Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Veled-i Sanat -bir Van Gogh yazısı-

RESİM yaparak var olabiliyordu sadece Vincent Van Gogh. Sanatın gövdesine tutunmuş ve o gövdeyi sıktıkça sanatı da etrafa ahtapot gibi kollarını yayıyordu. O kadar çok resim yaptı, o kadar çok üretti ki, hemen yanlış bir intiba ile bunların hepsi Vincent yaşarken insanlara ulaştı zannedilebilir; hatta öyle ki herkes tablolarla temas kurdu ve Van Gogh buradan da beslendi yaşarken denebilir. Halbuki hiç de öyle olmadı. Van Gogh yaşadığı müddetçe 1 tane tablo satabildi sadece. Dünya çapında ses getirmesi ve tablolarının satmaya başlaması kardeşciği Theo'ya olan mektuplarının ortaya çıkmasıyla başlar. O mektuplardaki samimiyet, içtenlik, hayat mücadelesi, acziyet okurları çarpmıştır adeta. Van Gogh'un ruhunu insanlar mektuplarında yakalamıştır. O ruhla çarpılanlar da adeta akın akın tablolarını almış ve bugün de adına yapılan müzesine gidip o ruhu görmek istemişlerdir. O ruh halindeki Van Gogh acaba akıl hastanesinde kaldığı müddet içerisinde durduğu bir köşeden yaptığı resimde o k...

Sevgi nerede?

SEVGİYİ nasıl bulacağız? Çukurda mı aradık hep biz bu sevgiyi? O çukurlara girdik ve karanlığın sarhoşluğunda boğulduğumuzu fark etmedik. Çünkü çok yalnızdık. Anlamadık. Razı geldik. Çünkü yalnızlık katlanılmazdı ve çukurun karanlığı parlıyordu. Atladık ve yandık. Şimdi bize her yer çukur ve her yer karanlık görünmede. Saf duygularla çocuksu bir adım attık ve yandık ya, Şimdi bizi kim barıştıracak tekrar? Kim inandıracak? İnsan nerede? Sevgi nerede? Yoksa ben de bir çukura ve karanlığa mı dönüştüm, Artık insanların içine düşüp kaybolduğu? Tabii ya, insan insanın çukuru ve karanlığıdır. Bundan kim muaf? Var bir muaf belki Ama o da bizden muaf... Yine de bırakma bizi Sev, lütfen ve keremen... Öyle sev ki Çokça dolalım Öyle dolalım ki Artık sığmasın ayaklarımız o çukurlara Ve kaybolmayalım o parlayan karanlıklarda Elden de başkası gelmez Gelen bu Sen gel

Hastalıkta Gülmek, Sağlıkta Ağlamak

KALP ağrısı, el kol ve ayak bileklerinde şişkinlik sonrası nefsimin dikkati dağıldı. Ne malayani işler ne melankoli; bu durum beni direkt manevi yöne itti. Rabbimi anarak açıldım. Zaten artık hastalıklardan başka türlü çıkamıyorum.  Hastalık esnasında psikolojik iradeye de sahip olmak gerekiyor. Çünkü kendini acıya, sancıya bırakırsan kaybolabilirsin; mesela ben irademi, zihinsel direncimi kaybedersem sancılar kaslarımı daha çok sıkar ve midem daha çok bulanır. Kusmak çocukluğumdan beri en çok korktuğum şeydir. Ama ısrarlı hastalığa karşı çaresizce ısrarla Rabbimi andığım zaman yatakta sancı içindeyken, evet, zihnen bir irade sahibi oluyorum ve orayı en az zararla aşıyorum.  Gerekli tedaviyi de bir yandan görüyorsun. Ancak psikolojik, moral, manevi direnç de bir o kadar önemli.  Hastalık dışında normal yaşarken de aslında bu direnç gerekiyor. Zihnen güçlü olmak ve daha da ileri gidip kalben yumuşamak. Başka türlü nefsin sesi kesilmiyor çünkü. Ya hastalık vuruyor ve ölümün...

Köşeyi tutmak

NE zaman Üsküdar’dan ya da Galata köprüsünün oralardan geçsem sahil boyunca yan yana dizilmiş balıkçılar bende hayranlık uyandırır. Ben oradan geçip giderim ama onlar hep orada. Özellikle kendi köşelerini tutan balıkçılar. Saatlerce ve bir gün boyunca oradalar. Gün bitecek. Yarın da orada olacaklar. Sonraki gün de. Ve muhtemelen yine sonraki gün de. Belki belli günler orada olacaklar ve arada olmayacaklar ama biliyorum ki haftaya yine yan yana sıralanacaklar. Bir kova, bir sandalye, ağı fırlatılmış ve bir kenara yaslanmış bir olta, bazı bazı koyu muhabbetler, bazen de sadece denize doğru düşünsel dalışlar. Bazısının kovası doludur, bazısının boş. Bu işe girişenler için bu bir heves değil genelde bir yaşam tarzı. Sürekli oradalar çünkü. Yer tutuyorlar ve bir yaşam tarzına sahip oluyorlar. Denize açılan balıkçılardan bahsetmiyorum. Onlar bu işi mesleğe çevirmişler. Benim bahsettiklerim hobi olarak yapanlar. Hava kış da olsa, kapalı da olsa, yağmur da yağsa onları orada görürsün. Gerekli ...

Jeffrey Dahmer olmak ya da olmamak

MARILYN Manson'ın bir sözüne rastladım. Yıllar önce bir ropörtajında eğer müzikle tanışmasaydı bir Jeffrey Dahmer'e dönüşebileceğini söylüyordu. Seri katil olan Dahmer'i anladığını, zihin yapısının kendisiyle aynı olduğunu ama onun sadece bunu sağaltacak bir yer bulamadığını, köşeye sıkıştığını belirtiyordu. Dahmer'in babası Lionel A Father's Story kitabında oğlu hakkında şu cümleleri kurar: "Bu, hayal edilmesi zor bir seviyede körlük ya da belki inkâr idi, ama gerçekti. Sanki oğlumu ses geçirmez bir kabine kilitlemiş, sonra perdeleri çekerek neye dönüştüğünü ne duyabiliyor ne de görebiliyordum." ya da başka bir sayfada: "Genişlemesi gereken sosyal hayatı, zihninden daha büyük olmayan bir çembere daraldı; hayali bir dünyada arkadaşları hayaletler, sevgilileri ise hareketsiz et yığınlarıydı." Marilyn Manson müzik dünyasının oldukça karanlık bir yüzü, sözleri de karanlığın bilgeliği gibi. Aramızdaki tek farkın kendimizi ifade etme şeklimizin değişm...

Dibini kaşıklıyoruz

NETLEŞTİRMEMİZ gereken şey yalnızlığı bitirmek için girdiğimiz arayışların ilacı asla ama asla insan ve insanlar olmayacak. Bunu önkabul olarak almalısın. Tüm süreçler varlığının ayakta durmak için adım olarak bu yeryüzüne attığı varlıklarının adımları sadece, bu her adım bir yürüyüş sürecinin ufak bir parçası sadece, bu parçayı sakın büyütüp genişletip içinde kaybolma; unutma senin bir olan varlığının bu dünyaya açılan varlıklarının ki bunlar senin yine parçaların, her bir anın, her bir işin, iletişimin, hareketin... Varlığının varlıklarının enstantaneleri. Yalnızlığın bunlarla bitmez, hiçbir zaman bitmedi. Bittiğini sandın ama gerçek olanı, kalıcı olanı, her şeye rağmen devam eden o sahiciliği aramıyor musun? O şey bir ide değil, öz değil, felsefi bir kavram, ulvi bir makam değil, hayır. O bilinç altımızda dayandığımız ulvi rahimdir. Ama bu asla yüzeye çıkmaz. Bu öz olarak kalır. Eflatun'un bahsettiği gibi. Hayır, tartışmıyorum bu ideler, öz mü hayatımızı yönlendiriyor ya da biz ...

Öngörülemez bir okul katliamının sebebi

BU yazımda Amerikan tarihinin en öngörülemez olaylarından birinden bahsedeceğim. Adam Lanza vakası. Amerikan silahlanma yasaları gereği silahlara ulaşım çok kolay oluyor. Bu yüzden de Amerika'da korkunç bir adet baş göstermiş durumda. O da toplu okul katliamları faciaları. Genelde bu vakalarda okul hayatı boyunca ezilen, dalga geçilen ve travmalar neticesinde zihni sosyal anksiyete bozukluğu geliştiren bir çocuk bir gün gözü döner ve öç almaya karar verir. Elinin altında evde de ailesi tarafından tedarik edilmiş silahlar olduğundan bu öç almanın yöntemi korkunç sonuçlara sebebiyet verir. 12 öğrenci ve 1 öğretmenin öldüğü Eric Harris ve Dylan Klebold'un gerçekleştirdiği Columbine Lisesi katliamı gibi. Bu vakadan beri de yüzlerce okul saldırısı oldu. Çoğu intikam ve zorbalık travması kaynaklı. Adam Lanza ise olayı inceleyen polisler tarafından en ön görülemez vaka olarak yorumlanmıştır. Çünkü Adam Lanza'da sosyal fobi yoktu. Göz bakışları korkulu idi, insanlardan korkuyor gib...

Varamayış

VARAMAYIŞ bu yaşamın yegâne hakikatlerden birisi. Mutlak hakikat. İnsan varışa doğru olan varlıktır. Yarım kalmak yegâne hakikatse, yaşamın hakikati ise yaşamdaki canlılığın yegâne hakikati ise devinimdir, harekettir, varmayışa doğru olan seyirdir. Bu seyir bir süre devam edecek ve varamayışın hakikati galip gelerek insanı öldürecek. İnsan muhakkak ölecek. Sürdüğü arabayı bir yerde yol kenarına çekip bırakmak zorunda kalacak ve yolun kenarına uzanıp canını verecek. Bu ana kadar ise insan varamayışın öznesi olarak kalmak zorunda çünkü varlığı bunu zorunlu kılıyor yaşayan bir canlı olarak. Yaşamın ilk hakikati varamayış ise o yaşamı yaşayan canlının ilk hakikati ise varamayışa doğru akış hakikati. Varışa doğru olmak ama varamamak. Varamayacağını bile bile insan niye devam eder peki? Çünkü elinde sahip olduğu tek şey nefes almak. Eğer bu meylini de kaybederse arabayı kenara çekme vakti daha erken gelir. Devam ettiğin müddetçe bu ertelenir. Devam etmek sadece bedenen var olmak değildir, de...

Yarım

YİNE kendimden kendime kaçıyorum. Kendi kendime kurtarıcı benim diyeceğim hiç aklıma gelmezdi bir gün. Kendi keşmekeşimden, kendi başkalarının yol kenarlarında meslek haline dönebilecek dilenciliklerden kendime kaçıyorum. Dilencilik ile aşırı vericilik zihnimi kurcalıyor. Dilencilikle aldığın her bir şey senden bir parça koparıyor aslında ve aşırı vericilik, bu da aslında aynı anda gerçekleşen bir şey. Benliğimiz adeta paramparça. Ne kadar yorucu, ne kadar çok uğraştık insanlarla anlaşmaya çalışmakla. Boğulacak gibi oluyorum. Ne kadar çok düşünce var. Yağmur gibi yağan. Bazen sel oluyor, sulu kar oluyor. Hangi birini tutacaksın, kontrol edeceksin? İmkansız! Bir kahve alıyorum, arabama biniyorum ve keyfini çıkarıyorum. Kontrolün dışındaki o çıldırtıcı sayısız şeyler birden hayatın renklerine, çeşitliliğine, güzelliğine dönüşüyor. Kendimi yakamdan tutup kendime doğru çekip alıyorum. İşte yine satırlardayım. Yine kurtuldum. Bugün yine bir kurtuluş günü oldu. Her günüm kıyamet, her günüm h...

Çatlak duvar

DÜZENLİ olarak dergiler tarafından reddedilmeye başladım. Bu hoşuma da gidiyor ve iyiye işaret çünkü en azından geri dönüş alıyorum ve en azından bir ritme girdim. Daha kıymetli bir şey olabilir mi? Bir dükkânın olsa her gün gitmen gerekir. Bir sahafta işe başladıysan her gün kitapları düzenlemen gerekir. Saatçiysen her gün ayarlarına, camına ya da saatle ilgili ne gerekiyorsa onu yapman gerekir. Nefes alıp veriyorsak hala içimizde bir şeyler devindiğindendir. Sadece kalbin fizik tarafının kan pompalaması değil aynı zamanda enerji pompalayan insan yanımızın da; umutlu, tutkulu yahut imanlı yanımızın. Artık yeni oyunum bu. Dergilerden ret yemek. Türlü çeşitlilikteki edebiyat kültür sanat dergilerinden. Kimine şiir, kimine öykü, kimine deneme, inceleme, araştırma, kimine tarih metinleri gönderiyorum ve o kadar çok tarihi yazar kişiliği var ki bu konuda ilham aldığım. Yazar da şart değil, ressam da var. Mesela Vincent Van Gogh. Benim yasak aşkım. Neden yasak? Çünkü onunla çok düşünsel bağ...

Bir Ressamın Kırık Şövalesi (öykü)

MASADAN kalktım. Bir hafta boyunca karşımda taş gibi durmuştu. Şimdi gözleri doluyordu. Kendinize iyi bakın dedim. Yan masadan yaşını almış aktör abi geldi. Babacım Allahaısmarladık dedim. Sarıldık. Yanaklarından öptüm. Çantamı sırtlandım. Kasaya gittim. Çalışan kız arkadaş yeni gelen müşterilerle ilgileniyordu. Bir gözü de bendeydi geliyorum şimdi bakışlarıyla. Onlara anahtarlarını verdi, oda numaralarını söyledi. Sen geç geliyorum şimdi dedi. Odaya kadar onlara eşlik etmesi gerekiyordu.  Masaya geri döndüm. Otobüsün kalkmasına daha vardı. Rahat hissetmiyordum bir yandan da. Kasaya geri mi dönsem, kendi masama mı otursam, Haluk abinin masaya baktım yanında hiç yer yoktu. Onun da ailesi gelmişti sonradan bu pansiyona. Gitmek için sabırsızlanıyordum. Hande'yle bir vedalaşayım da. Mecbur kendi masama oturdum. Suzan ve arkadaşlarıyla işte yine karşı karşıyaydık. Bana acıyorlardı. Şimdi ise bu acıma merasimi tavan yapmıştı.  Bir an önce gitmem lazım. Suzan "biraz daha kalsaydın...