Ana içeriğe atla

Hukuksa Buyurun

HADİ bakalım hukuk devleti. Bakalım işimize gelecek mi? Çocuğun bacak atardamarını keserek kan kaybından ölmesini izleyen velinin de tutuklanması gerekiyor. Kasten cinayet var burada. O ulaşması zor olan atardamarın yerini nereden biliyor? Kasdi cinayettir bu da. Babalık içgüdüsü ile yaptı belki, orası ayrı. Ama hukuk içgüdülere bakmaz. Kurallara bakar. Çocuk hem yaş itibariyle hem psikiyatri itibariyle cezai ehliyetsiz. Asıl sorumluları anne babada. Katliamın görünürdeki figürü olarak bu 13 yaşındaki çocuğun hiçbir kesimde savunanı yok. Bir tek aklı başında birkaç psikolog ve psikiyatrist suçunun olmadığını söylüyor. 7 yaşındayken "ölmek istiyorum" diyen bir çocuk. 5 intihar girişimi var. Zekası çok yüksek. Kadınlık hormonunun ağır bastığı tespit edilmiş. Bir trans (babanın poligon, silah ve erkeklik kompleksi burada devreye girmiş). Ciddi psikiyatrik (otizm) sorunları var. Okulda ve evde zorbalanıyor. Gidecek yeri yok. Ölemiyor da. Tiktok hesabını inceledim. "Ne okulda ne evde olmak istiyorum" diye paylaşımları var. Allah, adamı böyle ters köşe yapar (bizim için söylüyorum). Madem çok insancılız. O velinin de cinayetten tutuklanması lazım. Çocuğun anne babası zaten müebbet yemesi lazım 10 çocuğun asıl katili oldukları için. Allah gariplerin Allah'ıdır. Allah bir insanı cani gösterir, o cezai ehliyeti olmayan bir masum çıkar. Aklı olan düşünür. Bu, hiçbir terörist örgüte bağlı olmayan bireysel bir iş. Bu yüzden herkese anlamsız geliyor. Türkiye'de de bir ilk. Şu anda maalesef okullarda ezilen ve sesini çıkaramayan birçok öğrenciye de idol ve kahraman oldu. Böyle bir kültürden haberimiz var mı? Bu kültürü kim yarattı? Tüm bunlar anlamsız geliyor çünkü insan psikolojisi umurumuzda değil. İçgüdüsel yaklaşıyoruz. Canı yananlar doğal olarak anlık içgüdüsel davranacak, davranır. İyi de aklı yitirmeye ne gerek var? Ortada anlaşılmayı bekleyen İsa Aras Mersinli değil, İsa üzerinden çocukları anlamak. Otizmi, hormonal dengesizliği, evdeki baba zulmünü ve okuldaki öğrenci zorbalığını... Bunu niye anlamamız gerekiyor? Bir daha yaşanmasın diye. Bazı ahmaklar anlamıyor. Bu katil güzellemesi değil, bir güvenlik önlemi. Kaldı ki katil güzellemesi yapanlara da ulaştım. Konuştum. Gerçekten psikolojisi yıkık olanlar. Mesela toplumca kusur olarak görülen bir özelliği olan bir kızla konuştum. Evde de okulda da hep dalga geçilmiş. Üniversiteye gitmeye çekiniyor. Sokakta yürüyemiyor. Korkuyor her an birisi bir şey yapacak diye. Psikolojisi çökmüş bu çocuklar (özellikle ergenler) işte School Shooterlara güzelleme yapıyor. Çünkü topluma öfke biriktiriyorlar hayatları bitiyor diye. Güzelleme elbette yanlış. İnsanlık dışı fakat bunu yapanları kendi elimizle insanlığın dışına çıkarmış olmuyor muyuz zaten? Bu konu araştırılmalı. Düşünülmeli. Ama önce bu kadar yaygara koparmadan o veli gözaltına alınıp soruşturulsun. Hakkaniyet kadar kıymetli bir şey yoktur bu hayatta.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Balzac ve Dostoyevski'nin İzdüşümü (Pazartesi14 Dergisi)

RUS tarihinde ‘60’lar neslinin yaşadığı bir vaka vardır. Bu vaka 1860 ile 1870 yılları arasında vuku bulmuştur. Entelektüellikleri kıpır kıpır olup yerinde duramayan bu neslin gençlerinin Rus nihilizmi rüzgârına kapılması vakası.  Bu rüzgârı estiren başlıca sebeplerden birisi olan, 1853-1856 yılları arasında cereyan etmiş Kırım Savaşı hezimetidir. Bu hezimet, başta genç entelektüeller olmak üzere, insanların uyanışına vesile olmuş ve artık Rus çarlığının yönetim biçiminin, bürokrasisinin ve ordusunun ne menem bir şey olduğu, mevcut çağa yetişip yetişmediği üzerine yüksek tonda sorgulamalar ve tartışmalar başlatmıştır.  Savaş bitmeden bir yıl önce çarın anlamsızca büyük reformlara girişmesi ve bunlar çok geç kalınmış reformlar olduğu için bir de yetersiz kalıp insanlardaki umutsuzluğu daha da hızlandırmasıyla yönetim kendi kendine üzerine tuz biber ekmiştir.  Böylece Dostoyevski’nin de (1821-1881) eleştireceği o Rus Nihilizmini oluşturan psikolojik alt yapı her bakımdan ta...

Grazie, Signore

AMADEUS filminin bir sahnesinde Salieri piyano başında beste yapmaya çalışıyor. O  notayı bu notayı deniyor. Deniyor, deniyor ve en sonunda istediği nota bağrından çıkıp parmak uçlarında yaşam buluyor. Piyanodan gelen sesler Salieri'yi mutlu ediyor. Gözlerini kısıyor ve gayet mütebessim bir şekilde karşı duvardaki Hazreti İsa heykeline bakıp "Grazie, Signore" -Teşekkürler, Efendim- diyerek şükranlarını sunuyor. Ve çalışmasına devam ediyor. Bu sahneyi çok seviyorum. Yaratıcı ilhamın geldiği bir kaynak vardır ve tüm sanatçılar bu kaynağa inanır. Söz etmese, konuşmasa da onu hisseder. İlham saatidir o. İlhamın geldiği ve sanatçıyı bir trans haline sokarak yaratım sürecinin başladığı saat. Sanatçı o zaman gürül gürül akar, bir motor gibi çalışır, eli hareket etmeye, sesi çıkmaya başlar. Ortaya muazzam bir resim çıkar tüm iç dünyasını yansıttığı. O iç dünyalar her insanda vardır. Ancak bunu ressam ifade edebilir ve insanların etkilenme sebebi de budur zaten. Benim iç sıkıntımı...

Yazarak Düşünmek Nasıl Olur?

KARŞINDAKİ bir insan nasıl sana konuştuğu zaman sen de onu odaklanmış bir şekilde dinlersin, işte yazı yazmak da bunun gibidir. Çok iyi dinleyiciler vardır. Öyle can kulağıyla dinlerler ki senin de konuştukça konuşasın gelir, durmadan anlatırsın. Hatta bazıları sussalar da senin konuşmana yön verirler. Sen şelale gibi akarken ne yöne akacağını minik rötuşlarla ayarlarlar. Sen o akış esnasında fark etmezsin bile. Sen şevkle istediğin konuları anlattığını düşünürsün. Hararetle anlatırken konulara kendini kaptırdığından dolayı o kaptırmada aslında konuların duygularının fanusunun içine girersin. Bir dış izleyici ve dinleyici olan karşındaki kişi de olaylara o fanusun dışından daha net bakabilir.  Tek başına bir masaya oturup yazı yazmak da bu karşılıklı iletişim biçimine benzer. Yazı yazarken zihin bir akış halindedir. Harıl harıl akar. O esnada da eller çalışır. Kalem ya da klavyeyi kullanarak. Yazıya döker. Orada saf ve ham duygular vardır. Duygular hissettiği yerde zihinden geçen f...