BİR gün Kayseri'ye gittim. Etrafı geziyorum. Sokaklarını, insanlarını, mimarisini anlamaya çalışıyorum. Karşıma Hunat Hatun Külliyesi çıktı. 1238 yılında yapılmış. Uzaktan gördüğüm zaman önce şaşırdım. Yaklaştıkça hayranlığım ve ürpertim arttı. Tam önünde durduğumda ise başka bir dünyada gibiydim. Başka bir evrene ait bir yapıydı bu çünkü. O bildik camilere benzemiyordu ya da kiliselere. Gayet sade ve mütevazi bir yapıydı. Ama kapısı pek mütevazi değildi. Kapı yapının kendisinden büyüktü. O ihtişamı, işlemeleri, devasa yapısı ile adeta altında eziliyordunuz.
Bunu Osmanlı yapıları için söyleyemem ama bu Selçuklu yapılarında Doğu'nun mistisizminin, gizeminin, sırrının izlerini mimarisini yaşayarak bire bir ruhunuzda hissedebilirsiniz. Tasavvuftaki o kapı metaforu. Hakikat kapısı. Oradan geçerek başkalaşmak. Benliği geride bırakmak. Bütün bu okumaların metni adeta bir mimari yapıya bürünmüştü gözümde. Kapıdan geçtikten sonra uzunca bir koridor vardı.
Kapıdan geçmiştik ama sanki henüz içeri girilmemişti. Bir boyuttan başka bir boyuta geçiyorduk adeta. O dönüşümün, başkalaşımın, terkin tefekkürüne itiyordu sanki sizi o koridor. Ardından içeriye girince İstanbul'da hiçbir Osmanlı camisinde ya da Bizans kilisesinde yaşamadığım o duygu. Korku. Ürperme. Gerilim. Karanlık ve sessiz. Etrafta gölgeler var. Sanki yer altı dünyasına inilmiş gibi. Fantastik. Ardından alışınca gelen dinginlik ve huzur. Fakat hiçbir mabette bu kadar farklı his ve duyguyu ardı ardına ve bir arada yaşadığımı hatırlamıyorum. Selçuklu sözü o anda benim için artık daha anlamlı hale gelmişti. Ve hayran kaldım.
Bildiğimiz klasik Osmanlı camilerinde ise içeriye girdiğiniz anda direkt bir ferahlık ve genişleme hissedersiniz. Osmanlı camii mimarisi hep Ayasofya ile yarışmıştır. Roma'nın başkenti İstanbul alındıktan sonra mimari özellikle bu yörüngeye girmiştir. Yani İstanbul camilerinin güzelliği hep Ayasofya ile olan rekabetin birer neticesidir.
Fakat İstanbul'a gelmeden çok önce yaşayan o Doğu mistisizminin mimarisi... Selçuklu? Gerçekten bambaşkaymış. Kapı sizi ezer, varlığınız hiç olur, sonra yapı sizi bambaşka bir boyuta alır, ardından içeriye girince de o ürperten gizemli gölgeler kulağınıza bazı hakikatleri fısıldar.
Yorumlar
Yorum Gönder