İNSANLAR işe yarar bilgi istiyor. Hayatlarını olumlu yönde değiştirecek bilgiyi. Karanlık şeylerle uğraşmaya kimsenin vakti yok. Hali hiç yok. Hayat bir koşuşturmaca. İş güç ekmek kavgası yüksek tondan devam ediyor. İnsanların ayakta kalmaya ihtiyacı var. Kimsenin zamanı yok. Çoğunluk kadınlar olmak üzere en azından okuyan bir kesim de yok değil. Türk insanı hiç mi hiç okumuyor değil. Sadece azınlık. Biz göçmen gibiyiz bu ülkede biraz da.
Karanlık şeylerle uğraşanlar genelde o karanlıkta olanlar. Psikolojik anlamda söylüyorum. Depresif modda olan birisine bazen depresif bir film, müzik ya da yazı iyi gelebiliyor. Modu daha iyi olan birisini bu tarz şeyler kesinlikle düşürür elbet. Ama modu aşağıda olan birisi, bir de durağan bir devrindeyse yani çıkış yapacak hali yoksa o zaman bu tarz meşguliyetler ona yalnız olmadığı hissini verir. Kendi o anki duygularına hitap eden bir yazıya, müziğe, filme denk geldiğinde, yani tanıdık ve içindeki duygularını barındıran bir notayla, sesle biraz tazelenmiş hisseder. Depresif modda ve belki de yalnız iken. En azından bu aktivite onun yalnızlık hissini alır ve depresyondan çıkarmasa da en azından biraz tutar. Ama bu durumun geçici olması gerektiğini de bilir. Hareket eden hayatın içinde sürdürülebilir bir pozisyon değildir burası. Buraya mahkum yaşayanlar için ise hayatına devam edebilmesi için zaten çevresi, ailesi şartlarını müsait hale getirir. Sosyal hayatın akışında dengeli bir ritimde var olamaz.
İnsanlar işe yarar bilgi istiyor demiştik. Depresif moddaki sanatsal yapıtlar işte yukarıda bahsettiğim işe yarar. Başka da bir işe yaramaz ama. Hatta iyiyi kötü hale bile düşürebilir. Kötüyü daha da kötü yapabilir belki de. Ancak sosyal hayatın içinde akan insanlar genelde bu havzaya yaklaşmaz. Böyle bir şey gördüklerinde kendi gölge yanlarını hatırlattığı için hemen uzaklaşırlar. Farkındalıkla yaklaşanlar için buradan çıkacak dersler vardır ama çok fazla buralarla meşgul olmanın da insana katacağı bir şey yoktur çünkü bir şeyle fazla hemhal olmanın sonuçları vardır. İnsana tesir eder. Sonuçta tempoyu düşürmenin alemi yoktur.
İşe yarar bilgi nedir? Bu hayatı yaşarken nasıl yaşıyoruz? Sosyal hayatın içinde insan ilişkileri üzerinden yaşıyoruz. İşte bu noktalardan söylenecek doğru ve nokta atışı sözler arıyor insanlar artık. Dan dun pat küt diye hayata girişirken bir iki duvara çarpınca artık hikmetli sözler arar hale geliyoruz. İşte hayır denmesi gereken yerde hayır demek gerektiği, evet denmesi gereken yerde evet demek gerektiği gibi. İnsan ilişkileri neden var? Kimlerle yakın olup kimlerden uzak durmalıyız? Hayat amacımız nedir? Hayatımızın merkezine neden birisini koyarız? Neden sevilme ihtiyacımız bu kadar şiddetli? Neden hayatımızın merkezine hobimizi, işimizi, hayata bir değer katma eylemimizi aldığımız zaman başkaları bizi meşgul edemez?
İşte bu soruların cevaplarını arayan, bulan ve söyleyen insanlara ihtiyacımız var ama bu işler tek taraflı değil. İletişim karşılıklı olur. Monologla ilişki kurmak mümkün değil. Narsist ve empat toksikliğine bağlamanın anlamı hiçbir zaman olmadı. Bunlara sebep olan travmaları da görmezden gelip vıcık romantizmi kutsallaştırmanın da anlamı yoktur.
Birbirini sömüren değil, birbirinin teknesinde delik açıp batıran değil, birbirini gerçek anlamda manen besleyen insanlar olmaya ihtiyacımız var. Yani biz işe yarar bilgi arıyoruz da, değer istiyoruz da, bu havzanın içine bizim kendimizi de yerleştirmemiz gerekiyor. O işe yararlılık havzasına yaklaşan dışarıdan bir varlık değiliz. Buna dahiliz ve buna çalışalım hadi. Fikirleri bile duygular yönetiyor. Duygularla yaşıyoruz aslında. Bu duygulardaki açık yaralara olan tepkilerimizle davranıyoruz. Buradan da bir alışkanlık doğmuş. O alışkanlığı tekrar ettikçe güvende hissediyoruz. Aynı sıkıntılı ilişkilere kendimizi sokarak. Bir tarafta tüm ilgi ve alakayı kendi üzerine çeken baskın taraf. İlişki ilerledikçe karşı tarafı varlığı ile eriten. Yok eden. Diğer taraf da o ilişki sürsün diye her şeyini veren taraf. Kimliğini yok eden taraf. Halbuki bu her şeyini veren taraf kıymetini bir bilse. O kadar değerli ki. Bu davranış kalıbı bile değerli aslında. Sadece yanlış yere yönlendiriyor. Bunun sebebi de doğru yere hayır demesi, yanlış yere evet demesinden kaynaklı. Yanlış yere evet diyerek de tüm enerjisini istismar ettiriyor, sömürtüyor, emdiriyor. Geriye ruh muh kalmıyor. Yaşam enerjisi bitiyor. Çünkü sönmüş. Avucunda bir şey kalmamış. Böylece karşı tarafa bağımlı oluyor. Çünkü tüm enerjisini ona verdi, onda o enerji. Onunla var artık. Bu kişinin uyanışı ancak yıkımla olur. Yıkıcı bir ayrılık. Ne kadar bağlandıysa o kadar büyük bir yıkım. Eğer yıkım sahici değilse bir başkasını bulacaktır hayatının merkezine koymak için. Halbuki öyle güzel bir yaratılışı ve yeteneği var ki. Hayatının merkezine kendi değerliliğini koyması gerekiyor. Bunun üzerine hobisini, işini gücünü, insanlara faydası olacak bir değeri üretip sunma faaliyetini koyması gerekiyor. Buradan beslenmesi gerekiyor. Buradan o enerjisinin alma verme döngüsünü kurması gerekiyor. Ondan sonra birisi gelir ve gider ya da kalır ama işte onun için artık fark etmiyor çünkü hayatının merkezine o kişi ya da kişileri almıyor. İşin matematiği belli. Doğru yere değil yanlış yere hayır dedikçe irade toparlanır, yaşam enerjisi ve iç huzuru artar. Sana verilen bu beden havuzundaki yaşam suyunu doğru yere infak etmek gerekiyor. Tutmamız gereken köşe orası işte. Yanlış yerlere israf etmemek gerekiyor. İlgi, alaka, zaman, emeğini yanlış yerlere akıtırsan sen de akar gidersin. Doğru yerlere, faydalı işlere, insanlara iyiliğe, değer üretip değer sunmaya akıtırsan o zaman akıp gitmezsin, dolar taşarsın, o su iyice bereketlenir, seni de besler başkalarını da. Sen artık o su israfı yüzünden susuz kalmalarla gelen yoksunluk girdabına düşmez ve sevgi açlığı ile seni ve duygularını umursamayan insanlara karşı dilencilik yapmaktan vazgeçersin. Hayır dersin. Sahici bir yıkım güzel bir uyanış getirir. Değerini bildirir, güzelce sınırlarını koyarsın ve hakikat üzerine çalışırsın. Can can deyu söylerlerdi ben can nedir şimdi bildim diye şiirde söylendiği gibi.
İşte bunun farkındalığı ile bu şekilde hep beraber ayakta kalmayacak mıyız?
Yorumlar
Yorum Gönder