Ana içeriğe atla

Hayyul Kayyum Allah (şiir)

Yanıp sönen parıltılar

Karanlıklar arasında

Bırakmayacağım diyordu

Seni sana...


Sen bıraksan da kendini

Aksan da dalgalara

Açıklarda kopsan da

İpin bende...


Nereye gidersen git

Artık hep boğulacaksın

Beni unutamayacaksın

Sendeyim...


Bir parıltı oldun artık

Ne kadar sönsen de

Kumları üstüne bassan da

Saçılacaksın...


Bastıracaksın nefesini

Ama nefes almadan nereye kadar?

Ben senin nefesinim,

Soluyacaksın...


Bana mit derdin hep

Eskilerin masalları, bak

Ama, sen mit oldun

Hikâyemsin...


Nereye gitsen oradayım

Meyhane ya da camii

Nereye gidersen git

Maşuğunum...


Hâlâ ara dur, gülüyorum

Komiksin, trajikomik

Aradığını bulamayacak yorulacaksın

Bulamayansın...


Bulamaz, yapamaz, halledemezsin

Başaramaz, nefes alamaz

Kazanamazsın, anlasana

Mağlubumsun...


Maymun ettim seni bir öyle bir böyle

İp üstündeki bir sirk cambazı oldun

Sana renkli kıyafetler giydirdim

Rengini yitir diye...


Kay kayabildiğin kadar aşağılara

Düş düşebildiğin kadar yerlere

Pırıltılar üzerine bulaştı bir kere

Dönüşün hep bana...


Bir parıltı bıraktım kalbine

Her söndüğünde o doğacak

Sen bırakınca o tutacak

Seni bana...


Yanıp sönen parıltılar

Karanlıklar arasında

Bırakmayacağım diyordu

Seni sana...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Balzac ve Dostoyevski'nin İzdüşümü (Pazartesi14 Dergisi)

RUS tarihinde ‘60’lar neslinin yaşadığı bir vaka vardır. Bu vaka 1860 ile 1870 yılları arasında vuku bulmuştur. Entelektüellikleri kıpır kıpır olup yerinde duramayan bu neslin gençlerinin Rus nihilizmi rüzgârına kapılması vakası.  Bu rüzgârı estiren başlıca sebeplerden birisi olan, 1853-1856 yılları arasında cereyan etmiş Kırım Savaşı hezimetidir. Bu hezimet, başta genç entelektüeller olmak üzere, insanların uyanışına vesile olmuş ve artık Rus çarlığının yönetim biçiminin, bürokrasisinin ve ordusunun ne menem bir şey olduğu, mevcut çağa yetişip yetişmediği üzerine yüksek tonda sorgulamalar ve tartışmalar başlatmıştır.  Savaş bitmeden bir yıl önce çarın anlamsızca büyük reformlara girişmesi ve bunlar çok geç kalınmış reformlar olduğu için bir de yetersiz kalıp insanlardaki umutsuzluğu daha da hızlandırmasıyla yönetim kendi kendine üzerine tuz biber ekmiştir.  Böylece Dostoyevski’nin de (1821-1881) eleştireceği o Rus Nihilizmini oluşturan psikolojik alt yapı her bakımdan ta...

Grazie, Signore

AMADEUS filminin bir sahnesinde Salieri piyano başında beste yapmaya çalışıyor. O  notayı bu notayı deniyor. Deniyor, deniyor ve en sonunda istediği nota bağrından çıkıp parmak uçlarında yaşam buluyor. Piyanodan gelen sesler Salieri'yi mutlu ediyor. Gözlerini kısıyor ve gayet mütebessim bir şekilde karşı duvardaki Hazreti İsa heykeline bakıp "Grazie, Signore" -Teşekkürler, Efendim- diyerek şükranlarını sunuyor. Ve çalışmasına devam ediyor. Bu sahneyi çok seviyorum. Yaratıcı ilhamın geldiği bir kaynak vardır ve tüm sanatçılar bu kaynağa inanır. Söz etmese, konuşmasa da onu hisseder. İlham saatidir o. İlhamın geldiği ve sanatçıyı bir trans haline sokarak yaratım sürecinin başladığı saat. Sanatçı o zaman gürül gürül akar, bir motor gibi çalışır, eli hareket etmeye, sesi çıkmaya başlar. Ortaya muazzam bir resim çıkar tüm iç dünyasını yansıttığı. O iç dünyalar her insanda vardır. Ancak bunu ressam ifade edebilir ve insanların etkilenme sebebi de budur zaten. Benim iç sıkıntımı...

Yazarak Düşünmek Nasıl Olur?

KARŞINDAKİ bir insan nasıl sana konuştuğu zaman sen de onu odaklanmış bir şekilde dinlersin, işte yazı yazmak da bunun gibidir. Çok iyi dinleyiciler vardır. Öyle can kulağıyla dinlerler ki senin de konuştukça konuşasın gelir, durmadan anlatırsın. Hatta bazıları sussalar da senin konuşmana yön verirler. Sen şelale gibi akarken ne yöne akacağını minik rötuşlarla ayarlarlar. Sen o akış esnasında fark etmezsin bile. Sen şevkle istediğin konuları anlattığını düşünürsün. Hararetle anlatırken konulara kendini kaptırdığından dolayı o kaptırmada aslında konuların duygularının fanusunun içine girersin. Bir dış izleyici ve dinleyici olan karşındaki kişi de olaylara o fanusun dışından daha net bakabilir.  Tek başına bir masaya oturup yazı yazmak da bu karşılıklı iletişim biçimine benzer. Yazı yazarken zihin bir akış halindedir. Harıl harıl akar. O esnada da eller çalışır. Kalem ya da klavyeyi kullanarak. Yazıya döker. Orada saf ve ham duygular vardır. Duygular hissettiği yerde zihinden geçen f...