütebessim bir şekilde karşı duvardaki Hazreti İsa heykeline bakıp "Grazie, Signore" -Teşekkürler, Efendim- diyerek şükranlarını sunuyor. Ve çalışmasına devam ediyor. Bu sahneyi çok seviyorum. Yaratıcı ilhamın geldiği bir kaynak vardır ve tüm sanatçılar bu kaynağa inanır. Söz etmese, konuşmasa da onu hisseder. İlham saatidir o. İlhamın geldiği ve sanatçıyı bir trans haline sokarak yaratım sürecinin başladığı saat. Sanatçı o zaman gürül gürül akar, bir motor gibi çalışır, eli hareket etmeye, sesi çıkmaya başlar. Ortaya muazzam bir resim çıkar tüm iç dünyasını yansıttığı. O iç dünyalar her insanda vardır. Ancak bunu ressam ifade edebilir ve insanların etkilenme sebebi de budur zaten. Benim iç sıkıntımı...

Yazarak Düşünmek Nasıl Olur?

KARŞINDAKİ bir insan nasıl sana konuştuğu zaman sen de onu odaklanmış bir şekilde dinlersin, işte yazı yazmak da bunun gibidir. Çok iyi dinleyiciler vardır. Öyle can kulağıyla dinlerler ki senin de konuştukça konuşasın gelir, durmadan anlatırsın. Hatta bazıları sussalar da senin konuşmana yön verirler. Sen şelale gibi akarken ne yöne akacağını minik rötuşlarla ayarlarlar. Sen o akış esnasında fark etmezsin bile. Sen şevkle istediğin konuları anlattığını düşünürsün. Hararetle anlatırken konulara kendini kaptırdığından dolayı o kaptırmada aslında konuların duygularının fanusunun içine girersin. Bir dış izleyici ve dinleyici olan karşındaki kişi de olaylara o fanusun dışından daha net bakabilir.  Tek başına bir masaya oturup yazı yazmak da bu karşılıklı iletişim biçimine benzer. Yazı yazarken zihin bir akış halindedir. Harıl harıl akar. O esnada da eller çalışır. Kalem ya da klavyeyi kullanarak. Yazıya döker. Orada saf ve ham duygular vardır. Duygular hissettiği yerde zihinden geçen f...