İYİCE topraklandım. Dengelenmek kolay değil. İncitmeden, yaralanmadan. Aklım bir karış dallarımdaymış. Meğer toprağa bakmam gerekiyormuş. Teması hiç yitirmediğime. Yağmuru toplayıp beni besleyene. Bir perde kalktı sanki, gözlüklerimi çıkardığımdan beri. Eflatun umutlara döndü her bir acı. Topraklanıyorum artık, dallara kaçmadan. Şefkatle kucaklıyor, kucaklanıyorum Doğa Ana’ya bağlanarak. Besliyor beni kaçtığım, bağ kurdukça. Halbuki hep kendimi sakınır, gizli tutardım. Sır olurdum. Hiçbir faydası olmadı. Dallar kuruyup gitti. Meğer işin aslı temastaymış. Ama kırmadan, ama dökmeden. Doğa Ana’ya evlat olmakmış. İlişkideymiş. İletişimde. Yüzleşmede. Doğa Ana da gizlendi durdu, ben topraktan ve ondan gizlendikçe; sırf acıdan kaçacağım diye. Dallarım bana yüzlerini astı, öldürdükçe eflatun umutları. Hep beraber kuruduk, ne zaman dallara yöneldimse. Ve en sonunda, başka çare göremedim yönelmekten başka, toprağa. Belli oldu artık, yolum bu. Beslenmek için köklenmek, köklenmek için de her bir temasta kırmadan ve dökmeden dengeyi bulmak gerek. Bir de biz ceviz ağaçlarının ömrü 300 yıla kadar gider. Çok savsaklarsam, 50. yılı bile göremem ben bu gidişle. Eminim ama. Davrandım artık. Aklımı dallarımdan almaya. Mutluyuz şimdi, tek bir gövdede, hepsinin yüzü bana gülmede. Ne bana ne başkasına, artık kimseye faydası olmayan bir kuruyup gitmişlikten geçtim artık. Bir ceviz ağacıyım ben. 300 yıla yeltenen. Önce beslenen, sonra besleyen. Tüm dallarımı ve oradan da insanları. Herkese yeter benim cevizlerim. Besler. Aklı dallarında kimse kalmaz. Herkes dallanır budaklanır, kendini aşar. Çünkü dolan taşar. Ve gelir, ayaklanır, eflatun umutlar. Kalmaz gizlisi saklısı. Aşikâre çıkar. Topraktan gelip ceviz ağacında bedenlenir. Meyvesini verir, toprağa düşüp temas eder. Hep kendinden kendine bakar Doğa Ana. Ceviz ile toprak selamlaşır.
RUS tarihinde ‘60’lar neslinin yaşadığı bir vaka vardır. Bu vaka 1860 ile 1870 yılları arasında vuku bulmuştur. Entelektüellikleri kıpır kıpır olup yerinde duramayan bu neslin gençlerinin Rus nihilizmi rüzgârına kapılması vakası. Bu rüzgârı estiren başlıca sebeplerden birisi olan, 1853-1856 yılları arasında cereyan etmiş Kırım Savaşı hezimetidir. Bu hezimet, başta genç entelektüeller olmak üzere, insanların uyanışına vesile olmuş ve artık Rus çarlığının yönetim biçiminin, bürokrasisinin ve ordusunun ne menem bir şey olduğu, mevcut çağa yetişip yetişmediği üzerine yüksek tonda sorgulamalar ve tartışmalar başlatmıştır. Savaş bitmeden bir yıl önce çarın anlamsızca büyük reformlara girişmesi ve bunlar çok geç kalınmış reformlar olduğu için bir de yetersiz kalıp insanlardaki umutsuzluğu daha da hızlandırmasıyla yönetim kendi kendine üzerine tuz biber ekmiştir. Böylece Dostoyevski’nin de (1821-1881) eleştireceği o Rus Nihilizmini oluşturan psikolojik alt yapı her bakımdan ta...
Yorumlar
Yorum Gönder