Ana içeriğe atla

Hayatlar


HAYAT nedir? Hayat o kadar duygu değişimleri ile dolu ve yoğun ki, sanki her bir geçiş bizim için birer yeniden başlangıç gibidir. Sanki sayısız hayat yaşamış gibiyizdir. Her bir yeni açılan sayfa ile yeni bir hayata başlarız. Oradaki tazelik ve heyecan bilinmeyen mistik bir diyara geçiş izlenimi verir zihinlere. Yine ve en baştan umut ederiz. Heyecanla, güneşle ısınan serin rüzgarların yanaklarımızdan ve saçlarımızdan esmesine izin verirken yürür, koşar ve o diyara doğru uçarız. Taze âşıklar gibi kavuşur ve birbirimize sarılırız yeni hayatla.

Hayat, bedenin doğumu ile başlayıp bedenin ölümü ile biten bir parantez değildir. Bedenen yaşayıp ruhen ölen insan çok. Tam tersi olarak bedenen ölüp ruhen yaşayan da çok. O taptaze ve canlı ruh nereye gidiyor? Daha bedenen yaşarken kabına sığmayan o ruhun ölmeye niyeti olur mu? Peki ya bedenen yaşayıp ruhen ölenlerin bedenleri? O bedenler de etrafını kırar döker ve sırf zarar verir hem kendine hem etrafına. Ruhen dirilikte ise sırf fayda ve iyilik vardır.

Her birey o kadar nevi şahsına münhasır ve kabına sığmazdır ki, insanı biz kalıplara sokmak istesek de insan aslında tanımsız ve bilinmezdir. Uçsuz bucaksızdır. Bu durum gözümüzü korkuttuğu için bir yerde durup tanım veririz. Çünkü tanımlara göre yaşarız ve bu pratik hayatı kolaylaştırır. İnsan tanımı ise hep havada asılı kalır. Duvara asılıp okunmayan Kuran gibi.

Hangi renk, coğrafya, kültür ya da tecrübeden geçilirse geçilsin insan evladı kendi şahsi seçimleriyle birlikte hep Allah ile baş başadır. Bu noktada pazarlık kabul etmeyen bir konu vardır ki o da kalbin temizliği konusudur. Kalp temizliği mevzusu ruhani yolculuğun ana mevzudur. Mistisizm denilen anlayış. Tasavvuf. Sufizm. Spiritüalizm.

Nedir mistisizm? Bir nokta belirlemektir. Dini mükellefiyetlerin sevdiğimiz bir şeyleri elde etmek veya cehennemden kaçmak için yapılmasından ziyade belirlenen noktaya ulaşmak için yapılmasıdır. Çünkü noktaya yaklaşıldıkça benlik erimeye başlar. Benlik erirken istekler erir. İsteklerin erimesi demek beklentinin erimesi demektir. Beklenti kalmayınca acı, korku ve hüzün de kalmaz. İşte bu nokta kadere de tevekkül noktasıdır. Çünkü bu noktada haksızlık kalmaz. Her yerde Hak vardır çünkü. Hak yeme vardır ama bunun her zaman bugün ya da yarın bir karşılığı olur. Bu yüzden haksızlık yoktur. Ama imtihan vardır.

İşte mistisizm de arınmak olduğu için biri tekrar bir görme sanatıdır. Ancak arınma yoksa biri iki görürüz. İkilik varsa bir taraf haklı bir taraf haksızdır. Ama teklik olduğu zaman problemler çözülmüş olur. Bunlar ise hep kişinin kendi içinde yaşadığı hadiselerdir. İşte bu hadiseler birin iki olması ya da ikinin bir olması şeklinde tecelli ederken biz de duygularımızda değişimler yaşar ve sürekli eski hayatlardan yeni hayatlara geçeriz. Ne zaman noktaya daha da yaklaşırız o zaman hayat değişimleri de azalır ve gerçek hayat olan noktaya doğru iyice erir ve temizleniriz. Huzursuzluk ve kaos, karmaşa biter ve huzurlu bir şekilde eve döneriz.


*Resim Van Gogh'a ait. Yağmurdan sonra Auvers'te manzara. 1890.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Balzac ve Dostoyevski'nin İzdüşümü (Pazartesi14 Dergisi)

RUS tarihinde ‘60’lar neslinin yaşadığı bir vaka vardır. Bu vaka 1860 ile 1870 yılları arasında vuku bulmuştur. Entelektüellikleri kıpır kıpır olup yerinde duramayan bu neslin gençlerinin Rus nihilizmi rüzgârına kapılması vakası.  Bu rüzgârı estiren başlıca sebeplerden birisi olan, 1853-1856 yılları arasında cereyan etmiş Kırım Savaşı hezimetidir. Bu hezimet, başta genç entelektüeller olmak üzere, insanların uyanışına vesile olmuş ve artık Rus çarlığının yönetim biçiminin, bürokrasisinin ve ordusunun ne menem bir şey olduğu, mevcut çağa yetişip yetişmediği üzerine yüksek tonda sorgulamalar ve tartışmalar başlatmıştır.  Savaş bitmeden bir yıl önce çarın anlamsızca büyük reformlara girişmesi ve bunlar çok geç kalınmış reformlar olduğu için bir de yetersiz kalıp insanlardaki umutsuzluğu daha da hızlandırmasıyla yönetim kendi kendine üzerine tuz biber ekmiştir.  Böylece Dostoyevski’nin de (1821-1881) eleştireceği o Rus Nihilizmini oluşturan psikolojik alt yapı her bakımdan ta...

Grazie, Signore

AMADEUS filminin bir sahnesinde Salieri piyano başında beste yapmaya çalışıyor. O  notayı bu notayı deniyor. Deniyor, deniyor ve en sonunda istediği nota bağrından çıkıp parmak uçlarında yaşam buluyor. Piyanodan gelen sesler Salieri'yi mutlu ediyor. Gözlerini kısıyor ve gayet mütebessim bir şekilde karşı duvardaki Hazreti İsa heykeline bakıp "Grazie, Signore" -Teşekkürler, Efendim- diyerek şükranlarını sunuyor. Ve çalışmasına devam ediyor. Bu sahneyi çok seviyorum. Yaratıcı ilhamın geldiği bir kaynak vardır ve tüm sanatçılar bu kaynağa inanır. Söz etmese, konuşmasa da onu hisseder. İlham saatidir o. İlhamın geldiği ve sanatçıyı bir trans haline sokarak yaratım sürecinin başladığı saat. Sanatçı o zaman gürül gürül akar, bir motor gibi çalışır, eli hareket etmeye, sesi çıkmaya başlar. Ortaya muazzam bir resim çıkar tüm iç dünyasını yansıttığı. O iç dünyalar her insanda vardır. Ancak bunu ressam ifade edebilir ve insanların etkilenme sebebi de budur zaten. Benim iç sıkıntımı...

Yazarak Düşünmek Nasıl Olur?

KARŞINDAKİ bir insan nasıl sana konuştuğu zaman sen de onu odaklanmış bir şekilde dinlersin, işte yazı yazmak da bunun gibidir. Çok iyi dinleyiciler vardır. Öyle can kulağıyla dinlerler ki senin de konuştukça konuşasın gelir, durmadan anlatırsın. Hatta bazıları sussalar da senin konuşmana yön verirler. Sen şelale gibi akarken ne yöne akacağını minik rötuşlarla ayarlarlar. Sen o akış esnasında fark etmezsin bile. Sen şevkle istediğin konuları anlattığını düşünürsün. Hararetle anlatırken konulara kendini kaptırdığından dolayı o kaptırmada aslında konuların duygularının fanusunun içine girersin. Bir dış izleyici ve dinleyici olan karşındaki kişi de olaylara o fanusun dışından daha net bakabilir.  Tek başına bir masaya oturup yazı yazmak da bu karşılıklı iletişim biçimine benzer. Yazı yazarken zihin bir akış halindedir. Harıl harıl akar. O esnada da eller çalışır. Kalem ya da klavyeyi kullanarak. Yazıya döker. Orada saf ve ham duygular vardır. Duygular hissettiği yerde zihinden geçen f...