Ana içeriğe atla

Rana ve Galaksisi (öykü)

KİBRİT kutusundan bir ev. Uzay boşluğunda. Süzülüyor. Etrafında yıldızlar. Evin etrafını turluyor. Bu sonsuzluk atmosferinde ses yok seda yok. Çok tiz bir keman solosu var sadece. Bazı yıldızlar hızlı, bazıları yavaş. Kimin nereden geldiği, nereye gittiği belli değil. Sonsuzluktan gelip, farklı açılardan, sonsuzluğa süzülüyor her şey. Kibrit kutusu evin, dikkat "gibi" değil, ev kibrit kutusundan yapılma, bir penceresi var. Pencerenin önünde bir kedi. Etrafı izliyor. Adı Nevra. Küçük kafası hiç sabit durmuyor. Etraf hareket halinde. Yıldızlar, gezegenler, galaksiler. Atmosfer çok berrak. Çok uzaktaki gezegenler bile görünüyor. Dev bir uzay akvaryumu. Etrafta balıklar yüzüyor. Balıktan yapılma gezegenler, "gibi" değil, balıktan. Nevra'nın karnı aç. Balıklar fazla büyük. Ev küçük. Arada pencere. Bir de evin ancak içinde nefes alınabiliyor. Uzayda kedi nefes alabilemez ki. Bu yüzden Nevra balık yiyemiyor. Annesinin başına da gidemiyor. Balıklara takıldı gözleri. Yoksa yatağın başına gidip miyavlamaya başlardı çoktan.

Mutfakta, ocağın üzerinde tencere var. İçinde çorba. Ocağın altı açık kalmış. Nevra'nın annesi uyanıyor; Rana. İnsandan bir anne, "gibi" değil, çocuğu da kedi, Nevra. Rana uyandı. Çorba taşmış. Tüm ev çorba kabarcığı dolmuş. Rana bir telaş sesleniyor, "Nevra neredesin kızım?". Annesi seslenince Nevra arkasını dönüyor ve etrafın çorba olduğunu görüyor. Miyavlıyor sadece. "Buradayım" demek istedi. Rana, telaşlanıyor. Bir kibrit çöpü alıyor. Kolunu evden dışarıya sarkıtıp kibrit kutusu evinden kibriti çakıyor. Kolunu eve geri çekiyor ve sigarasını yakıyor. Bir fırt çekiyor sigarasından, şimdi biraz sakinleşti. Evin üç katı büyüklüğünde bir balık duruyor pencerenin önünde. "Koku buradan mı geliyor?" diye soruyor Nevra'ya. Nevra miyavlıyor. "Evet" demek istedi. Bir miyav daha. "Bir kibrit kutusu ev dolusu çorba istemezsin, sen balıksın" diyor. İçeri Rana giriyor. Ayaklarında dizlerine kadar sarı çizme ile. Ayak bileklerine kadar da çorba içinde. Ellerini yana açarak etrafa bakıyor. Salonu kaplayan tüm kibritler de çorba olmuş.

Balıktan da kat be kat büyük bir deniz atı geliyor. Ev bu atın yanında toz zerresi kadar bir şey kalıyor. Balıkla yakın ahbaplar. Anlatıyor. Rana, alışkanlık edindi evi çorba etmeye. Her seferinde altını açık unutuyor ve uyuyor. Sen kokuyu aldın da geldin buraya. Ben her gün şahidim bu olaya. Bu uzaydaki her varlığın kendi yörüngesinde dolanması gibi bu evin de yörüngesi bu çorba. Kibritler kuruyor. Rana yine bir sigara yakıyor. İkincisini yakamıyor ama. Çorba yükseliyor. Islanıyorlar. Sonra yine sarı çizmeler. Nevra oralı bile değil. Akşam olunca tenceredeki çorbayı içerler. Sonra etrafı temizlerler. Ocağın altı ise hep açık. Yeni çorba yapınca, sonraki gün, yine aynı terane.

Rana bunları duyuyor ama duymamazlığa geliyor. Nevra ile çorba içiyorlar. Etrafı temizliyorlar. Nevra miyavlıyor. "Teşekkür ederim anneciğim" demek istedi. Rana tencereyi kenara alıyor. İçindeki çorbaya dokunmuyor. Ocak açık, çorba hep taze. Balık ve deniz atı konuşa konuşa uzaklaşıyorlar. Nevra tekrar pencere önüne geçiyor. Etrafı izlerken kanepenin üzerinde uyuyakalıyor.

Rana masa başına oturuyor. Kağıdı ve kalemi var. Bir sigara paketinden başka bir ev o esnada uzay boşluğundan gelip evine çarpıyor. Sarsılmanın şiddetinden savrulmamak için masasına tutunuyor. Kağıdına, kalemine sarılıyor. Çarpışma sonrası sigara paketinden ev başka bir yöne doğru uzay boşluğunda savrulup başka gezegenlerin ardında kalarak yok oluyor.

Rana yazmaya başlıyor.

Ne kadar nevi şahsına münhasır mahluklarız. Tek insan benim bu hayatta. Bir tane daha görmedim. Bir kedi gördüm, Nevra. Çok balık gördüm ama hep uzaktalar, gelip geçiyorlar. Deniz atı bir tane. Sadece alabildiğine farklı evler gördüm. Her gün de görmeye devam ediyorum. Bu kâinatta ama her şeyi kendi orijininde, özgün birer varlık. Ama tek insan benim. Başka da yok. Bunu özenle korumam gerekiyor. Her gün bir evin evime çarpmasını istemiyorum. Farklı evler görmek güzel, sigara kutusundan, bazen düzenli olarak yelekten, çizmelerden, 17.yy. Fransız peruğundan, kitaptan, laptoptan ve bir keresinde de cesetten evler; enteresan oluyor, evet ama tehlikeli de. Neyse ki masama tutunuyorum. Evim de karton kutudan zaten. Başıma taş maş düşmüyor.

İnsan içinden bazı bağlardan kurtulunca dışından bir coşkunluk geliyor. Yerinde duramıyor. Halbuki nasıl da o bağların kurtuluş gibi göründüğü anlar vardı, koşa koşa üzerine gittiğim. Üzerine gittikçe uykuya dalardım, uykuya daldıkça da rüyamda üzerine giderdim. Çorba da taşar da taşardı ve etraf yine ve yine batardı. Her gün olan şey işte. Deniz atı ve balığın dedikodusu boşuna mı?

Yalnız iki gündür kendimle gurur duyuyorum. Ya da bunun sebebi yaşlı bir keçi olabilir. İki gün önce tesadüf pencerenin kenarındayken evin önüne gelmiş, bir iki dakika göz göze geldik. İçimde bir şey koptu onunla bakışınca. Gözleri beni öyle hipnotize etti ki adeta beni rahatsız eden şeyi unuttum. Sonra gittiği zaman aklımda gözleri kaldı. Şimdi zihnimin içinde beni hep rahatsız eden şeyin hakimiyeti bitmiş ve o keçinin gözleri merkeze oturmuştu. Bunları yazarken daha da heyecanlanıyorum. Hafiflik var üzerimde. O beni rahatsız eden şey garip bir gezegendi. Devasa tabelalar uzanmış dört bir yanına, adeta küçük bir topa dönmüş gezegen. Her yanına ışıklar saçıyor. Gürültülü ve öfke dolu bir müzik yayıyor. Pencereden dışarıya baktığım zaman sol ve aşağı tarafta kalıyordu. Bazı günler boyutu daha büyüyordu, daha da yaklaşacak diye korkuyordum. Bazı günlerde de iyice küçülüyordu, seviniyordum. İki gündür ise pencereden bakıyorum ve nokta kadar kalmış. Üzerimdeki etkisi azaldı. Sadece onu görmemek için perdeyi biraz çekiyorum. İki gündür ama saat saat ufalıyor. Demek ki tamamen görüş açımızdan gitmesine az kaldı. Bu da beni rahatlatıyor. Birazdan ilk defa ocağın altını kapatacağım. Yaşam enerjimin yerine geldiğini hissediyorum.

Rana bu son noktasını koyup defterini kapatıyor. Yüzünde bir tebessüm. Saçlarını topluyor. Şimdi bir keyif sigarası yakacak. Kolunu evden dışarıya çıkarıyor ve kibriti çakmadan kolunu geri çekiyor. "Sigarayı da bırakayım ya" diyor kendi kendine. "Yarın da deniz atına söyleyeyim, burnuyla evimizi iterek bizi galaksimizde güzelce gezdirsin." Huzurla yatıp uyuyor. Güneş ışıkları araya giren gezegenler sayesinde kesiliyor. Rana gecenin ortasında uyanıyor. Artık şüphesi kalmamış bir hali var. Sadece meraktan pencerenin önüne gidiyor ve o gezegenin tamamen yok olduğunu görüyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Grazie, Signore

AMADEUS filminin bir sahnesinde Salieri piyano başında beste yapmaya çalışıyor. O  notayı bu notayı deniyor. Deniyor, deniyor ve en sonunda istediği nota bağrından çıkıp parmak uçlarında yaşam buluyor. Piyanodan gelen sesler Salieri'yi mutlu ediyor. Gözlerini kısıyor ve gayet mütebessim bir şekilde karşı duvardaki Hazreti İsa heykeline bakıp "Grazie, Signore" -Teşekkürler, Efendim- diyerek şükranlarını sunuyor. Ve çalışmasına devam ediyor. Bu sahneyi çok seviyorum. Yaratıcı ilhamın geldiği bir kaynak vardır ve tüm sanatçılar bu kaynağa inanır. Söz etmese, konuşmasa da onu hisseder. İlham saatidir o. İlhamın geldiği ve sanatçıyı bir trans haline sokarak yaratım sürecinin başladığı saat. Sanatçı o zaman gürül gürül akar, bir motor gibi çalışır, eli hareket etmeye, sesi çıkmaya başlar. Ortaya muazzam bir resim çıkar tüm iç dünyasını yansıttığı. O iç dünyalar her insanda vardır. Ancak bunu ressam ifade edebilir ve insanların etkilenme sebebi de budur zaten. Benim iç sıkıntımı...

Dostoyevski ve Balzac'ın İzdüşümü

RUS tarihinde ‘60’lar neslinin yaşadığı bir vaka vardır. Bu vaka 1860 ile 1870 yılları arasında vuku bulmuştur. Entelektüellikleri kıpır kıpır olup yerinde duramayan bu neslin gençlerinin Rus nihilizmi rüzgârına kapılması vakası.  Bu rüzgârı estiren başlıca sebeplerden birisi olan, 1853-1856 yılları arasında cereyan etmiş Kırım Savaşı hezimetidir. Bu hezimet, başta genç entelektüeller olmak üzere, insanların uyanışına vesile olmuş ve artık Rus çarlığının yönetim biçiminin, bürokrasisinin ve ordusunun ne menem bir şey olduğu, mevcut çağa yetişip yetişmediği üzerine yüksek tonda sorgulamalar ve tartışmalar başlatmıştır.  Savaş bitmeden bir yıl önce çarın anlamsızca büyük reformlara girişmesi ve bunlar çok geç kalınmış reformlar olduğu için bir de yetersiz kalıp insanlardaki umutsuzluğu daha da hızlandırmasıyla yönetim kendi kendine üzerine tuz biber ekmiştir.  Böylece Dostoyevski’nin de (1821-1881) eleştireceği o Rus Nihilizmini oluşturan psikolojik alt yapı her bakımdan ta...

Yazarak Düşünmek Nasıl Olur?

KARŞINDAKİ bir insan nasıl sana konuştuğu zaman sen de onu odaklanmış bir şekilde dinlersin, işte yazı yazmak da bunun gibidir. Çok iyi dinleyiciler vardır. Öyle can kulağıyla dinlerler ki senin de konuştukça konuşasın gelir, durmadan anlatırsın. Hatta bazıları sussalar da senin konuşmana yön verirler. Sen şelale gibi akarken ne yöne akacağını minik rötuşlarla ayarlarlar. Sen o akış esnasında fark etmezsin bile. Sen şevkle istediğin konuları anlattığını düşünürsün. Hararetle anlatırken konulara kendini kaptırdığından dolayı o kaptırmada aslında konuların duygularının fanusunun içine girersin. Bir dış izleyici ve dinleyici olan karşındaki kişi de olaylara o fanusun dışından daha net bakabilir.  Tek başına bir masaya oturup yazı yazmak da bu karşılıklı iletişim biçimine benzer. Yazı yazarken zihin bir akış halindedir. Harıl harıl akar. O esnada da eller çalışır. Kalem ya da klavyeyi kullanarak. Yazıya döker. Orada saf ve ham duygular vardır. Duygular hissettiği yerde zihinden geçen f...