Ana içeriğe atla

İsa Aras Mersinli İhmalin Doruk Noktasıdır.

BİR iki ay geçip acı biraz soğuduktan sonra İsa Aras Mersinli üzerine çokça konuşulması gerekiyor. Sıcağı sıcağına büyük bir vahşetin arefesinde objektif olarak yaklaşmak mümkün değil ancak anne-baba %100 haksiz ve müebbet hapis yatmalilar.

Sistem zaten yetersiz. Hem evde hem okulda hem türlü hastalık ve travmalar arasına sıkışmış bir çocuktan nasıl canavar yaratmışlar, sonuçlarını iliklerimize kadar hissettik maalesef.

School shooterlar, okulun dominant ve ezici çocuklarından değil genelde ezilen, sessiz, zorbalanan + asperger sendromu tedavi edilmeyen çocuklardan çıkıyor.  Aras sosyalleşemediğini 7 yaşında fark ederek kendisine arkadaş bulmaktan vazgeçmiş, 5 kere intihar denemesinde bulunmuş, en son boğazını kesmiş ve siciline işlemesin diye hastanede babası nüfusunu kullanarak kayıtlara müdahalede bulunmuş....

Çocuk alarm veriyor. Çok açık hasta. Babanın her hareketi sıkıntılı. Ve her hareketi ile resmen bir vahşet için militan hazırlıyor. Ayrıca hormonal durumları ve trans durumları var. Oradan da zorbalanıyor. Baba tarafından boğulma ve cinsel taciz durumları var. Babanın oğulu poligona götürme sebebi de oyuncak bebekleri bırakıp silahlarla meşgul olmasını istemesi.

Bunların genelde yazılmama sebebi  katil güzellemesi olmasın ve psikopatlara da ilham vermesin diye. İyi de böyle kriz konularına duygusal yaklaşırsak bu ciddi problemler bu ülkede nasıl çözülecek? 20 yaşında birinden bahsetmiyoruz. 13 yaş bu. Cezai ehliyeti  yok hem yaş hem psikiyatrik bakımdan.

Suçlu mu? Suçlu. Cani mi? Cani. Ama bir de bu vahşet öncesi gelişen olaylar var. Bunların ilmek ilmek konuşulması gerekiyor. Çocuk yaşasa ya tımarhaneye ya ömür boyu hapse girmesi gerekiyordu. Ancak bu bizi bu konuda çözümleme yapmamıza engel olmamalı. Aksi halde bu toplum kendi kendini yok eden canlı bomba üretmeye devam eder maalesef. Ve maalesef bu çocuk da idolleştirilecek.

Taraftarlık kıskacı arasındayız. Bir taraf yüceltiyor ve psikopatolojiyi besliyor. Bir taraf da direkt iblis ilan edip konuyu kapatıyor. Üzerine düşünmek ve çözümlemek var mı? Maalesef yok. Mağdur olanlar ise maalesef hala bugün okullarda psikiyatrik problemi olsun ya da olmasın zorbalanan çocuklardır. Ve bu durumu takip etmeyen aileler. İsa Aras, ihmalin doruk noktasıdır. 10 çocuğun katili İsa'dır, İsa'nın katili de babası ve annesidir. Muhabbet, sevgi yoksa oradan her şey beklenir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Balzac ve Dostoyevski'nin İzdüşümü (Pazartesi14 Dergisi)

RUS tarihinde ‘60’lar neslinin yaşadığı bir vaka vardır. Bu vaka 1860 ile 1870 yılları arasında vuku bulmuştur. Entelektüellikleri kıpır kıpır olup yerinde duramayan bu neslin gençlerinin Rus nihilizmi rüzgârına kapılması vakası.  Bu rüzgârı estiren başlıca sebeplerden birisi olan, 1853-1856 yılları arasında cereyan etmiş Kırım Savaşı hezimetidir. Bu hezimet, başta genç entelektüeller olmak üzere, insanların uyanışına vesile olmuş ve artık Rus çarlığının yönetim biçiminin, bürokrasisinin ve ordusunun ne menem bir şey olduğu, mevcut çağa yetişip yetişmediği üzerine yüksek tonda sorgulamalar ve tartışmalar başlatmıştır.  Savaş bitmeden bir yıl önce çarın anlamsızca büyük reformlara girişmesi ve bunlar çok geç kalınmış reformlar olduğu için bir de yetersiz kalıp insanlardaki umutsuzluğu daha da hızlandırmasıyla yönetim kendi kendine üzerine tuz biber ekmiştir.  Böylece Dostoyevski’nin de (1821-1881) eleştireceği o Rus Nihilizmini oluşturan psikolojik alt yapı her bakımdan ta...

Grazie, Signore

AMADEUS filminin bir sahnesinde Salieri piyano başında beste yapmaya çalışıyor. O  notayı bu notayı deniyor. Deniyor, deniyor ve en sonunda istediği nota bağrından çıkıp parmak uçlarında yaşam buluyor. Piyanodan gelen sesler Salieri'yi mutlu ediyor. Gözlerini kısıyor ve gayet mütebessim bir şekilde karşı duvardaki Hazreti İsa heykeline bakıp "Grazie, Signore" -Teşekkürler, Efendim- diyerek şükranlarını sunuyor. Ve çalışmasına devam ediyor. Bu sahneyi çok seviyorum. Yaratıcı ilhamın geldiği bir kaynak vardır ve tüm sanatçılar bu kaynağa inanır. Söz etmese, konuşmasa da onu hisseder. İlham saatidir o. İlhamın geldiği ve sanatçıyı bir trans haline sokarak yaratım sürecinin başladığı saat. Sanatçı o zaman gürül gürül akar, bir motor gibi çalışır, eli hareket etmeye, sesi çıkmaya başlar. Ortaya muazzam bir resim çıkar tüm iç dünyasını yansıttığı. O iç dünyalar her insanda vardır. Ancak bunu ressam ifade edebilir ve insanların etkilenme sebebi de budur zaten. Benim iç sıkıntımı...

Yazarak Düşünmek Nasıl Olur?

KARŞINDAKİ bir insan nasıl sana konuştuğu zaman sen de onu odaklanmış bir şekilde dinlersin, işte yazı yazmak da bunun gibidir. Çok iyi dinleyiciler vardır. Öyle can kulağıyla dinlerler ki senin de konuştukça konuşasın gelir, durmadan anlatırsın. Hatta bazıları sussalar da senin konuşmana yön verirler. Sen şelale gibi akarken ne yöne akacağını minik rötuşlarla ayarlarlar. Sen o akış esnasında fark etmezsin bile. Sen şevkle istediğin konuları anlattığını düşünürsün. Hararetle anlatırken konulara kendini kaptırdığından dolayı o kaptırmada aslında konuların duygularının fanusunun içine girersin. Bir dış izleyici ve dinleyici olan karşındaki kişi de olaylara o fanusun dışından daha net bakabilir.  Tek başına bir masaya oturup yazı yazmak da bu karşılıklı iletişim biçimine benzer. Yazı yazarken zihin bir akış halindedir. Harıl harıl akar. O esnada da eller çalışır. Kalem ya da klavyeyi kullanarak. Yazıya döker. Orada saf ve ham duygular vardır. Duygular hissettiği yerde zihinden geçen f...