HÖLDERLİN'İ anmak istiyorum bugün. Birçok Alman filozofun etkilendiği o büyük şairi. Bir gün çıldırdı. Her şey normal giderken, günler gayet doğal bir şekilde akarken, o da ders vermeye devam ederken. Bir gün. Bildiğimiz tanıdığımız anlamda çıldırmaktan çok daha ciddi bir şekilde çıldırdı. O andan itibaren yayan yürümeye başladı. Şehirleri yürüyerek geçti. Annesinin evine doğru. Tanıkların anlatımına göre görüntüsü hiç de eskisi gibi bir ciddi profesör görünümünde değildi. En çılgın delilik görünümünde, agresif, boş bakışlı ve üstü başı dağınık.
O andan itibaren onlarca yılını bir deli olarak geçirir. Bir nehrin yanına inşa edilmiş olan evde, başında nöbetçi ile onlarca yıl. Büyük bir şairdir. Sürüyle ziyaretçisi gelir. O da insanlara piyano çalar. Konuşmaları anlaşılmazdır. Saatlerce bahçede çalı çırpı ile vakit geçirir ve boş bir şekilde yürüyüşler yapar. Günleri böyle sakince geçer. Yalnız bir şeyi elinden hiç bırakmaz. Kendi yazdığı Hyperion kitabını.
Hölderlin çıldırdıktan sonra neden elinden hiç Hyperion kitabını düşürmemiştir? O kitapta ne bulur diğer yazdığı kitaplarından farklı olarak? Benim sezdiğim bazı şeyler var. Orada sanki hep bir mana bulur her okuyuşunda. Oraya kendini, çamurunu, ruhunu yazmıştır. Kendisiyle ilgili tanıdıklarını yazmıştır. Ama o çamurdan çıkışını da gizlemiştir o satırlara. Bu yüzden her okuyuşunda ruhen o çamurdan çıkar. Çamuru da ruhu da o satırlardadır. Bu yüzden kitabını elinden düşürmez şair. Evden çıkıp yürüyüşler yaparak ferahlar ama evdeyken Hyperion kitabına tutunur. Her okuyuşunda da "Harika, harika!" diye bağırır.
Jung vakayı mistifikasyona maruz bırakarak romantize eder. Evet, kitabını okuyarak bir sağaltım yaşadığı ve hatta manevi bir yükseliş yaşadığı doğrudur ama Jung direkt olarak en baştan çıldırmasını manevi alana geçiş olarak yorumlar.
Heidegger'in modern dünyaya olan eleştirilerini biliyoruz. Eleştirileri ile her şeyi öyle kuşatır ve tahrip eder ki elinde bir şey kalmaz. O noktada manevi bir sıçrama yaşaması gerekir ki eleştirdiklerine geri dönmesin. Sonuç olarak ne yapar? Son derslerinde nereye yönelir? Şiire. Hölderlin'e. Çünkü hakikat anlatılası değil, sezilesi bir şeydir ve bunun en olası yolu da şiirdir. Kur'an-ı Kerim mesela. Öyle bir sahada gelmiştir ki şiir atışmalarının, geleneğinin olduğu bir sahada, büyük şiir rekabetleriyle gelişen bir dilin sahasında gelmiştir. Büyük şairlerin bile şaşa kaldıkları bir şekilde gelmiştir.
Biz yine Avrupa'ya dönersek. Alman romantizmi de bir kırılma anıdır. Çünkü eleştirilerinden vazgeçtiği an İngiliz felsefesi ile ya kuruyup gidecek mekanikleşecektir ya da şiire doğru yükselecektir. Arada daha ne kadar bekleyebilir? Arafta durmaya can mı dayanır?
Şiir de çok nazlıdır. Sözlerle yazılır ama sözlerle anlaşılmaz. Vurgularla, duygularla, hislerle, yarattığı atmosferle anlaşılır. Hyperion yoğun bir şekilde imgelerle dolu duygusal, şiirsel bir roman.
Kitap öyle kapalıdır ki şair kendi iç dünyasını oraya kodlamıştır. Her okuyuşta sezerek o kodları kendisi görür ve coşkunluk yaşar. Çamuru ve ruhu oraya sinmiştir ve her okuyuşta o kodlar çözülür. Hatta şairin bile bilmediği şeyler o şiire siner iç dünyasına dair. Hölderlin'in hakikati. Aslı. Normalde çamurunu okurken daha kötü olması gerekirken yükseliyor. Çünkü yazar yazmaya devam ederek açılır, genişler, yükselir. Karanlık bir ormandaki keşif yolculuğu gibi. İç dünyasında yolculuğa çıkmıştır. Hölderlin, Hakikat-i Hölderlin'i arar.
Tasavvufta da Hakikat-i Muhammediye diye bir tabir vardır. Kuran, Hakikat-i Muhammediye'nin Hz. Muhammed'e olan hitabıdır. Kitap O'na gelmiştir. O da bize. Kitap onundur. Tıpkı Hyperion'un Hölderlin'in olması. Her şairin kitabı kendinedir ama insanlığa değil. Bir kitap insanlığadır ama o da şiir değil. Şiiri aşan bir şiire artık şiir denmez. Şiirliğini aşan, şiirlik perdesini yırtan bir şiir ya da insanlık perdesini yırtan bir insan, insanlığı aşan bir insan artık insan mıdır bildiğimiz anlamdaki? Neden bir adam Bayezidi Bestami'ye ben senin inandığın Rabbine inanırım ama şuradakilerin inandığına inanmam demiştir? Aynı Rabbe inanmıyorlar mı? Demek ki inanmıyorlar. Peki o gösterdikleri insanlarla Bayezidi Bestami aynı insan değil mi? Onlar da insan o da insan, değil mi? Demek ki değil. İnsan nedir? Şiir nedir? Rab? Hölderlin'e ne oldu? Hyperion?
Hölderlin'i özlüyorum. Hölderlin'i görüyorum. Bir kitap yazdı. 36 yaşında çıldırdı. 1806 yılında. 36 yaşından itibaren bütün yine sonraki tüm 36 yılını da delirmiş olarak geçirdi. Tübingen'deki kulesinde. 1843 yılına kadar. Elinde Hyperion ile. Çamuru ve ruhu. Kırık hayalleri, imkânsız aşkının acısı, toplumsal uyumsuzluğu ve tanrısal arayışı, şiirsel yüceliği. Hyperion’a tutundu. Onunla çıktı girdiği yerlerden. Girdiği yerleri yazdı. Onları okudu. Okudukça çıktı. Okumadığında tekrar girdi. Okudu o girdiği yerleri ve tekrar çıktı. Hölderlin şiir oldu. Şiirin kendi.
Yorumlar
Yorum Gönder